Avatar of Vocabulary Set Ünite 6: Mirasımızı Korumak

11. Sınıf İçinde Ünite 6: Mirasımızı Korumak Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'11. Sınıf' içinde 'Ünite 6: Mirasımızı Korumak' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

ancient

/ˈeɪn.ʃənt/

(adjective) antik, eski, yaşlı

Örnek:

The pyramids are ancient structures.
Piramitler antik yapılardır.

appreciate

/əˈpriː.ʃi.eɪt/

(verb) takdir etmek, değerini bilmek, anlamak

Örnek:

I really appreciate your help.
Yardımınızı gerçekten takdir ediyorum.

citadel

/ˈsɪt̬.ə.del/

(noun) kale, iç kale, güçlü yer

Örnek:

The ancient citadel stood proudly overlooking the city.
Antik kale şehre tepeden bakarak gururla duruyordu.

complex

/kɑːmˈpleks/

(adjective) karmaşık, kompleks, anlaşılması zor;

(noun) kompleks, binalar topluluğu, psikolojik sorun

Örnek:

The human brain is a highly complex organ.
İnsan beyni oldukça karmaşık bir organdır.

crowdfunding

/ˈkraʊd.fʌn.dɪŋ/

(noun) kitlesel fonlama, kitle fonlaması

Örnek:

They raised enough money through crowdfunding to start their new business.
Yeni işlerini kurmak için kitlesel fonlama yoluyla yeterli para topladılar.

festive

/ˈfes.tɪv/

(adjective) şenlikli, bayram, neşeli

Örnek:

The city was decorated with festive lights for the holidays.
Şehir tatiller için şenlikli ışıklarla süslenmişti.

field trip

/ˈfiːld trɪp/

(noun) gezi, alan gezisi

Örnek:

The class went on a field trip to the science museum.
Sınıf, bilim müzesine bir gezi düzenledi.

fine

/faɪn/

(adjective) güzel, iyi, ince;

(noun) para cezası, ceza;

(verb) para cezası vermek, cezalandırmak;

(adverb) iyi, gayet iyi

Örnek:

This is a fine example of ancient pottery.
Bu, antik çömlekçiliğin güzel bir örneğidir.

folk

/foʊk/

(noun) halk, insanlar, folk;

(adjective) halk, geleneksel

Örnek:

Ordinary folk don't have much say in these matters.
Sıradan insanların bu konularda pek söz hakkı yok.

heritage

/ˈher.ɪ.t̬ɪdʒ/

(noun) miras, kalıtım, kültürel miras

Örnek:

The old house was part of her family's heritage.
Eski ev, ailesinin mirasının bir parçasıydı.

historic

/hɪˈstɔːr.ɪk/

(adjective) tarihi, önemli

Örnek:

The signing of the Declaration of Independence was a historic event.
Bağımsızlık Bildirgesi'nin imzalanması tarihi bir olaydı.

historical

/hɪˈstɔːr.ɪ.kəl/

(adjective) tarihi, geçmişe ait

Örnek:

The museum has many historical artifacts.
Müzede birçok tarihi eser bulunmaktadır.

imperial

/ɪmˈpɪr.i.əl/

(adjective) imparatorluk, emperyal, emperyal (ölçü sistemi)

Örnek:

The Roman Empire had a vast imperial army.
Roma İmparatorluğu'nun geniş bir imparatorluk ordusu vardı.

landscape

/ˈlænd.skeɪp/

(noun) manzara, peyzaj, manzara resmi;

(verb) peyzaj düzenlemesi yapmak, güzelleştirmek

Örnek:

The rolling hills and green valleys formed a beautiful landscape.
Yuvarlanan tepeler ve yeşil vadiler güzel bir manzara oluşturuyordu.

limestone

/ˈlaɪm.stoʊn/

(noun) kireçtaşı

Örnek:

The ancient temple was built from local limestone.
Antik tapınak yerel kireçtaşından yapılmıştı.

mausoleum

/ˌmɑː.zəˈliː.əm/

(noun) mozole, anıt mezar

Örnek:

The ancient ruler was buried in a grand mausoleum.
Antik hükümdar büyük bir mozoleye gömüldü.

monument

/ˈmɑːn.jə.mənt/

(noun) anıt, anıtsal yapı, kalıcı kanıt

Örnek:

The Washington Monument is a famous landmark in the United States.
Washington Anıtı, Amerika Birleşik Devletleri'nde ünlü bir simgedir.

the performing arts

/ðə pərˈfɔːrmɪŋ ɑːrts/

(noun) sahne sanatları, gösteri sanatları

Örnek:

She has a passion for the performing arts, especially ballet.
Sahne sanatlarına, özellikle baleye tutkusu var.

preserve

/prɪˈzɝːv/

(verb) korumak, muhafaza etmek, saklamak;

(noun) reçel, konserve, koruma alanı

Örnek:

We must preserve our natural resources for future generations.
Doğal kaynaklarımızı gelecek nesiller için korumalıyız.

restore

/rɪˈstɔːr/

(verb) yeniden tesis etmek, geri getirmek, iade etmek

Örnek:

The government promised to restore peace and order.
Hükümet barış ve düzeni yeniden tesis etme sözü verdi.

state

/steɪt/

(noun) devlet, eyalet, durum;

(verb) belirtmek, ifade etmek

Örnek:

The United States is a large country.
Amerika Birleşik Devletleri büyük bir ülkedir.

temple

/ˈtem.pəl/

(noun) tapınak, şakak

Örnek:

The ancient temple was dedicated to the sun god.
Antik tapınak güneş tanrısına adanmıştı.

trending

/ˈtren.dɪŋ/

(adjective) trend, popüler;

(noun) trend olma, popülerlik

Örnek:

The new song is trending on all music platforms.
Yeni şarkı tüm müzik platformlarında trend oluyor.

valley

/ˈvæl.i/

(noun) vadi

Örnek:

The village is nestled in a beautiful green valley.
Köy, güzel yeşil bir vadide yer almaktadır.

give voice to

/ɡɪv vɔɪs tuː/

(idiom) ses vermek, dile getirmek

Örnek:

The protest aimed to give voice to the marginalized communities.
Protesto, marjinalleşmiş topluluklara ses vermek amacıyla yapıldı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren