Avatar of Vocabulary Set Ünite 7: Vietnam ve Uluslararası Kuruluşlar

10. Sınıf İçinde Ünite 7: Vietnam ve Uluslararası Kuruluşlar Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'10. Sınıf' içinde 'Ünite 7: Vietnam ve Uluslararası Kuruluşlar' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

abroad

/əˈbrɑːd/

(adverb) yurt dışında, yurt dışına, yaygın

Örnek:

She decided to study abroad for a year.
Bir yıl yurt dışında okumaya karar verdi.

aim

/eɪm/

(noun) amaç, hedef;

(verb) nişan almak, yöneltmek, hedeflemek

Örnek:

Our main aim is to improve customer satisfaction.
Ana hedefimiz müşteri memnuniyetini artırmaktır.

commit

/kəˈmɪt/

(verb) işlemek, yapmak, bağlanmak

Örnek:

He was arrested for attempting to commit fraud.
Dolandırıcılık yapmaya teşebbüs ettiği için tutuklandı.

competitive

/kəmˈpet̬.ə.t̬ɪv/

(adjective) rekabetçi, hırslı

Örnek:

The company operates in a highly competitive market.
Şirket, oldukça rekabetçi bir pazarda faaliyet gösteriyor.

disability

/ˌdɪs.əˈbɪl.ə.t̬i/

(noun) engellilik, sakatlık, dezavantaj

Örnek:

She has a permanent disability that affects her mobility.
Hareketliliğini etkileyen kalıcı bir engeli var.

disadvantaged

/ˌdɪs.ədˈvæn.t̬ɪdʒd/

(adjective) dezavantajlı, mahrum, yoksul

Örnek:

The program aims to help disadvantaged children.
Program, dezavantajlı çocuklara yardım etmeyi amaçlıyor.

economic

/ˌiː.kəˈnɑː.mɪk/

(adjective) ekonomik, tasarruflu

Örnek:

The country is facing a severe economic crisis.
Ülke ciddi bir ekonomik krizle karşı karşıya.

economy

/iˈkɑː.nə.mi/

(noun) ekonomi, tasarruf

Örnek:

The country's economy is growing rapidly.
Ülkenin ekonomisi hızla büyüyor.

enter

/ˈen.t̬ɚ/

(verb) girmek, kaydetmek, başlamak

Örnek:

He entered the room quietly.
Odaya sessizce girdi.

essential

/ɪˈsen.ʃəl/

(adjective) gerekli, önemli, temel;

(noun) temel ihtiyaçlar, esaslar

Örnek:

Water is essential for life.
Su yaşam için hayati öneme sahiptir.

expert

/ˈek.spɝːt/

(noun) uzman, bilirkişi;

(adjective) uzman, ehil

Örnek:

She is an expert in ancient history.
Antik tarih konusunda bir uzmandır.

freedom of the press

/ˈfriːdəm əv ðə pres/

(phrase) basın özgürlüğü

Örnek:

The country's constitution guarantees freedom of the press.
Ülkenin anayasası basın özgürlüğünü garanti eder.

harm

/hɑːrm/

(noun) zarar, hasar;

(verb) zarar vermek, hasar vermek

Örnek:

The accident caused him serious harm.
Kaza ona ciddi zarar verdi.

hunger

/ˈhʌŋ.ɡɚ/

(noun) açlık, arzu, istek;

(verb) açlık çekmek, çok istemek, acıkmak

Örnek:

He felt a pang of hunger.
Bir açlık sancısı hissetti.

invest

/ɪnˈvest/

(verb) yatırım yapmak, ayırmak

Örnek:

She decided to invest her savings in real estate.
Birikimlerini gayrimenkule yatırmaya karar verdi.

investor

/ɪnˈves.t̬ɚ/

(noun) yatırımcı

Örnek:

She is a long-term investor in the stock market.
Borsada uzun vadeli bir yatırımcıdır.

market

/ˈmɑːr.kɪt/

(noun) pazar, piyasa;

(verb) pazarlamak, tanıtmak

Örnek:

I bought fresh vegetables at the local market.
Yerel pazardan taze sebzeler aldım.

peacekeeping

/ˈpiːsˌkiː.pɪŋ/

(noun) barış gücü, barışı koruma;

(adjective) barış gücü, barışı koruma ile ilgili

Örnek:

The UN deployed a peacekeeping force to the conflict zone.
BM, çatışma bölgesine bir barış gücü konuşlandırdı.

poverty

/ˈpɑː.vɚ.t̬i/

(noun) yoksulluk, fakirlik, eksiklik

Örnek:

Many families in the region live in extreme poverty.
Bölgedeki birçok aile aşırı yoksulluk içinde yaşıyor.

practical

/ˈpræk.tɪ.kəl/

(adjective) pratik, kullanışlı, gerçekçi

Örnek:

He has a lot of practical experience in engineering.
Mühendislikte çok fazla pratik deneyimi var.

promote

/prəˈmoʊt/

(verb) teşvik etmek, desteklemek, terfi ettirmek

Örnek:

The organization works to promote peace and understanding.
Kuruluş barışı ve anlayışı teşvik etmek için çalışıyor.

quality

/ˈkwɑː.lə.t̬i/

(noun) kalite, nitelik, özellik;

(adjective) kaliteli, mükemmel

Örnek:

The hotel offers high-quality service.
Otel yüksek kaliteli hizmet sunmaktadır.

regional

/ˈriː.dʒən.əl/

(adjective) bölgesel

Örnek:

The company is expanding its regional offices.
Şirket bölgesel ofislerini genişletiyor.

relation

/rɪˈleɪ.ʃən/

(noun) ilişki, bağlantı, akraba

Örnek:

The relation between cause and effect is fundamental to science.
Neden ve sonuç arasındaki ilişki bilim için temeldir.

respect

/rɪˈspekt/

(noun) saygı, hürmet, göz önünde bulundurma;

(verb) saygı duymak, hürmet etmek

Örnek:

She has great respect for her mentor.
Mentoruna büyük saygı duyuyor.

technical

/ˈtek.nɪ.kəl/

(adjective) teknik, kesin

Örnek:

The manual provides detailed technical specifications.
Kılavuz, ayrıntılı teknik özellikler sunar.

trade

/treɪd/

(noun) ticaret, takas, meslek;

(verb) ticaret yapmak, takas etmek, değiştirmek

Örnek:

International trade has increased significantly.
Uluslararası ticaret önemli ölçüde arttı.

vaccinate

/ˈvæk.sə.neɪt/

(verb) aşılamak

Örnek:

Doctors recommend that all children be vaccinated against measles.
Doktorlar tüm çocukların kızamığa karşı aşılanmasını tavsiye ediyor.

welcome

/ˈwel.kəm/

(verb) karşılamak, ağırlamak;

(exclamation) hoş geldin, rica ederim;

(adjective) hoş karşılanan, memnuniyetle karşılanan;

(noun) karşılama, ağırlama

Örnek:

We welcomed the new neighbors to the community.
Yeni komşuları topluluğa karşıladık.

carry out

/ˈkær.i aʊt/

(phrasal verb) gerçekleştirmek, yapmak

Örnek:

The team will carry out the experiment next week.
Ekip deneyi gelecek hafta gerçekleştirecek.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren