Avatar of Vocabulary Set Olumsuz duygusal durum

IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 6-7) İçinde Olumsuz duygusal durum Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 6-7)' içinde 'Olumsuz duygusal durum' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

lethargic

/ləˈθɑːr.dʒɪk/

(adjective) halsiz, uyuşuk

Örnek:

I felt tired and lethargic after the long flight.
Uzun uçuştan sonra kendimi yorgun ve halsiz hissettim.

disengaged

/ˌdɪs.ɪŋˈɡeɪdʒd/

(adjective) ilgisiz, kopuk, ayrılmış

Örnek:

The students were bored and disengaged during the long lecture.
Öğrenciler uzun ders boyunca sıkılmış ve ilgisiz kalmışlardı.

uninspired

/ˌʌn.ɪnˈspaɪrd/

(adjective) ilhamdan yoksun, sönük, sıradan

Örnek:

The movie was technically good but felt uninspired.
Film teknik olarak iyiydi ama ilhamdan yoksun hissettirdi.

drowsy

/ˈdraʊ.zi/

(adjective) uykulu, mahzun

Örnek:

The medication made her feel drowsy.
İlaç onu uykulu hissettirdi.

unmotivated

/ˌʌn.ˈmoʊ.t̬ɪ.veɪ.t̬ɪd/

(adjective) motivasyonsuz, isteksiz, nedensiz

Örnek:

He felt unmotivated to finish his homework after a long day.
Uzun bir günün ardından ödevini bitirmek için kendini isteksiz hissetti.

inattentive

/ˌɪn.əˈten.t̬ɪv/

(adjective) dikkatsiz, ihmalkar

Örnek:

The student was inattentive during the lecture and missed important details.
Öğrenci ders sırasında dikkatsizdi ve önemli detayları kaçırdı.

frustrated

/ˈfrʌs.treɪ.t̬ɪd/

(adjective) frustre, hayal kırıklığına uğramış

Örnek:

I'm so frustrated with this slow internet connection.
Bu yavaş internet bağlantısından çok frustre oldum.

restless

/ˈrest.ləs/

(adjective) huzursuz, yerinde duramayan, dinmeyen

Örnek:

The children became restless during the long car journey.
Çocuklar uzun araba yolculuğu sırasında huzursuz oldular.

agitated

/ˈædʒ.ə.teɪ.t̬ɪd/

(adjective) tedirgin, gergin, huzursuz

Örnek:

She became very agitated when she heard the news.
Haberi duyunca çok tedirgin oldu.

anxious

/ˈæŋk.ʃəs/

(adjective) endişeli, kaygılı, istekli

Örnek:

She was anxious about her exam results.
Sınav sonuçları konusunda endişeliydi.

nervous

/ˈnɝː.vəs/

(adjective) gergin, endişeli, sinirli

Örnek:

She felt nervous before her job interview.
İş görüşmesinden önce gergin hissediyordu.

defeated

/dɪˈfiːtɪd/

(adjective) yenilmiş, mağlup, hayal kırıklığına uğramış;

(verb) yenildi, mağlup edildi

Örnek:

The defeated army retreated in disarray.
Yenilmiş ordu düzensiz bir şekilde geri çekildi.

insecure

/ˌɪn.səˈkjʊr/

(adjective) güvensiz, endişeli, sağlam olmayan

Örnek:

She felt insecure about her appearance.
Görünüşü hakkında güvensiz hissediyordu.

irritated

/ˈɪr.ə.teɪ.t̬ɪd/

(adjective) sinirli, rahatsız olmuş;

(past participle) tahriş olmuş, rahatsız olmuş

Örnek:

She was irritated by his constant interruptions.
Onun sürekli kesintilerinden rahatsız olmuştu.

heartbroken

/ˈhɑːrtˌbroʊ.kən/

(adjective) kahrolmuş, kalbi kırık

Örnek:

She was heartbroken when her dog died.
Köpeği öldüğünde kahrolmuştu.

miserable

/ˈmɪz.ɚ.ə.bəl/

(adjective) perişan, sefil, berbat

Örnek:

She felt miserable after failing the exam.
Sınavda başarısız olduktan sonra perişan hissetti.

woeful

/ˈwoʊ.fəl/

(adjective) berbat, içler acısı, kederli

Örnek:

The team's performance was woeful, leading to a crushing defeat.
Takımın performansı berbattı ve ezici bir mağlubiyete yol açtı.

downhearted

/ˌdaʊnˈhɑːr.t̬ɪd/

(adjective) moralsiz, kederli, ümidi kırılmış

Örnek:

The team felt downhearted after losing the championship final.
Takım, şampiyonluk finalini kaybettikten sonra moralsiz hissediyordu.

overwhelmed

/ˌoʊ.vərˈwelmd/

(adjective) bunalan, boğulmuş, kapılmış

Örnek:

She felt completely overwhelmed by all the work.
Tüm işler yüzünden tamamen bunaldığını hissetti.

distracted

/dɪˈstræk.tɪd/

(adjective) dikkati dağılmış, dalgin

Örnek:

She was too distracted by the noise to focus on her work.
Gürültüden o kadar dikkati dağılmıştı ki işine odaklanamadı.

disgusted

/dɪsˈɡʌs.tɪd/

(adjective) tiksinmiş, iğrenmiş

Örnek:

She was disgusted by the mess in the kitchen.
Mutfaktaki dağınıklıktan tiksinmişti.

suspicious

/səˈspɪʃ.əs/

(adjective) şüpheci, kuşkulu, şüpheli

Örnek:

He gave me a suspicious look when I asked about the money.
Parayı sorduğumda bana şüpheci bir bakış attı.

edgy

/ˈedʒ.i/

(adjective) gergin, sinirli, tedirgin

Örnek:

He's been feeling a bit edgy lately due to work stress.
Son zamanlarda iş stresi yüzünden biraz gergin hissediyor.

desolate

/ˈdes.əl.ət/

(adjective) ıssız, terk edilmiş, kasvetli;

(verb) harap etmek, ıssızlaştırmak, kasvetli hale getirmek

Örnek:

The old house stood on a desolate hill.
Eski ev ıssız bir tepede duruyordu.

isolated

/ˈaɪ.sə.leɪ.t̬ɪd/

(adjective) izole, uzak, ayrılmış

Örnek:

The village is very isolated, with no public transport.
Köy çok izole, toplu taşıma yok.

suffering

/ˈsʌf.ɚ.ɪŋ/

(noun) acı, ızdırap, eziyet;

(verb) acı çeken, ızdırap çeken

Örnek:

The war caused immense suffering to the population.
Savaş, halka büyük acı çektirdi.

snappy

/ˈsnæp.i/

(adjective) çabuk, enerjik, canlı

Örnek:

She gave a snappy response to the question.
Soruya çabuk ve enerjik bir yanıt verdi.

bitter

/ˈbɪt̬.ɚ/

(adjective) acı, buruk, zor

Örnek:

The coffee was very bitter without sugar.
Kahve şekersiz çok acıydı.

chagrined

/ˈʃæɡ.rɪnd/

(adjective) hayal kırıklığına uğramış, üzgün

Örnek:

He was chagrined to learn that his rival had won the prize.
Rakibinin ödülü kazandığını öğrenince hayal kırıklığına uğradı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren