Avatar of Vocabulary Set Ünite 5: Bu Hafta Sonu Nerede Olacaksınız?

5. Sınıf İçinde Ünite 5: Bu Hafta Sonu Nerede Olacaksınız? Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'5. Sınıf' içinde 'Ünite 5: Bu Hafta Sonu Nerede Olacaksınız?' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

mountain

/ˈmaʊn.tən/

(noun) dağ, yığın

Örnek:

Mount Everest is the highest mountain in the world.
Everest Dağı dünyanın en yüksek dağıdır.

picnic

/ˈpɪk.nɪk/

(noun) piknik;

(verb) piknik yapmak

Örnek:

We're planning a picnic by the lake this weekend.
Bu hafta sonu göl kenarında bir piknik planlıyoruz.

countryside

/ˈkʌn.tri.saɪd/

(noun) kırsal bölge, taşra

Örnek:

We spent our vacation exploring the beautiful countryside.
Tatilimizi güzel kırsal bölgeyi keşfederek geçirdik.

beach

/biːtʃ/

(noun) plaj, sahil;

(verb) karaya oturtmak, sahile çekmek

Örnek:

We spent the day relaxing on the beach.
Günü plajda dinlenerek geçirdik.

sea

/siː/

(noun) deniz, göl, çok sayıda

Örnek:

The ship sailed across the vast sea.
Gemi engin denizde yelken açtı.

England

/ˈɪŋ.ɡlənd/

(noun) İngiltere

Örnek:

London is the capital city of England.
Londra, İngiltere'nin başkentidir.

visit

/ˈvɪz.ɪt/

(verb) ziyaret etmek;

(noun) ziyaret, ev ziyareti, profesyonel ziyaret

Örnek:

I'm going to visit my grandparents next weekend.
Gelecek hafta sonu büyükannem ve büyükbabamı ziyaret edeceğim.

swim

/swɪm/

(verb) yüzmek, dönmek, sersemlemek;

(noun) yüzme

Örnek:

I love to swim in the ocean.
Okyanusta yüzmeyi severim.

explore

/ɪkˈsplɔːr/

(verb) keşfetmek, araştırmak, tartışmak

Örnek:

They set out to explore the Amazon rainforest.
Amazon yağmur ormanlarını keşfetmek için yola çıktılar.

cave

/keɪv/

(noun) mağara;

(verb) boyun eğmek, pes etmek

Örnek:

The explorers discovered a hidden cave behind the waterfall.
Kaşifler şelalenin arkasında gizli bir mağara keşfettiler.

island

/ˈaɪ.lənd/

(noun) ada, yükseltilmiş alan

Örnek:

We spent our vacation on a beautiful tropical island.
Tatilimizi güzel bir tropik adada geçirdik.

bay

/beɪ/

(noun) koy, körfez, bölme;

(verb) havlamak, ulmak

Örnek:

The ship sailed into the calm bay.
Gemi sakin koya yelken açtı.

park

/pɑːrk/

(noun) park, koruma alanı;

(verb) park etmek

Örnek:

Let's go for a walk in the park.
Parkta yürüyüşe çıkalım.

sandcastle

/ˈsændˌkæs.əl/

(noun) kumdan kale

Örnek:

The children spent hours building a magnificent sandcastle on the beach.
Çocuklar sahilde muhteşem bir kumdan kale inşa etmek için saatler harcadı.

tomorrow

/təˈmɔːr.oʊ/

(adverb) yarın;

(noun) yarın

Örnek:

I will see you tomorrow.
Yarın görüşürüz.

weekend

/ˈwiːk.end/

(noun) hafta sonu

Örnek:

I'm looking forward to the weekend.
Hafta sonunu dört gözle bekliyorum.

next

/nekst/

(adjective) sonraki, bir sonraki, yanında;

(adverb) daha sonra, ardından

Örnek:

What are you doing next?
Sonra ne yapıyorsun?

seafood

/ˈsiː.fuːd/

(noun) deniz ürünleri

Örnek:

We had fresh seafood for dinner.
Akşam yemeğinde taze deniz ürünleri yedik.

sand

/sænd/

(noun) kum;

(verb) zımparalamak, kumlamak

Örnek:

The children played in the sand on the beach.
Çocuklar sahildeki kumda oynadı.

sunbathe

/ˈsʌn.beɪð/

(verb) güneşlenmek

Örnek:

She loves to sunbathe on the beach during her vacation.
Tatilinde sahilde güneşlenmeyi sever.

build

/bɪld/

(verb) inşa etmek, kurmak, artmak;

(noun) yapı, vücut yapısı

Örnek:

They plan to build a new house next year.
Gelecek yıl yeni bir ev inşa etmeyi planlıyorlar.

activity

/ækˈtɪv.ə.t̬i/

(noun) aktivite, hareketlilik, etkinlik

Örnek:

There was a lot of activity in the kitchen.
Mutfakta çok fazla hareketlilik vardı.

interview

/ˈɪn.t̬ɚ.vjuː/

(noun) mülakat, röportaj;

(verb) mülakat yapmak, röportaj yapmak

Örnek:

She has an interview for a new job tomorrow.
Yarın yeni bir iş için mülakatı var.

great

/ɡreɪt/

(adjective) büyük, muazzam, harika;

(adverb) harika, mükemmel

Örnek:

The company achieved great success this year.
Şirket bu yıl büyük başarı elde etti.

around

/əˈraʊnd/

(preposition) etrafında, çevresinde, yakınlarda;

(adverb) etrafta, yakınlarda, dolaşmak

Örnek:

The fence goes around the garden.
Çit bahçenin etrafını sarıyor.

home

/hoʊm/

(noun) ev, yuva, memleket;

(adverb) evde, eve;

(adjective) ev, evsel;

(verb) eve dönmek, hedeflemek

Örnek:

I'm going home for the holidays.
Tatil için eve gidiyorum.

end

/end/

(noun) son, bitiş, uç;

(verb) bitmek, sona ermek, sonlandırmak

Örnek:

We reached the end of the road.
Yolun sonuna geldik.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren