Avatar of Vocabulary Set Ruh Sağlığı ve Bozuklukları

TOEFL için Gelişmiş Kelime Bilgisi İçinde Ruh Sağlığı ve Bozuklukları Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'TOEFL için Gelişmiş Kelime Bilgisi' içinde 'Ruh Sağlığı ve Bozuklukları' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

monomania

/ˌmɑː.nəˈmeɪ.ni.ə/

(noun) monomani, tek takıntı

Örnek:

His monomania for collecting rare stamps consumed his entire life.
Nadir pulları toplama monomanisi tüm hayatını tüketti.

‌seasonal affective disorder

/ˈsiːzənəl əˈfɛktɪv dɪsˈɔːrdər/

(noun) mevsimsel duygudurum bozukluğu

Örnek:

During the winter months, she often experiences symptoms of seasonal affective disorder, feeling low on energy and moody.
Kış aylarında sık sık mevsimsel duygudurum bozukluğu belirtileri gösterir, enerjisi düşük ve huysuz hisseder.

postpartum depression

/ˌpoʊstˈpɑːr.t̬əm dɪˈpreʃ.ən/

(noun) doğum sonrası depresyon, loğusalık depresyonu

Örnek:

Many new mothers experience postpartum depression and should seek support.
Pek çok yeni anne doğum sonrası depresyon yaşar ve destek almalıdır.

anorexia

/ˌæn.əˈrek.si.ə/

(noun) anoreksiya, yeme bozukluğu

Örnek:

She was diagnosed with anorexia after losing a dangerous amount of weight.
Tehlikeli miktarda kilo verdikten sonra kendisine anoreksiya teşhisi kondu.

anorexic

/ˌæn.əˈrek.sɪk/

(adjective) anoreksik;

(noun) anoreksik

Örnek:

She was diagnosed with an anorexic condition.
Ona anoreksik bir durum teşhisi konuldu.

maladjusted

/ˌmæl.əˈdʒʌs.tɪd/

(adjective) uyumsuz, kötü uyum sağlamış

Örnek:

The child was described as emotionally maladjusted.
Çocuk duygusal olarak uyumsuz olarak tanımlandı.

body dysmorphic disorder

/ˈbɑː.di dɪsˈmɔːr.fɪk dɪsˌɔːr.dɚ/

(noun) beden dismorfik bozukluğu

Örnek:

She was diagnosed with body dysmorphic disorder after years of obsessing over her nose.
Yıllarca burnuna takıntılı olduktan sonra kendisine beden dismorfik bozukluğu teşhisi konuldu.

megalomania

/ˌmeɡ.əl.əˈmeɪ.ni.ə/

(noun) megalomani, büyüklük hezeyanı

Örnek:

His megalomania led him to believe he was destined to rule the world.
Megalomanisi onu dünyayı yönetmeye mahkum olduğuna inandırdı.

shock therapy

/ˈʃɑːk ˌθer.ə.pi/

(noun) şok tedavisi, elektrokonvülsif terapi, radikal önlem

Örnek:

The doctor recommended shock therapy for severe depression.
Doktor, şiddetli depresyon için şok tedavisi önerdi.

psychosis

/saɪˈkoʊ.sɪs/

(noun) psikoz, ruhsal bozukluk

Örnek:

He was diagnosed with psychosis after experiencing hallucinations.
Halüsinasyonlar yaşadıktan sonra kendisine psikoz teşhisi konuldu.

melancholia

/ˌmel.əŋˈkoʊ.li.ə/

(noun) melankoli, hüzün, derin keder

Örnek:

His poetry often reflects a profound sense of melancholia.
Şiirleri genellikle derin bir melankoli hissini yansıtır.

inferiority complex

/ɪnˌfɪriˈɔrəti ˈkɑmplɛks/

(noun) aşağılık kompleksi

Örnek:

He developed an inferiority complex after failing the exam multiple times.
Sınavda defalarca başarısız olduktan sonra bir aşağılık kompleksi geliştirdi.

breakdown

/ˈbreɪk.daʊn/

(noun) arıza, bozulma, çöküş

Örnek:

The car had a breakdown on the highway.
Araba otoyolda arızalandı.

catatonia

/ˌkæt̬.əˈtoʊ.ni.ə/

(noun) katatoni

Örnek:

The patient fell into a state of catatonia and did not respond to any stimuli.
Hasta katatoni durumuna girdi ve hiçbir uyarana yanıt vermedi.

pyromania

/ˌpaɪ.roʊˈmeɪ.ni.ə/

(noun) piromani, kundaklama hastalığı

Örnek:

The suspect was diagnosed with pyromania after several incidents of arson.
Şüpheli, birkaç kundaklama olayından sonra piromani teşhisi aldı.

kleptomania

/ˌklep.toʊˈmeɪ.ni.ə/

(noun) kleptomani, çalma hastalığı

Örnek:

She was diagnosed with kleptomania after repeatedly shoplifting items she didn't need.
İhtiyacı olmayan eşyaları defalarca çaldıktan sonra kendisine kleptomani teşhisi konuldu.

hypochondria

/ˌhaɪ.poʊˈkɑːn.dri.ə/

(noun) hipokondri

Örnek:

His constant worry about minor aches and pains was a clear sign of hypochondria.
Küçük ağrı ve sızılar hakkındaki sürekli endişesi, hipokondrinin açık bir işaretiydi.

neurosis

/nʊˈroʊ.sɪs/

(noun) nevroz

Örnek:

She developed a severe neurosis after the traumatic event.
Travmatik olaydan sonra ciddi bir nevroz geliştirdi.

orthorexia nervosa

/ˌɔːr.θəˈrek.si.ə nɜːrˈvoʊ.sə/

(noun) ortoreksiya nervoza

Örnek:

Her obsession with clean eating eventually developed into orthorexia nervosa.
Sağlıklı beslenme takıntısı sonunda ortoreksiya nervozaya dönüştü.

psychotic

/saɪˈkɑː.t̬ɪk/

(adjective) psikotik, çılgın, deli;

(noun) psikotik

Örnek:

He was diagnosed with a psychotic disorder.
Ona psikotik bir bozukluk teşhisi konuldu.

self-mutilation

/ˌself.mjuː.tɪˈleɪ.ʃən/

(noun) kendine zarar verme, öz kıyım

Örnek:

The patient showed signs of self-mutilation on her arms.
Hastanın kollarında kendine zarar verme belirtileri vardı.

psychosomatic

/ˌsaɪ.koʊ.soʊˈmæt̬.ɪk/

(adjective) psikosomatik

Örnek:

Her chronic headaches were diagnosed as psychosomatic.
Kronik baş ağrıları psikosomatik olarak teşhis edildi.

manic-depressive

/ˌmæn.ɪk.dɪˈpres.ɪv/

(noun) manik-depresif;

(adjective) manik-depresif

Örnek:

He was diagnosed as manic-depressive after experiencing extreme mood swings.
Aşırı ruh hali değişimleri yaşadıktan sonra manik-depresif teşhisi konuldu.

persecution complex

/ˌpɝː.səˈkjuː.ʃən ˈkɑːm.pleks/

(noun) zulüm kompleksi, kendini kurban görme takıntısı

Örnek:

He has a persecution complex and thinks everyone at work is plotting against him.
Onun zulüm kompleksi var ve işteki herkesin ona karşı komplo kurduğunu düşünüyor.

psychoanalysis

/ˌsaɪ.koʊ.əˈnæl.ə.sɪs/

(noun) psikanaliz

Örnek:

Freud is considered the father of psychoanalysis.
Freud, psikanalizin babası olarak kabul edilir.

psychiatry

/saɪˈkaɪə.tri/

(noun) psikiyatri

Örnek:

She decided to specialize in psychiatry after medical school.
Tıp fakültesinden sonra psikiyatri alanında uzmanlaşmaya karar verdi.

attention deficit hyperactivity disorder

/əˌten.ʃən ˌdef.ə.sɪt ˌhaɪ.pɚ.æk.tɪv.ə.t̬i dɪsˈɔːr.dɚ/

(noun) dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu

Örnek:

Children with attention deficit hyperactivity disorder may struggle with focus in school.
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuklar okulda odaklanmakta zorlanabilirler.

psychotherapy

/ˌsaɪ.koʊˈθer.ə.pi/

(noun) psikoterapi

Örnek:

She decided to undergo psychotherapy to cope with her anxiety.
Anksiyetesiyle başa çıkmak için psikoterapi görmeye karar verdi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren