Avatar of Vocabulary Set Ünite 9: Sosyal Konular

11. Sınıf İçinde Ünite 9: Sosyal Konular Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'11. Sınıf' içinde 'Ünite 9: Sosyal Konular' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

admit

/ədˈmɪt/

(verb) kabul etmek, itiraf etmek, içeri almak

Örnek:

He finally admitted his mistake.
Sonunda hatasını kabul etti.

alcohol

/ˈæl.kə.hɑːl/

(noun) alkol

Örnek:

Drinking too much alcohol can be harmful to your health.
Çok fazla alkol içmek sağlığınıza zararlı olabilir.

anxiety

/æŋˈzaɪ.ə.t̬i/

(noun) endişe, kaygı, huzursuzluk

Örnek:

He felt a surge of anxiety as he waited for the test results.
Test sonuçlarını beklerken bir endişe dalgası hissetti.

ashamed

/əˈʃeɪmd/

(adjective) utanmış, mahcup

Örnek:

She felt deeply ashamed of her behavior at the party.
Partideki davranışlarından dolayı derinden utanıyordu.

awareness

/əˈwer.nəs/

(noun) farkındalık, bilinç

Örnek:

Promoting public awareness of environmental issues is crucial.
Çevre sorunları hakkında kamuoyu farkındalığını artırmak çok önemlidir.

body shaming

/ˈbɑːd.i ˌʃeɪm.ɪŋ/

(noun) beden utandırma, vücut aşağılama

Örnek:

Body shaming can have serious negative impacts on a person's mental health.
Beden utandırma, bir kişinin ruh sağlığı üzerinde ciddi olumsuz etkilere sahip olabilir.

bully

/ˈbʊl.i/

(noun) zorba, kabadayı;

(verb) zorbalık yapmak, kabadayılık etmek

Örnek:

The school has a strict policy against bullies.
Okulun zorbalara karşı katı bir politikası var.

campaign

/kæmˈpeɪn/

(noun) kampanya, askeri harekat, hareket;

(verb) kampanya yapmak, mücadele etmek

Örnek:

The general launched a new campaign against the enemy.
General düşmana karşı yeni bir kampanya başlattı.

crime

/kraɪm/

(noun) suç, cürüm, ayıp

Örnek:

He was arrested for committing a serious crime.
Ciddi bir suç işlediği için tutuklandı.

cyberbullying

/ˈsaɪ.bərˌbʊl.i.ɪŋ/

(noun) siber zorbalık, siber taciz

Örnek:

Schools are implementing programs to prevent cyberbullying among students.
Okullar, öğrenciler arasında siber zorbalığı önlemek için programlar uyguluyor.

depression

/dɪˈpreʃ.ən/

(noun) depresyon, buhran, ekonomik durgunluk

Örnek:

She has been suffering from severe depression for years.
Yıllardır şiddetli depresyondan muzdarip.

drug

/drʌɡ/

(noun) ilaç, tıbbi madde, uyuşturucu;

(verb) uyuşturmak, ilaç vermek

Örnek:

The doctor prescribed a new drug for her condition.
Doktor, durumu için yeni bir ilaç reçete etti.

lie

/laɪ/

(verb) uzanmak, durmak, yalan söylemek;

(noun) yalan, asılsız söz

Örnek:

She likes to lie on the beach and read.
Sahilde uzanıp kitap okumayı sever.

obey

/oʊˈbeɪ/

(verb) itaat etmek, uymak

Örnek:

All citizens must obey the law.
Tüm vatandaşlar yasaya uymak zorundadır.

offensive

/əˈfen.sɪv/

(adjective) incitici, saldırgan, hücum;

(noun) saldırı, hücum

Örnek:

His remarks were highly offensive to the audience.
Sözleri seyirciye karşı oldukça inciticiydi.

overpopulation

/ˌoʊ.vɚˌpɑː.pjəˈleɪ.ʃən/

(noun) aşırı nüfus, nüfus fazlalığı

Örnek:

Overpopulation is a major concern for the planet's future.
Aşırı nüfus, gezegenin geleceği için büyük bir endişe kaynağıdır.

painful

/ˈpeɪn.fəl/

(adjective) ağrılı, acı veren, acı verici

Örnek:

The injection was quite painful.
Enjeksiyon oldukça ağrılıydı.

peer pressure

/ˈpɪr ˌpreʃ.ər/

(noun) akran baskısı, grup baskısı

Örnek:

He started smoking due to peer pressure from his friends.
Arkadaş çevresinin akran baskısı yüzünden sigara içmeye başladı.

physical

/ˈfɪz.ɪ.kəl/

(adjective) fiziksel, bedensel, maddi;

(noun) fiziksel muayene, sağlık kontrolü

Örnek:

Regular physical activity is important for health.
Düzenli fiziksel aktivite sağlık için önemlidir.

poverty

/ˈpɑː.vɚ.t̬i/

(noun) yoksulluk, fakirlik, eksiklik

Örnek:

Many families in the region live in extreme poverty.
Bölgedeki birçok aile aşırı yoksulluk içinde yaşıyor.

proposal

/prəˈpoʊ.zəl/

(noun) teklif, öneri, evlenme teklifi

Örnek:

The committee is reviewing the new budget proposal.
Komite yeni bütçe teklifini inceliyor.

propose

/prəˈpoʊz/

(verb) önermek, teklif etmek, evlenme teklif etmek

Örnek:

He proposed a new strategy for the company.
Şirket için yeni bir strateji önerdi.

self-confidence

/ˌselfˈkɑːnfɪdəns/

(noun) özgüven

Örnek:

Her self-confidence grew with each success.
Her başarıda özgüveni arttı.

skip

/skɪp/

(verb) sekerek yürümek, atlamak, geçmek;

(noun) sekme, atlama, geçme

Örnek:

The children were skipping happily down the street.
Çocuklar neşeyle sokakta sekerek ilerliyorlardı.

struggle

/ˈstrʌɡ.əl/

(verb) çabalamak, mücadele etmek;

(noun) mücadele, çaba

Örnek:

He tried to struggle free from the ropes.
İplerden kurtulmak için çabaladı.

the poverty line

/ðə ˈpɑː.vər.t̬i laɪn/

(noun) yoksulluk sınırı

Örnek:

Many families in the city live below the poverty line.
Şehirdeki birçok aile yoksulluk sınırının altında yaşıyor.

verbal

/ˈvɝː.bəl/

(adjective) sözlü, sözel, fiilsel

Örnek:

He gave a verbal promise.
Sözlü bir söz verdi.

victim

/ˈvɪk.təm/

(noun) kurban, mağdur, aldatılan kişi

Örnek:

The police are investigating the murder of a young victim.
Polis genç bir kurbanın cinayetini araştırıyor.

violent

/ˈvaɪə.lənt/

(adjective) şiddetli, acımasız, yoğun

Örnek:

The protest turned violent, with clashes between demonstrators and police.
Protesto şiddetli hale geldi, göstericiler ve polis arasında çatışmalar yaşandı.

hang out

/hæŋ aʊt/

(phrasal verb) takılmak, dışarı çıkmak, asmak

Örnek:

We often hang out at the coffee shop on weekends.
Hafta sonları sık sık kahve dükkanında takılırız.

stand up to

/stænd ʌp tuː/

(phrasal verb) karşı durmak, dayanmak, direnmek

Örnek:

You need to stand up to bullies.
Zorbalara karşı durmalısın.

make fun of

/meɪk fʌn əv/

(idiom) dalga geçmek, alay etmek

Örnek:

The children started to make fun of his new haircut.
Çocuklar onun yeni saç kesimiyle dalga geçmeye başladı.

the odd one out

/ðɪ ˌɑːd wʌn ˈaʊt/

(idiom) farklı olan, istisna, aykırı

Örnek:

In this group of fruits, the apple is the odd one out because all the others are berries.
Bu meyve grubunda elma farklı olan çünkü diğerleri hep böğürtlen.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren