Başarı İçinde Başarılı İnsanlar ve İş Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'Başarı' içinde 'Başarılı İnsanlar ve İş' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /ɪn ˈækʃən/
(phrase) iş başında, faaliyette
Örnek:
It's great to see the new machine in action.
Yeni makineyi iş başında görmek harika.
/ɪn fʊl swɪŋ/
(idiom) tüm hızıyla, tam gaz
Örnek:
The party was in full swing by the time we arrived.
Biz geldiğimizde parti tüm hızıyla devam ediyordu.
/ə flæʃ ɪn ðə pæn/
(idiom) gelip geçici bir başarı, samanyolu ateşi
Örnek:
Many people thought his first hit song was just a flash in the pan, but he went on to have a successful career.
Birçok kişi ilk hit şarkısının sadece gelip geçici bir başarı olduğunu düşündü, ancak o başarılı bir kariyere sahip oldu.
/dɑrk hɔrs/
(idiom) sürpriz at, gizli yetenek
Örnek:
No one expected him to win; he was a real dark horse in the race.
Kimse onun kazanmasını beklemiyordu; o yarışta gerçek bir sürpriz attı.
/ˈfæt ˌkæt/
(idiom) kodaman, açgözlü kapitalist
Örnek:
The public is tired of seeing corporate fat cats get richer while ordinary people struggle.
Halk, sıradan insanlar mücadele ederken şirket kodamanlarının zenginleşmesini görmekten bıktı.
/leɪt ˈbluːmər/
(noun) geç açılan, geç olgunlaşan kişi, geç açan bitki
Örnek:
He was a late bloomer in his career, finding success in his forties.
Kariyerinde geç açılan biriydi, kırklı yaşlarında başarıyı buldu.
/bi ɪn lʌk/
(idiom) şanslı olmak, şansı yaver gitmek
Örnek:
You are in luck, the last ticket for the concert just became available!
Şanslısın, konserin son bileti az önce satışa çıktı!
/wɪθ ˌflaɪ.ɪŋ ˈkʌl.ərz/
(idiom) üstün başarıyla, kolayca
Örnek:
She passed her exams with flying colors.
Sınavlarını üstün başarıyla geçti.
/ˈkæri weɪt/
(idiom) ağırlık taşımak, önemli olmak
Örnek:
His opinion always carries weight with the board members.
Onun görüşü yönetim kurulu üyeleri nezdinde her zaman ağırlık taşır.
/mæn/
(noun) adam, erkek, insan;
(verb) yönetmek, tutmak;
(exclamation) dostum, kardeşim
Örnek:
The man walked into the room.
Adam odaya girdi.