Avatar of Vocabulary Set Benzersizlik

IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 5) İçinde Benzersizlik Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 5)' içinde 'Benzersizlik' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

odd

/ɑːd/

(adjective) garip, tuhaf, tek

Örnek:

She found it odd that he didn't say hello.
Onun merhaba dememesi ona garip geldi.

strange

/streɪndʒ/

(adjective) garip, tuhaf, yabancı

Örnek:

It's strange that he hasn't called yet.
Henüz aramamış olması garip.

weird

/wɪrd/

(adjective) garip, tuhaf

Örnek:

That was a weird dream I had last night.
Dün gece gördüğüm garip bir rüyaydı.

unusual

/ʌnˈjuː.ʒu.əl/

(adjective) alışılmadık, sıra dışı, ender

Örnek:

It's unusual for him to be late.
Geç kalması alışılmadık bir durum.

different

/ˈdɪf.ɚ.ənt/

(adjective) farklı, değişik, ayrı

Örnek:

She wore a different dress to the party.
Partiye farklı bir elbise giydi.

unnatural

/ʌnˈnætʃ.ɚ.əl/

(adjective) yapay, doğal olmayan, anormal

Örnek:

The bright green color of the lake looked unnatural.
Gölün parlak yeşil rengi yapay görünüyordu.

unfamiliar

/ʌn.fəˈmɪl.i.jɚ/

(adjective) yabancı, tanıdık olmayan, bilgisiz

Örnek:

The landscape was completely unfamiliar to him.
Manzara ona tamamen yabancıydı.

singular

/ˈsɪŋ.ɡjə.lɚ/

(adjective) tekil, benzersiz, olağanüstü;

(noun) tekil

Örnek:

The word 'cat' is a singular noun.
'Kedi' kelimesi tekil bir isimdir.

only

/ˈoʊn.li/

(adverb) sadece, yalnızca, henüz;

(adjective) tek, biricik;

(conjunction) sadece, ama

Örnek:

I only have five dollars left.
Sadece beş dolarım kaldı.

original

/əˈrɪdʒ.ən.əl/

(adjective) orijinal, ilk, özgün;

(noun) orijinal, özgün eser

Örnek:

The original plan was to leave early.
Orijinal plan erken ayrılmaktı.

special

/ˈspeʃ.əl/

(adjective) özel, farklı, belirli bir amaca yönelik;

(noun) özel program, özel bölüm, spesiyal

Örnek:

This is a special occasion.
Bu özel bir durum.

abnormal

/æbˈnɔːr.məl/

(adjective) anormal, olağandışı

Örnek:

The patient's blood test results were abnormal.
Hastanın kan testi sonuçları anormaldi.

unique

/juːˈniːk/

(adjective) benzersiz, eşsiz, olağanüstü

Örnek:

Each person's fingerprints are unique.
Her insanın parmak izleri benzersizdir.

exceptional

/ɪkˈsep.ʃən.əl/

(adjective) istisnai, olağandışı, olağanüstü

Örnek:

The weather today is quite exceptional for this time of year.
Bugünkü hava yılın bu zamanı için oldukça istisnai.

uncommon

/ʌnˈkɑː.mən/

(adjective) nadiren, sıra dışı

Örnek:

It's uncommon to see snow in this region.
Bu bölgede kar görmek nadirdir.

irregular

/ɪˈreɡ.jə.lɚ/

(adjective) düzensiz, orantısız, anormal

Örnek:

The coastline is very irregular, with many coves and inlets.
Kıyı şeridi, birçok koy ve girinti ile çok düzensizdir.

ordinary

/ˈɔːr.dən.er.i/

(adjective) sıradan, normal;

(noun) sıradanlık, normallik

Örnek:

It was just an ordinary day at the office.
Ofiste sadece sıradan bir gündü.

regular

/ˈreɡ.jə.lɚ/

(adjective) düzenli, olağan, eşit;

(noun) düzenli müşteri, müdavim

Örnek:

She makes regular visits to her grandmother.
Büyükannesini düzenli olarak ziyaret eder.

standard

/ˈstæn.dɚd/

(noun) standart, seviye, sancak;

(adjective) standart, normal

Örnek:

The hotel maintains a high standard of service.
Otel yüksek bir hizmet standardı sürdürüyor.

everyday

/ˈev.ri.deɪ/

(adjective) günlük, sıradan

Örnek:

This is my everyday jacket, I wear it all the time.
Bu benim günlük ceketim, sürekli giyerim.

usual

/ˈjuː.ʒu.əl/

(adjective) olağan, alışılmış, normal

Örnek:

He took his usual seat at the back of the room.
Odanın arkasındaki her zamanki yerine oturdu.

normal

/ˈnɔːr.məl/

(adjective) normal, olağan;

(noun) normal, olağan durum

Örnek:

It's normal to feel nervous before a big presentation.
Büyük bir sunumdan önce gergin hissetmek normaldir.

average

/ˈæv.ɚ.ɪdʒ/

(noun) ortalama, sıradan;

(adjective) ortalama, sıradan;

(verb) ortalama olmak, ortalama tutmak

Örnek:

The average score on the test was 75.
Testteki ortalama puan 75'ti.

familiar

/fəˈmɪl.i.jɚ/

(adjective) tanıdık, bilindik, aşina

Örnek:

His face looked familiar, but I couldn't place him.
Yüzü tanıdık geliyordu ama kim olduğunu çıkaramadım.

general

/ˈdʒen.ər.əl/

(adjective) genel, yaygın, uzmanlaşmamış;

(noun) general

Örnek:

There is a general feeling of optimism.
Genel bir iyimserlik hissi var.

common

/ˈkɑː.mən/

(adjective) yaygın, ortak, genel;

(noun) halk, sıradan insanlar, ortak arazi

Örnek:

It's a common misconception that money buys happiness.
Paranın mutluluğu satın aldığı yaygın bir yanılgıdır.

accepted

/əkˈsep.t̬ɪd/

(adjective) kabul edilmiş, tanınmış, onaylanmış;

(verb) kabul etti, onayladı

Örnek:

It is an accepted fact that the Earth revolves around the Sun.
Dünya'nın Güneş etrafında döndüğü kabul edilmiş bir gerçektir.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren