Avatar of Vocabulary Set Ünite 9: Hayvanat Bahçesinde Ne Gördün?

5. Sınıf İçinde Ünite 9: Hayvanat Bahçesinde Ne Gördün? Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'5. Sınıf' içinde 'Ünite 9: Hayvanat Bahçesinde Ne Gördün?' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

zoo

/zuː/

(noun) hayvanat bahçesi

Örnek:

We spent the whole day at the zoo, watching the lions and elephants.
Aslanları ve filleri izleyerek tüm günü hayvanat bahçesinde geçirdik.

animal

/ˈæn.ɪ.məl/

(noun) hayvan, canavar, barbar;

(adjective) hayvansal

Örnek:

The zoo has many different types of animals.
Hayvanat bahçesinde birçok farklı türde hayvan var.

elephant

/ˈel.ə.fənt/

(noun) fil

Örnek:

The elephant sprayed water over itself with its trunk.
Fil hortumuyla üzerine su püskürttü.

tiger

/ˈtaɪ.ɡɚ/

(noun) kaplan, vahşi kişi, güçlü kişi

Örnek:

The tiger stalked its prey silently through the tall grass.
Kaplan, uzun otların arasından sessizce avını takip etti.

monkey

/ˈmʌŋ.ki/

(noun) maymun, yaramaz, haylaz;

(verb) oynamak, maymunluk yapmak

Örnek:

The monkey swung from tree to tree.
Maymun ağaçtan ağaca sallandı.

gorilla

/ɡəˈrɪl.ə/

(noun) goril, iri yarı adam, kaba saba adam

Örnek:

The gorilla pounded its chest.
Goril göğsünü yumrukladı.

crocodile

/ˈkrɑː.kə.daɪl/

(noun) timsah

Örnek:

The safari guide warned us about the crocodiles in the river.
Safari rehberi bizi nehirdeki timsahlar hakkında uyardı.

python

/ˈpaɪ.θɑːn/

(noun) piton, Python, Python programlama dili

Örnek:

The zookeeper fed a large rat to the python.
Hayvanat bahçesi görevlisi büyük bir fareyi pitona verdi.

peacock

/ˈpiː.kɑːk/

(noun) tavus kuşu, gösterişçi kişi, kendini beğenmiş;

(verb) gösteriş yapmak, böbürlenmek

Örnek:

The male peacock displayed its beautiful tail feathers.
Erkek tavus kuşu güzel kuyruk tüylerini sergiledi.

panda

/ˈpæn.də/

(noun) panda

Örnek:

The giant panda is an endangered species.
Dev panda nesli tükenmekte olan bir türdür.

kangaroo

/ˌkæŋ.ɡəˈruː/

(noun) kanguru

Örnek:

The kangaroo hopped across the open field.
Kanguru açık alanda zıpladı.

noisy

/ˈnɔɪ.zi/

(adjective) gürültülü, patırtılı, sesli

Örnek:

The children were very noisy during the party.
Çocuklar parti sırasında çok gürültülüydü.

scary

/ˈsker.i/

(adjective) korkunç, ürkütücü

Örnek:

The movie was really scary.
Film gerçekten korkunçtu.

fast

/fæst/

(adjective) hızlı, çabuk, sıkı;

(adverb) hızlı, sıkıca, sağlamca;

(verb) oruç tutmak;

(noun) oruç

Örnek:

A cheetah is a very fast runner.
Çita çok hızlı bir koşucudur.

baby

/ˈbeɪ.bi/

(noun) bebek, yeni doğan, bebeğim;

(verb) şımartmak, bebek gibi davranmak;

(adjective) mini, küçük

Örnek:

The new parents were overjoyed with their healthy baby.
Yeni ebeveynler sağlıklı bebekleriyle çok sevinçliydi.

circus

/ˈsɝː.kəs/

(noun) sirk, curcuna, kaos

Örnek:

The children were excited to go to the circus.
Çocuklar sirke gitmek için heyecanlıydı.

park

/pɑːrk/

(noun) park, koruma alanı;

(verb) park etmek

Örnek:

Let's go for a walk in the park.
Parkta yürüyüşe çıkalım.

funny

/ˈfʌn.i/

(adjective) komik, eğlenceli, garip

Örnek:

He told a really funny joke.
Gerçekten komik bir fıkra anlattı.

cute

/kjuːt/

(adjective) sevimli, şirin, çekici

Örnek:

The puppy was so cute with its big eyes.
Yavru köpek büyük gözleriyle çok sevimliydi.

loudly

/ˈlaʊd.li/

(adverb) yüksek sesle, gürültülü bir şekilde, gösterişli

Örnek:

He shouted loudly to get her attention.
Onun dikkatini çekmek için yüksek sesle bağırdı.

roar

/rɔːr/

(noun) kükreme, böğürme, gürültü;

(verb) kükremek, gürlemek

Örnek:

We heard the distant roar of a lion.
Uzaklardan bir aslanın kükremesini duyduk.

slowly

/ˈsloʊ.li/

(adverb) yavaşça, ağır ağır

Örnek:

He walked slowly towards the door.
Kapıya doğru yavaşça yürüdü.

quietly

/ˈkwaɪət.li/

(adverb) sessizce, sakin bir şekilde, huzur içinde

Örnek:

She closed the door quietly so as not to wake the baby.
Bebeği uyandırmamak için kapıyı sessizce kapattı.

move

/muːv/

(verb) hareket etmek, kıpırdamak, taşınmak;

(noun) hareket, hamle, taşınma

Örnek:

The car began to move slowly down the street.
Araba yavaşça yolda ilerlemeye başladı.

walk

/wɑːk/

(verb) yürümek, gezmek, gezdirmek;

(noun) yürüyüş, gezinti

Örnek:

She likes to walk in the park every morning.
Her sabah parkta yürümeyi sever.

jump

/dʒʌmp/

(verb) atlamak, zıplamak, fırlamak;

(noun) atlama, zıplama, sıçrama

Örnek:

The cat jumped onto the table.
Kedi masanın üzerine atladı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren