Avatar of Vocabulary Set Dahil Etme ve Karakterizasyon

Matematik ve Mantık için SAT Kelime Bilgisi İçinde Dahil Etme ve Karakterizasyon Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Matematik ve Mantık için SAT Kelime Bilgisi' içinde 'Dahil Etme ve Karakterizasyon' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

encompass

/ɪnˈkʌm.pəs/

(verb) kapsamak, içermek, çevrelemek

Örnek:

The city's walls encompass the old town.
Şehrin surları eski şehri çevreler.

comprise

/kəmˈpraɪz/

(verb) oluşmak, içermek, kapsamak

Örnek:

The committee is comprised of ten members.
Komite on üyeden oluşmaktadır.

contain

/kənˈteɪn/

(verb) içermek, kapsamak, zaptetmek

Örnek:

The box contains old letters.
Kutu eski mektupları içeriyor.

consist

/kənˈsɪst/

(verb) oluşmak, ibaret olmak

Örnek:

The team consists of five members.
Takım beş üyeden oluşmaktadır.

harbor

/ˈhɑːr.bɚ/

(noun) liman, barınak, sığınak;

(verb) beslemek, barındırmak, sığınak sağlamak

Örnek:

The ships returned to harbor after the storm.
Fırtınadan sonra gemiler limana döndü.

feature

/ˈfiː.tʃɚ/

(noun) özellik, nitelik, makale;

(verb) özellik taşımak, içermek, rol almak

Örnek:

The new phone has many exciting features.
Yeni telefonun birçok heyecan verici özelliği var.

constitute

/ˈkɑːn.stə.tuːt/

(verb) oluşturmak, teşkil etmek, kurmak

Örnek:

Women constitute 70 percent of the student population.
Kadınlar öğrenci nüfusunun yüzde 70'ini oluşturmaktadır.

house

/haʊs/

(noun) ev, bina;

(verb) barındırmak, yerleştirmek

Örnek:

They bought a new house in the suburbs.
Banliyöde yeni bir ev aldılar.

incorporate

/ɪnˈkɔːr.pɚ.eɪt/

(verb) dahil etmek, içermek, birleştirmek

Örnek:

We will incorporate your suggestions into the final design.
Önerilerinizi nihai tasarıma dahil edeceğiz.

entail

/ɪnˈteɪl/

(verb) gerektirmek, içermek, yol açmak

Örnek:

A job in the police force entails a lot of responsibility.
Polis gücünde bir iş, çok fazla sorumluluk gerektirir.

overlap

/ˌoʊ.vɚˈlæp/

(verb) üst üste binmek, çakışmak, ortak noktası olmak;

(noun) çakışma, örtüşme

Örnek:

The roof tiles overlap to prevent water from leaking in.
Çatı kiremitleri su sızıntısını önlemek için üst üste biner.

component

/kəmˈpoʊ.nənt/

(noun) bileşen, parça, öğe;

(adjective) bileşen, oluşturan

Örnek:

The engine is a crucial component of the car.
Motor, arabanın önemli bir bileşenidir.

composition

/ˌkɑːm.pəˈzɪʃ.ən/

(noun) bileşim, yapı, beste

Örnek:

The composition of the soil affects plant growth.
Toprağın bileşimi bitki büyümesini etkiler.

make-up

/ˈmeɪk.ʌp/

(noun) makyaj, kozmetik, yapı

Örnek:

She spent an hour putting on her make-up.
Makyajını yapmak için bir saat harcadı.

inclusive

/ɪnˈkluː.sɪv/

(adjective) dahil, kapsamlı, kapsayıcı

Örnek:

The price is inclusive of all taxes.
Fiyat tüm vergiler dahildir.

inherent

/ɪnˈhɪr.ənt/

(adjective) doğuştan, içsel, özünde var olan

Örnek:

The desire for freedom is inherent in all humans.
Özgürlük arzusu tüm insanlarda doğuştan vardır.

discrete

/dɪˈskriːt/

(adjective) ayrı, kesikli

Örnek:

The machine has several discrete components.
Makinenin birkaç ayrı bileşeni var.

randomly

/ˈræn.dəm.li/

(adverb) rastgele, gelişigüzel

Örnek:

He picked a book randomly from the shelf.
Raftan rastgele bir kitap seçti.

thematically

/θiːˈmæt̬.ɪ.kəl.i/

(adverb) tematik olarak

Örnek:

The books in the library are arranged thematically.
Kütüphanedeki kitaplar tematik olarak düzenlenmiştir.

anomalously

/əˈnɑː.mə.ləs.li/

(adverb) anormal bir şekilde, aykırı olarak

Örnek:

The temperature remained anomalously high for this time of year.
Sıcaklık yılın bu zamanı için anormal derecede yüksek kaldı.

catalog

/ˈkæt̬.əl.ɑːɡ/

(noun) katalog;

(verb) kataloglamak, listelemek

Örnek:

The library has an online catalog of all its books.
Kütüphanenin tüm kitaplarının çevrimiçi bir kataloğu var.

classify

/ˈklæs.ə.faɪ/

(verb) sınıflandırmak, kategorize etmek, gizli tutmak

Örnek:

The books are classified by subject.
Kitaplar konuya göre sınıflandırılmıştır.

categorize

/ˈkæt̬.ə.ɡə.raɪz/

(verb) kategorize etmek, sınıflandırmak

Örnek:

We need to categorize these documents by date.
Bu belgeleri tarihe göre kategorize etmemiz gerekiyor.

associate

/əˈsoʊ.ʃi.eɪt/

(verb) ilişkilendirmek, bağlantı kurmak, katılmak;

(noun) ortak, iş arkadaşı;

(adjective) ön lisans, doçent

Örnek:

Most people associate the name 'Coca-Cola' with a popular soft drink.
Çoğu insan 'Coca-Cola' adını popüler bir alkolsüz içecekle ilişkilendirir.

assort

/əˈsɔːrt/

(verb) sınıflandırmak, ayırmak

Örnek:

The clerk began to assort the new merchandise by size and color.
Tezgahtar yeni malları boyut ve renge göre sınıflandırmaya başladı.

represent

/ˌrep.rɪˈzent/

(verb) temsil etmek, sembolize etmek, adına hareket etmek

Örnek:

The dove represents peace.
Güvercin barışı temsil eder.

symbolize

/ˈsɪm.bə.laɪz/

(verb) simgelmek, temsil etmek

Örnek:

The dove symbolizes peace.
Güvercin barışı simgeler.

exemplify

/ɪɡˈzem.plə.faɪ/

(verb) örneklemek, temsil etmek, örnek vermek

Örnek:

The city's architecture exemplifies the blend of old and new.
Şehrin mimarisi eski ve yeninin karışımını örneklemektedir.

embody

/ɪmˈbɑː.di/

(verb) somutlaştırmak, temsil etmek, içermek

Örnek:

The new building embodies the company's commitment to innovation.
Yeni bina, şirketin yeniliğe olan bağlılığını somutlaştırıyor.

epitomize

/ɪˈpɪt̬.ə.maɪz/

(verb) temsil etmek, özetlemek

Örnek:

The hotel epitomizes luxury and elegance.
Otel, lüks ve zarafeti temsil ediyor.

criteria

/kraɪˈtɪriə/

(plural noun) kriterler, ölçütler

Örnek:

What are the criteria for selecting the best candidate?
En iyi adayı seçmek için kriterler nelerdir?

ideal

/aɪˈdiː.əl/

(adjective) ideal, mükemmel, hayali;

(noun) ideal, örnek

Örnek:

This is the ideal place for a picnic.
Burası piknik için ideal bir yer.

parameter

/pəˈræm.ə.t̬ɚ/

(noun) parametre, değişken, sınır

Örnek:

The software allows users to adjust various parameters.
Yazılım, kullanıcıların çeşitli parametreleri ayarlamasına olanak tanır.

baseline

/ˈbeɪs.laɪn/

(noun) temel, başlangıç noktası, dip çizgisi

Örnek:

We need to establish a baseline for our project's performance.
Projemizin performansı için bir temel oluşturmamız gerekiyor.

attribute

/ˈæt.rɪ.bjuːt/

(noun) özellik, nitelik;

(verb) atfetmek, bağlamak

Örnek:

Patience is a key attribute for a teacher.
Sabır, bir öğretmen için önemli bir özelliktir.

trait

/treɪt/

(noun) özellik, nitelik

Örnek:

Her most striking trait is her kindness.
En çarpıcı özelliği nezaketidir.

characteristic

/ˌker.ək.təˈrɪs.tɪk/

(noun) özellik, nitelik;

(adjective) karakteristik, tipik

Örnek:

One characteristic of a good leader is integrity.
İyi bir liderin bir özelliği dürüstlüktür.

property

/ˈprɑː.pɚ.t̬i/

(noun) mülk, mal, gayrimenkul

Örnek:

The house is my personal property.
Ev benim kişisel mülküm.

exception

/ɪkˈsep.ʃən/

(noun) istisna

Örnek:

Everyone attended the meeting, with the exception of John.
John hariç herkes toplantıya katıldı.

ratio

/ˈreɪ.ʃi.oʊ/

(noun) oran, nispet

Örnek:

The ratio of boys to girls in the class is 2:1.
Sınıftaki erkeklerin kızlara oranı 2:1'dir.

reference

/ˈref.ɚ.əns/

(noun) atıf, referans, kaynak;

(verb) atıfta bulunmak, referans vermek

Örnek:

He made a brief reference to his past.
Geçmişine kısa bir atıfta bulundu.

formulaic

/ˌfɔːr.mjəˈleɪ.ɪk/

(adjective) basmakalıp, kalıplaşmış, formüle dayalı

Örnek:

The movie's plot was too formulaic and predictable.
Filmin konusu çok basmakalıp ve tahmin edilebilirdi.

indiscriminate

/ˌɪn.dɪˈskrɪm.ə.nət/

(adjective) rastgele, ayrım gözetmeyen

Örnek:

The indiscriminate use of pesticides can harm the environment.
Pestisitlerin rastgele kullanımı çevreye zarar verebilir.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren