Avatar of Vocabulary Set Eğitim

TOEFL için Gelişmiş Kelime Bilgisi İçinde Eğitim Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'TOEFL için Gelişmiş Kelime Bilgisi' içinde 'Eğitim' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

grade point average

/ˌɡreɪd pɔɪnt ˈævərɪdʒ/

(noun) not ortalaması, GPA

Örnek:

Her grade point average is high enough for the scholarship.
Not ortalaması burs için yeterince yüksek.

General Equivalency Diploma

/ˌdʒen.ər.əl ɪˈkwɪv.ə.lən.si dɪˈploʊ.mə/

(noun) Genel Denklik Diploması, GED

Örnek:

She earned her General Equivalency Diploma after studying for months.
Aylarca çalıştıktan sonra Genel Denklik Diplomasını aldı.

Bachelor of Arts

/ˌbætʃ.əl.ər əv ˈɑːrts/

(noun) Sanat Lisansı

Örnek:

She earned her Bachelor of Arts in English Literature.
İngiliz Edebiyatı alanında Sanat Lisansı derecesini aldı.

Bachelor of Science

/ˌbætʃ.əl.ər əv ˈsaɪ.əns/

(noun) Fen Bilimleri Lisansı

Örnek:

She earned her Bachelor of Science in Biology.
Biyoloji alanında Fen Bilimleri Lisans derecesini aldı.

alumna

/əˈlʌm.nə/

(noun) mezun (kadın), eski öğrenci (kadın)

Örnek:

She is a proud alumna of Harvard University.
Harvard Üniversitesi'nin gururlu bir mezunu.

alumnus

/əˈlʌm.nəs/

(noun) mezun, eski öğrenci

Örnek:

He is an alumnus of Harvard University.
Harvard Üniversitesi'nin bir mezunudur.

alma mater

/ˌælmə ˈmɑːtər/

(noun) mezun olduğu okul, eski okulu

Örnek:

He often visits his alma mater to speak to current students.
Mevcut öğrencilerle konuşmak için sık sık mezun olduğu okulu ziyaret eder.

cum laude

/kʊm ˈlaʊ.deɪ/

(adverb) onur derecesiyle, takdirle

Örnek:

She graduated cum laude from a prestigious university.
Prestijli bir üniversiteden onur derecesiyle mezun oldu.

freshman

/ˈfreʃ.mən/

(noun) birinci sınıf öğrencisi, çömez

Örnek:

My brother is a freshman at the local university.
Kardeşim yerel üniversitede bir birinci sınıf öğrencisi.

dropout

/ˈdrɑːp.aʊt/

(noun) terk eden, aykırı

Örnek:

He became a college dropout and started his own business.
Üniversite terki oldu ve kendi işini kurdu.

blended learning

/ˈblen.dɪd ˈlɜːr.nɪŋ/

(noun) karma öğrenme, harmanlanmış öğrenme

Örnek:

Many universities are now adopting blended learning models.
Birçok üniversite şu anda karma öğrenme modellerini benimsiyor.

community college

/kəˈmjuː.nɪ.ti ˈkɑː.lɪdʒ/

(noun) toplum koleji

Örnek:

After high school, she decided to attend a community college to save money.
Liseden sonra para biriktirmek için bir toplum kolejine gitmeye karar verdi.

co-education

/ˌkoʊ.edʒ.əˈkeɪ.ʃən/

(noun) karma eğitim, koedukasyon

Örnek:

The school transitioned to co-education last year.
Okul geçen yıl karma eğitime geçti.

continuing education

/kənˌtɪn.ju.ɪŋ ed.ʒʊˈkeɪ.ʃən/

(noun) sürekli eğitim, yaşam boyu öğrenme

Örnek:

Many professionals enroll in continuing education courses to stay updated in their fields.
Birçok profesyonel, alanlarında güncel kalmak için sürekli eğitim kurslarına kaydolur.

special education

/ˌspeʃ.əl ed.jʊˈkeɪ.ʃən/

(noun) özel eğitim

Örnek:

She decided to pursue a career in special education.
Özel eğitim alanında kariyer yapmaya karar verdi.

collegiate

/kəˈliː.dʒɪt/

(adjective) üniversiteye ait, kolejle ilgili, öğrenciye özgü

Örnek:

She excelled in collegiate sports.
Kolej sporlarında başarılı oldu.

academy

/əˈkæd.ə.mi/

(noun) akademi, okul, bilim kuruluşu

Örnek:

He attended a military academy.
Askeri bir akademiye gitti.

absentee

/ˌæb.sənˈtiː/

(noun) devamsız, yok;

(adjective) devamsız, gıyabi

Örnek:

There were several absentees from the meeting.
Toplantıda birkaç devamsız vardı.

colloquium

/kəˈloʊ.kwi.əm/

(noun) kolokyum, akademik konferans

Örnek:

The university hosted a colloquium on artificial intelligence.
Üniversite yapay zeka üzerine bir kolokyum düzenledi.

conservatory

/kənˈsɝː.və.tɔːr.i/

(noun) kış bahçesi, sera, konservatuvar

Örnek:

They added a beautiful conservatory to their home, perfect for enjoying the garden year-round.
Evlerine güzel bir kış bahçesi eklediler, yıl boyunca bahçenin tadını çıkarmak için mükemmel.

curricular

/kəˈrɪk.jə.lɚ/

(adjective) müfredatla ilgili, eğitim programına ait

Örnek:

The school offers a wide range of curricular and extracurricular activities.
Okul, geniş bir müfredat ve müfredat dışı etkinlik yelpazesi sunmaktadır.

extracurricular

/ˌek.strə.kəˈrɪk.jə.lɚ/

(adjective) ders dışı, müfredat dışı

Örnek:

She participates in many extracurricular activities, like debate club and sports.
Münazara kulübü ve spor gibi birçok ders dışı etkinliğe katılıyor.

credit

/ˈkred.ɪt/

(noun) kredi, alacak, takdir;

(verb) yatırmak, alacak kaydetmek, atfetmek

Örnek:

Can I buy this on credit?
Bunu krediyle alabilir miyim?

custodian

/kʌsˈtoʊ.di.ən/

(noun) koruyucu, vasi, hademe

Örnek:

The museum hired a new custodian for its valuable art collection.
Müze, değerli sanat koleksiyonu için yeni bir koruyucu işe aldı.

dean

/diːn/

(noun) dekan, duayen, kıdemli üye

Örnek:

The dean of the Faculty of Arts announced new courses.
Edebiyat Fakültesi dekanı yeni dersleri duyurdu.

faculty

/ˈfæk.əl.t̬i/

(noun) fakülte, öğretim üyeleri, akademik kadro

Örnek:

She is a professor in the Faculty of Arts.
Sanat Fakültesi'nde profesör.

chair

/tʃer/

(noun) sandalye, başkan, yönetici;

(verb) başkanlık etmek, yönetmek

Örnek:

Please take a chair and sit down.
Lütfen bir sandalye alın ve oturun.

full professor

/ˌfʊl prəˈfes.ər/

(noun) tam profesör, kadrolu profesör

Örnek:

Dr. Lee was promoted to full professor after twenty years of dedicated research.
Dr. Lee, yirmi yıllık özverili araştırmanın ardından tam profesörlüğe terfi etti.

guidance counselor

/ˈɡaɪd.əns ˌkaʊn.səl.ər/

(noun) rehber öğretmen, eğitim danışmanı

Örnek:

I spoke to my guidance counselor about college applications.
Üniversite başvuruları hakkında rehber öğretmenimle konuştum.

scholar

/ˈskɑː.lɚ/

(noun) bilim insanı, akademisyen, alim

Örnek:

She is a renowned scholar of ancient history.
Antik tarih konusunda tanınmış bir bilim insanıdır.

detention

/dɪˈten.ʃən/

(noun) gözaltı, tutuklama, okulda alıkonma

Örnek:

The suspect was held in police detention for questioning.
Şüpheli sorgulanmak üzere polis gözaltısında tutuldu.

suspend

/səˈspend/

(verb) askıya almak, uzaklaştırmak, asmak

Örnek:

The club has suspended him for two matches.
Kulüp onu iki maçlığına uzaklaştırdı.

expulsion

/ɪkˈspʌl.ʃən/

(noun) atılma, sınır dışı etme, atılım

Örnek:

The student faced expulsion from school for cheating.
Öğrenci kopya çektiği için okuldan atılma ile karşı karşıya kaldı.

enroll

/ɪnˈroʊl/

(verb) kaydolmak, yazılmak, kaydetmek

Örnek:

She decided to enroll in a master's program.
Yüksek lisans programına kaydolmaya karar verdi.

extension

/ɪkˈsten.ʃən/

(noun) uzatma, genişletme, eklenti

Örnek:

The company announced an extension of its warranty period.
Şirket garanti süresinin uzatıldığını duyurdu.

fraternity

/frəˈtɝː.nə.t̬i/

(noun) birlik, camia, erkek öğrenci birliği

Örnek:

He joined the fraternity of doctors dedicated to medical research.
Tıbbi araştırmalara adanmış doktorlar birliğine katıldı.

enrollment

/ɪnˈroʊl.mənt/

(noun) kayıt, yazılma

Örnek:

Enrollment for the new semester begins next week.
Yeni dönem için kayıtlar haftaya başlıyor.

sorority

/səˈrɔːr.ə.t̬i/

(noun) kız öğrenci birliği, sorority

Örnek:

She decided to join a sorority in her freshman year of college.
Üniversitenin ilk yılında bir kız öğrenci birliğine katılmaya karar verdi.

SAT

/sæt/

(abbreviation) SAT sınavı

Örnek:

She scored very high on her SAT.
SAT sınavından çok yüksek puan aldı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren