Avatar of Vocabulary Set Önemi

IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 6-7) İçinde Önemi Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 6-7)' içinde 'Önemi' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

effective

/əˈfek.tɪv/

(adjective) etkili, verimli, yürürlükte

Örnek:

The new policy proved to be very effective in reducing crime.
Yeni politika suçu azaltmada çok etkili oldu.

critical

/ˈkrɪt̬.ɪ.kəl/

(adjective) eleştirel, kritik, önemli

Örnek:

He received a lot of critical feedback on his performance.
Performansı hakkında çok sayıda eleştirel geri bildirim aldı.

key

/kiː/

(noun) anahtar, önemli;

(adjective) anahtar, önemli

Örnek:

I can't find my car keys.
Araba anahtarlarımı bulamıyorum.

major

/ˈmeɪ.dʒɚ/

(adjective) ana, büyük, önemli;

(noun) binbaşı, ana dal, uzmanlık alanı;

(verb) ana dal olarak okumak, uzmanlaşmak

Örnek:

This is a major problem that needs immediate attention.
Bu, acil dikkat gerektiren büyük bir sorundur.

substantial

/səbˈstæn.ʃəl/

(adjective) önemli, büyük, esaslı

Örnek:

The company made a substantial profit this quarter.
Şirket bu çeyrekte önemli bir kar elde etti.

noteworthy

/ˈnoʊtˌwɝː.ði/

(adjective) dikkate değer, önemli, kayda değer

Örnek:

Her contributions to the project were particularly noteworthy.
Projeye yaptığı katkılar özellikle dikkate değerdi.

consequential

/ˌkɑːn.səˈkwən.tʃəl/

(adjective) önemli, sonuçları olan, kayda değer

Örnek:

The decision to invade had consequential effects on the region.
İşgal kararı bölge üzerinde önemli etkilere sahipti.

prominent

/ˈprɑː.mə.nənt/

(adjective) belirgin, çıkıntılı, önemli

Örnek:

The church tower was a prominent landmark in the village.
Kilise kulesi köyde belirgin bir dönüm noktasıydı.

urgent

/ˈɝː.dʒənt/

(adjective) acil, ivedi, gerekli

Örnek:

This is an urgent matter that needs to be addressed immediately.
Bu, hemen ele alınması gereken acil bir konudur.

foremost

/ˈfɔːr.moʊst/

(adjective) en önemli, başlıca, önde gelen;

(adverb) her şeyden önce, öncelikle

Örnek:

His foremost concern was the safety of his family.
En önemli endişesi ailesinin güvenliğiydi.

chief

/tʃiːf/

(noun) şef, reis, müdür;

(adjective) başlıca, ana

Örnek:

The chief of the tribe made an important announcement.
Kabilenin şefi önemli bir duyuru yaptı.

outstanding

/ˌaʊtˈstæn.dɪŋ/

(adjective) üstün, olağanüstü, mükemmel

Örnek:

She is an outstanding student.
O üstün bir öğrencidir.

notable

/ˈnoʊ.t̬ə.bəl/

(adjective) dikkate değer, önemli, ünlü;

(noun) önemli kişi, tanınmış şahsiyet

Örnek:

The city is notable for its ancient architecture.
Şehir, antik mimarisiyle dikkat çekicidir.

considerable

/kənˈsɪd.ɚ.ə.bəl/

(adjective) önemli, kayda değer, epey

Örnek:

She inherited a considerable amount of money.
Önemli miktarda para miras kaldı ona.

imperative

/ɪmˈper.ə.t̬ɪv/

(adjective) zorunlu, şart, hayati;

(noun) zorunluluk, gereklilik, emir kipi

Örnek:

It is imperative that we act now.
Şimdi harekete geçmemiz şart.

indispensable

/ˌɪn.dɪˈspen.sə.bəl/

(adjective) vazgeçilmez, zorunlu

Örnek:

Water is indispensable for life.
Su yaşam için vazgeçilmezdir.

paramount

/ˈper.ə.maʊnt/

(adjective) en önemli, başat, üstün

Örnek:

Safety is of paramount importance.
Güvenlik en önemli konudur.

worthwhile

/ˌwɝːθˈwaɪl/

(adjective) değerli, kayda değer, faydalı

Örnek:

It was a worthwhile experience to volunteer abroad.
Yurt dışında gönüllü olmak değerli bir deneyimdi.

prime

/praɪm/

(adjective) başlıca, birincil, birinci sınıf;

(noun) zirve, en iyi dönem, asal sayı;

(verb) hazırlamak, canlandırmak

Örnek:

Our prime concern is the safety of our employees.
Birincil endişemiz çalışanlarımızın güvenliğidir.

monumental

/ˌmɑːn.jəˈmen.t̬əl/

(adjective) anıtsal, muazzam, etkileyici

Örnek:

The discovery of penicillin was a monumental achievement in medicine.
Penisilinin keşfi tıpta anıtsal bir başarıydı.

accentuate

/əkˈsen.tʃu.eɪt/

(verb) vurgulamak, belirginleştirmek

Örnek:

The bright lighting served to accentuate the architectural details of the building.
Parlak aydınlatma, binanın mimari detaylarını belirginleştirmeye yaradı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren