'Off' ve 'In' Kullanılan Deyimsel Fiiller İçinde Durma, Engelleme veya Direnme (Off) Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
''Off' ve 'In' Kullanılan Deyimsel Fiiller' içinde 'Durma, Engelleme veya Direnme (Off)' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /blɑːk ɑːf/
(phrasal verb) kapatmak, engellemek
Örnek:
Police had to block off the street due to the accident.
Kaza nedeniyle polis sokağı kapatmak zorunda kaldı.
/kloʊz ˈɔf/
(phrasal verb) kapatmak, abluka altına almak, kendini kapatmak
Örnek:
The police had to close off the street due to the accident.
Polis, kaza nedeniyle sokağı kapatmak zorunda kaldı.
/ˌkɔːr.dɑːn ˈɑːf/
(phrasal verb) kordon altına almak, çevirmek
Örnek:
Police had to cordon off the area after the explosion.
Patlamadan sonra polis bölgeyi kordon altına almak zorunda kaldı.
/faɪt ɔf/
(phrasal verb) savuşturmak, atlatmak
Örnek:
She managed to fight off the attacker.
Saldırganı savuşturmayı başardı.
/hed ɔf/
(phrasal verb) durdurmak, önlemek, yolunu kesmek
Örnek:
The police managed to head off the protestors before they reached the embassy.
Polis, protestocuları elçiliğe ulaşmadan önce durdurmayı başardı.
/hoʊld ɔf/
(phrasal verb) ertelemek, geciktirmek, uzak tutmak
Örnek:
Can you hold off on making a decision until tomorrow?
Karar vermeyi yarına kadar erteleyebilir misin?
/kiːp ɔːf/
(phrasal verb) uzak durmak, dokunmamak, kaçınmak
Örnek:
Please keep off the grass.
Lütfen çimlerden uzak durun.
/nɑːk ɑːf/
(phrasal verb) paydos etmek, işi bırakmak, taklit etmek
Örnek:
Let's knock off early today and go for a drink.
Bugün erken paydos edip bir şeyler içmeye gidelim.
/leɪ ˈɔf/
(phrasal verb) işten çıkarmak, tenkis etmek, rahat bırakmak
Örnek:
The company had to lay off 50 employees due to financial difficulties.
Şirket, mali zorluklar nedeniyle 50 çalışanı işten çıkarmak zorunda kaldı.
/lɑːɡ ˈɔːf/
(phrasal verb) çıkış yapmak, oturumu kapatmak
Örnek:
Remember to log off before you leave the computer.
Bilgisayardan ayrılmadan önce çıkış yapmayı unutmayın.
/ˈstænd.ɑːf/
(noun) çıkmaz, karşı karşıya gelme, kilitlenme
Örnek:
The negotiations reached a standoff, with neither side willing to compromise.
Müzakereler bir çıkmaza girdi, hiçbir taraf uzlaşmaya yanaşmadı.
/swɪtʃ ɔf/
(phrasal verb) kapatmak, devre dışı bırakmak, kafa dinlemek
Örnek:
Please switch off the lights when you leave the room.
Odadan çıkarken lütfen ışıkları kapatın.
/tɜːrn ɔːf/
(phrasal verb) kapatmak, durdurmak, soğutmak
Örnek:
Please turn off the lights when you leave.
Lütfen çıkarken ışıkları kapatın.