Avatar of Vocabulary Set Coğrafya

TOEFL için Temel Kelime Bilgisi İçinde Coğrafya Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'TOEFL için Temel Kelime Bilgisi' içinde 'Coğrafya' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

geology

/dʒiˈɑː.lə.dʒi/

(noun) jeoloji

Örnek:

She is studying geology at the university.
Üniversitede jeoloji okuyor.

hemisphere

/ˈhem.ə.sfɪr/

(noun) yarımküre

Örnek:

The Amazon rainforest is primarily located in the Southern Hemisphere.
Amazon yağmur ormanları ağırlıklı olarak Güney Yarımküre'de yer almaktadır.

altitude

/ˈæl.tə.tuːd/

(noun) irtifa, yükseklik

Örnek:

The aircraft reached an altitude of 30,000 feet.
Uçak 30.000 fit irtifaya ulaştı.

latitude

/ˈlæt̬.ə.tuːd/

(noun) enlem, serbestlik, hareket alanı

Örnek:

The city is located at 34 degrees north latitude.
Şehir 34 derece kuzey enleminde yer almaktadır.

continental

/ˌkɑːn.t̬ənˈen.t̬əl/

(adjective) kıtasal;

(noun) Kıta Avrupalısı

Örnek:

She prefers continental breakfast over a full English one.
Tam İngiliz kahvaltısı yerine kıta kahvaltısını tercih ediyor.

longitude

/ˈlɑːn.dʒə.tuːd/

(noun) boylam

Örnek:

The ship's position was determined by its longitude and latitude.
Geminin konumu boylam ve enlemine göre belirlendi.

tropic

/ˈtrɑː.pɪk/

(noun) dönence;

(adjective) tropikal

Örnek:

The sun is directly overhead at the tropic during the solstice.
Gündönümü sırasında güneş doğrudan dönence üzerindedir.

tropical

/ˈtrɑː.pɪ.kəl/

(adjective) tropikal, sıcak ve nemli

Örnek:

Brazil has a largely tropical climate.
Brezilya büyük ölçüde tropikal bir iklime sahiptir.

horizon

/həˈraɪ.zən/

(noun) ufuk, kapsam

Örnek:

The sun dipped below the horizon, painting the sky in hues of orange and purple.
Güneş ufuk çizgisinin altına battı, gökyüzünü turuncu ve mor tonlarına boyadı.

equator

/ɪˈkweɪ.t̬ɚ/

(noun) ekvator

Örnek:

The ship crossed the equator on its journey south.
Gemi güneye yolculuğunda ekvatoru geçti.

peninsula

/pəˈnɪn.sə.lə/

(noun) yarımada

Örnek:

The Iberian Peninsula includes Spain and Portugal.
İber Yarımadası İspanya ve Portekiz'i içerir.

highland

/ˈhaɪ.lənd/

(noun) yüksek arazi, dağlık bölge;

(adjective) yüksek, dağlık

Örnek:

The sheep graze on the highland pastures.
Koyunlar yüksek otlaklarda otlar.

inland

/ˈɪn.lənd/

(adverb) iç bölgelere, içeride;

(adjective) iç, kara içi

Örnek:

They traveled inland for several days.
Birkaç gün iç bölgelere doğru seyahat ettiler.

hilly

/ˈhɪl.i/

(adjective) engebeli, tepelik

Örnek:

The countryside around here is very hilly.
Buradaki kırsal alan çok engebeli.

terrain

/təˈreɪn/

(noun) arazi, yeryüzü şekli

Örnek:

The mountainous terrain made hiking difficult.
Dağlık arazi yürüyüşü zorlaştırdı.

slope

/sloʊp/

(noun) eğim, yamaç;

(verb) eğimli olmak, meyilli olmak

Örnek:

The house is built on a steep slope.
Ev dik bir yamaçta inşa edilmiştir.

pole

/poʊl/

(noun) direk, sırık, çubuk;

(verb) sırıkla itmek, direklemek

Örnek:

The flag was raised on a tall pole.
Bayrak uzun bir direğe çekildi.

ravine

/rəˈviːn/

(noun) vadi, kanyon

Örnek:

The hikers carefully descended into the ravine.
Yürüyüşçüler dikkatlice vadiye indiler.

branch

/bræntʃ/

(noun) dal, şube, kısım;

(verb) dallanmak, ayrılmak

Örnek:

The bird landed on a high branch.
Kuş yüksek bir dala kondu.

current

/ˈkɝː.ənt/

(adjective) mevcut, şimdiki;

(noun) akıntı, akım, elektrik akımı

Örnek:

What's your current address?
Mevcut adresiniz nedir?

tide

/taɪd/

(noun) gelgit, medcezir, dalga;

(verb) idare etmek, atlatmak

Örnek:

The tide is coming in, so the beach will soon be covered.
Gelgit geliyor, bu yüzden plaj yakında kapanacak.

gulf

/ɡʌlf/

(noun) körfez, uçurum, derin yarık

Örnek:

The ship sailed into the gulf.
Gemi körfeze doğru yelken açtı.

coastal

/ˈkoʊ.stəl/

(adjective) kıyı, sahil

Örnek:

The town is known for its beautiful coastal scenery.
Şehir, güzel kıyı manzaralarıyla tanınır.

crater

/ˈkreɪ.t̬ɚ/

(noun) krater;

(verb) krater oluşturmak, kraterlemek

Örnek:

The meteor left a massive crater in the desert.
Meteor çölde devasa bir krater bıraktı.

lava

/ˈlɑː.və/

(noun) lav

Örnek:

The volcano erupted, sending streams of red-hot lava down its slopes.
Volkan patladı, yamaçlarından kıpkırmızı lav akıntıları aşağıya doğru aktı.

iceberg

/ˈaɪs.bɝːɡ/

(noun) buzdağı, buzdağının görünen yüzü

Örnek:

The ship narrowly avoided hitting an iceberg.
Gemi kıl payı bir buzdağına çarpmaktan kurtuldu.

glacier

/ˈɡleɪ.ʃɚ/

(noun) buzul

Örnek:

The massive glacier slowly carved out the valley over millennia.
Devasa buzul, binlerce yıl boyunca vadiyi yavaşça oydu.

canyon

/ˈkæn.jən/

(noun) kanyon, vadi

Örnek:

The Grand Canyon is a natural wonder.
Büyük Kanyon doğal bir harikadır.

reef

/riːf/

(noun) resif, kayalık;

(verb) yelken küçültmek, yelkeni toplamak

Örnek:

The ship ran aground on the coral reef.
Gemi mercan resifine çarparak karaya oturdu.

coral reef

/ˌkɔːr.əl ˈriːf/

(noun) mercan resifi

Örnek:

Divers explored the vibrant coral reef teeming with marine life.
Dalgıçlar, deniz yaşamıyla dolu canlı mercan resifini keşfetti.

pond

/pɑːnd/

(noun) gölet, havuz;

(verb) düşünmek, derinlemesine düşünmek

Örnek:

The ducks are swimming in the pond.
Ördekler gölette yüzüyor.

marine

/məˈriːn/

(adjective) deniz, denizcilik, gemicilik;

(noun) deniz piyadesi, bahriyeli

Örnek:

The scientist studies marine life.
Bilim insanı deniz yaşamını inceliyor.

peak

/piːk/

(noun) zirve, doruk;

(verb) zirveye ulaşmak, doruğa çıkmak;

(adjective) zirve, en yüksek

Örnek:

The athlete reached the peak of his career at the age of 28.
Sporcu kariyerinin zirvesine 28 yaşında ulaştı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren