Avatar of Vocabulary Set Diğerleri (Out)

'Out' Kullanan Deyimsel Fiiller İçinde Diğerleri (Out) Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

''Out' Kullanan Deyimsel Fiiller' içinde 'Diğerleri (Out)' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

age out

/eɪdʒ aʊt/

(phrasal verb) yaşı dolmak, yaş haddinden dolayı ayrılmak

Örnek:

Many foster children age out of the system when they turn 18.
Birçok koruyucu aile çocuğu 18 yaşına geldiğinde sistemden yaşları dolduğu için ayrılır.

belt out

/belt aʊt/

(phrasal verb) bas bas bağırmak, yüksek sesle söylemek

Örnek:

She stepped onto the stage and began to belt out her favorite ballad.
Sahneye çıktı ve en sevdiği baladı bas bas bağırmaya başladı.

dry out

/draɪ aʊt/

(phrasal verb) kurumak, kuruyup gitmek, alkolü bırakmak

Örnek:

The clothes will dry out quickly in the sun.
Giysiler güneşte çabuk kuruyacak.

flatten out

/ˈflæt.ən aʊt/

(phrasal verb) düzleşmek, düzleştirmek, istikrara kavuşmak

Örnek:

The road started to flatten out after the steep climb.
Dik tırmanıştan sonra yol düzleşmeye başladı.

freeze out

/friːz aʊt/

(phrasal verb) dışlamak, soğuk davranmak, saf dışı bırakmak

Örnek:

The new manager tried to freeze out the older employees.
Yeni yönetici, yaşlı çalışanları dışlamaya çalıştı.

live out

/lɪv aʊt/

(phrasal verb) geçirmek, gerçekleştirmek

Örnek:

He decided to live out his days in a quiet countryside.
Hayatının geri kalanını sakin bir kırsalda geçirmeye karar verdi.

print out

/prɪnt aʊt/

(phrasal verb) çıktı almak, yazdırmak

Örnek:

Can you print out the report for me?
Raporu benim için çıkarabilir misin?

sign out

/saɪn aʊt/

(phrasal verb) çıkış yapmak, ayrılışı kaydetmek, oturumu kapatmak

Örnek:

Please remember to sign out before you leave the building.
Binadan ayrılmadan önce lütfen çıkış yapmayı unutmayın.

thaw out

/θɔː aʊt/

(phrasal verb) çözülmek, buzunu çözmek, gevşemek

Örnek:

Let the chicken thaw out in the refrigerator overnight.
Tavuğu gece boyunca buzdolabında çözdürün.

work out

/wɜːrk aʊt/

(phrasal verb) egzersiz yapmak, antrenman yapmak, çözmek

Örnek:

I like to work out at the gym three times a week.
Haftada üç kez spor salonunda egzersiz yapmayı severim.

zoom out

/zuːm aʊt/

(phrasal verb) uzaklaştırmak, küçültmek

Örnek:

Can you zoom out so I can see the whole building?
Tüm binayı görebilmem için uzaklaştırabilir misin?

carry out

/ˈkær.i aʊt/

(phrasal verb) gerçekleştirmek, yapmak

Örnek:

The team will carry out the experiment next week.
Ekip deneyi gelecek hafta gerçekleştirecek.

do out

/duː aʊt/

(phrasal verb) döşemek, dekore etmek, temizlemek

Örnek:

They decided to do out the living room in a modern style.
Oturma odasını modern bir tarzda döşemeye karar verdiler.

iron out

/ˈaɪərn aʊt/

(phrasal verb) halletmek, gidermek

Örnek:

We need to meet and iron out the details of the plan.
Planın detaylarını halletmek için buluşmamız gerekiyor.

sort out

/sɔːrt aʊt/

(phrasal verb) halletmek, çözmek, sıralamak

Örnek:

We need to sort out this mess before the boss arrives.
Patron gelmeden bu karmaşayı halletmemiz gerekiyor.

clock out

/klɑːk aʊt/

(phrasal verb) çıkış yapmak, işten ayrılmak

Örnek:

I need to clock out before I leave for the day.
Gün bitmeden çıkış yapmam gerekiyor.

fill out

/fɪl aʊt/

(phrasal verb) doldurmak, tamamlamak, kilo almak

Örnek:

Please fill out this application form completely.
Lütfen bu başvuru formunu tamamen doldurun.

write out

/raɪt aʊt/

(phrasal verb) yazmak, tamamen yazmak, yenmek

Örnek:

Please write out your full name and address.
Lütfen tam adınızı ve adresinizi yazın.

win out

/wɪn aʊt/

(phrasal verb) galip gelmek, kazanmak

Örnek:

Despite the challenges, hard work will always win out in the end.
Zorluklara rağmen, sıkı çalışma sonunda her zaman galip gelecek.

blow out

/bloʊ aʊt/

(phrasal verb) üfleyerek söndürmek, sönmek, patlamak

Örnek:

She leaned forward to blow out the candles on her birthday cake.
Doğum günü pastasının mumlarını üfleyerek söndürmek için öne eğildi.

burst out

/bɜːrst aʊt/

(phrasal verb) birden bire başlamak, patlamak

Örnek:

She burst out laughing when she heard the joke.
Şakayı duyunca kahkahalarla güldü.

put out

/pʊt aʊt/

(phrasal verb) söndürmek, rahatsız etmek, canını sıkmak

Örnek:

The firefighters quickly put out the blaze.
İtfaiyeciler yangını hızla söndürdü.

buyout

/ˈbaɪ.aʊt/

(noun) satın alma, devralma

Örnek:

The company announced a management buyout.
Şirket bir yönetim satın alması duyurdu.

cash out

/kæʃ aʊt/

(phrasal verb) nakde çevirmek, paraya çevirmek, tüm parasını almak

Örnek:

He decided to cash out his investments.
Yatırımlarını nakde çevirmeye karar verdi.

splash out

/splæʃ aʊt/

(phrasal verb) para saçmak, savurganlık yapmak

Örnek:

They decided to splash out on a luxury holiday.
Lüks bir tatil için para saçmaya karar verdiler.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren