Avatar of Vocabulary Set Geçici ve Göreceli Roller

SAT'de Beşeri Bilimler ile ilgili kelime bilgisi İçinde Geçici ve Göreceli Roller Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'SAT'de Beşeri Bilimler ile ilgili kelime bilgisi' içinde 'Geçici ve Göreceli Roller' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

peer

/pɪr/

(noun) akran, meslektaş, eş;

(verb) dikkatle bakmak, göz gezdirmek, gözlemek

Örnek:

Children are often influenced by their peers.
Çocuklar genellikle akranları tarafından etkilenir.

respondent

/rɪˈspɑːn.dənt/

(noun) katılımcı, yanıtlayan, davalı

Örnek:

The survey collected data from over 500 respondents.
Anket, 500'den fazla katılımcıdan veri topladı.

recipient

/rɪˈsɪp.i.ənt/

(noun) alıcı, muhatap

Örnek:

The recipient of the award thanked the committee.
Ödülün sahibi komiteye teşekkür etti.

ridership

/ˈraɪ.dɚ.ʃɪp/

(noun) yolcu sayısı, kullanım oranı

Örnek:

The new bus route has seen a significant increase in ridership.
Yeni otobüs hattında yolcu sayısı önemli ölçüde arttı.

passer-by

/ˌpæs.ərˈbaɪ/

(noun) yoldan geçen kimse

Örnek:

The accident was witnessed by a passer-by.
Kazaya bir yoldan geçen tanık oldu.

clientele

/ˌkliː.ɑːnˈtel/

(noun) müşteri kitlesi, müşteriler

Örnek:

The restaurant has a loyal clientele who appreciate its authentic Italian dishes.
Restoranın otantik İtalyan yemeklerini takdir eden sadık bir müşteri kitlesi var.

inmate

/ˈɪn.meɪt/

(noun) mahpus, hasta

Örnek:

The prison inmate was granted parole after serving half his sentence.
Cezaevi mahpusu, cezasının yarısını çektikten sonra şartlı tahliye edildi.

bystander

/ˈbaɪˌstæn.dɚ/

(noun) görgü tanığı, yoldan geçen kimse, seyirci

Örnek:

Several bystanders witnessed the accident but didn't know how to help.
Birkaç görgü tanığı kazaya şahit oldu ancak nasıl yardım edeceklerini bilemediler.

spectator

/spekˈteɪ.t̬ɚ/

(noun) seyirci, izleyici

Örnek:

The spectators cheered loudly for their team.
Seyirciler takımları için yüksek sesle tezahürat yaptı.

commuter

/kəˈmjuː.t̬ɚ/

(noun) işe gidip gelen, banliyö yolcusu

Örnek:

Many commuters prefer to take the train to avoid traffic.
Birçok işe gidip gelen kişi, trafiği önlemek için treni tercih eder.

mentor

/ˈmen.tɔːr/

(noun) mentor, akıl hocası;

(verb) mentorluk yapmak, rehberlik etmek

Örnek:

She found a great mentor who guided her through her career.
Kariyeri boyunca ona rehberlik eden harika bir mentor buldu.

renegade

/ˈren.ə.ɡeɪd/

(noun) dönek, hain, isyancı;

(adjective) dönek, hain, isyankar

Örnek:

The former general was branded a renegade after joining the enemy forces.
Eski general, düşman kuvvetlerine katıldıktan sonra dönek olarak damgalandı.

outsider

/ˌaʊtˈsaɪ.dɚ/

(noun) yabancı, dışarıdan biri, sürpriz

Örnek:

As an outsider, he found it hard to understand their traditions.
Bir yabancı olarak, onların geleneklerini anlamakta zorlandı.

guardian

/ˈɡɑːr.di.ən/

(noun) koruyucu, vasi

Örnek:

The museum hired a new guardian to protect its valuable artifacts.
Müze, değerli eserlerini korumak için yeni bir koruyucu işe aldı.

pedestrian

/pəˈdes.tri.ən/

(noun) yaya;

(adjective) sıradan, sıkıcı, basit

Örnek:

The traffic light turned red, allowing pedestrians to cross.
Trafik ışığı kırmızıya döndü, yayaların geçmesine izin verdi.

enrollee

/ɪnˌroʊˈliː/

(noun) kayıtlı, katılımcı

Örnek:

The university welcomed its new batch of enrollees.
Üniversite yeni kayıtlılarını karşıladı.

donor

/ˈdoʊ.nɚ/

(noun) bağışçı, veren

Örnek:

The hospital relies heavily on the generosity of private donors.
Hastane, özel bağışçıların cömertliğine büyük ölçüde güveniyor.

valedictorian

/ˌvæl.ə.dɪkˈtɔːr.i.ən/

(noun) sınıf birincisi, veda konuşmacısı

Örnek:

She was named the valedictorian of her high school class.
Lise sınıfının birincisi seçildi.

steward

/ˈstuː.ɚd/

(noun) host, hostes, kahya;

(verb) yönetmek, bakmak

Örnek:

The flight steward helped me find my seat.
Uçuş hostu yerimi bulmama yardım etti.

companion

/kəmˈpæn.jən/

(noun) arkadaş, yoldaş, eşlikçi

Örnek:

She found a loyal companion in her dog.
Köpeğinde sadık bir arkadaş buldu.

beneficiary

/ˌben.əˈfɪʃ.i.er.i/

(noun) yararlanıcı, lehdar

Örnek:

She was the sole beneficiary of her uncle's will.
Amcasının vasiyetinin tek mirasçısı oydu.

expat

/ˈɛks.pæt/

(noun) gurbetçi, yurt dışında yaşayan;

(adjective) gurbetçi, gurbetçilere ait

Örnek:

Many expats find it challenging to adapt to a new culture.
Birçok gurbetçi yeni bir kültüre uyum sağlamayı zor bulur.

veteran

/ˈve.t̬ɚ.ən/

(noun) kıdemli, uzman, gazi;

(adjective) kıdemli, deneyimli

Örnek:

She is a veteran teacher with over 30 years of experience.
O, 30 yılı aşkın deneyime sahip kıdemli bir öğretmendir.

caregiver

/ˈkerˌɡɪv.ɚ/

(noun) bakıcı, gözetmen

Örnek:

The elderly woman's caregiver helps her with daily tasks.
Yaşlı kadının bakıcısı günlük işlerinde ona yardım ediyor.

representative

/ˌrep.rɪˈzen.t̬ə.t̬ɪv/

(noun) temsilci, delege;

(adjective) temsili, tipik

Örnek:

Each state sends representatives to the national convention.
Her eyalet ulusal kongreye temsilciler gönderir.

applicant

/ˈæp.lə.kənt/

(noun) başvuru sahibi, aday

Örnek:

We received over 100 applications, but only 20 applicants were interviewed.
100'den fazla başvuru aldık, ancak sadece 20 aday mülakata alındı.

colleague

/ˈkɑː.liːɡ/

(noun) meslektaş

Örnek:

My colleague helped me with the presentation.
Meslektaşım sunumda bana yardım etti.

apprentice

/əˈpren.t̬ɪs/

(noun) çırak, stajyer;

(verb) çırak olarak çalıştırmak, eğitmek

Örnek:

She started her career as an apprentice carpenter.
Kariyerine çırak marangoz olarak başladı.

newlywed

/ˈnuː.li.wed/

(noun) yeni evli, yeni evliler

Örnek:

The newlyweds left for their honeymoon.
Yeni evliler balayına çıktı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren