Avatar of Vocabulary Set Oxford 5000 - C1 - W Harfi

Oxford 5000 - C1 İçinde Oxford 5000 - C1 - W Harfi Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Oxford 5000 - C1' içinde 'Oxford 5000 - C1 - W Harfi' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

ward

/wɔːrd/

(noun) servis, koğuş, vesayet altındaki kişi;

(verb) savuşturmak, uzaklaştırmak

Örnek:

The patient was moved to the surgical ward.
Hasta cerrahi servise alındı.

warehouse

/ˈwer.haʊs/

(noun) depo, ambar;

(verb) depolamak, ambarlamak

Örnek:

The company stores its products in a large warehouse.
Şirket ürünlerini büyük bir depoda saklıyor.

warfare

/ˈwɔːr.fer/

(noun) savaş, çatışma

Örnek:

Modern warfare often involves cyber attacks and drones.
Modern savaş genellikle siber saldırıları ve dronları içerir.

warrant

/ˈwɔːr.ənt/

(noun) emir, yetki belgesi, garanti;

(verb) gerektirmek, haklı çıkarmak

Örnek:

The judge issued a search warrant for the suspect's home.
Yargıç, şüphelinin evi için bir arama emri çıkardı.

warrior

/ˈwɔːr.i.ɚ/

(noun) savaşçı, asker, mücadeleci

Örnek:

The ancient tribe was known for its fierce warriors.
Antik kabile, vahşi savaşçılarıyla tanınıyordu.

weaken

/ˈwiː.kən/

(verb) zayıflatmak, zayıflamak

Örnek:

The illness had weakened him considerably.
Hastalık onu önemli ölçüde zayıflatmıştı.

weave

/wiːv/

(verb) dokumak, örmek, bir araya getirmek;

(noun) dokuma, örgü

Örnek:

She learned to weave baskets from natural fibers.
Doğal liflerden sepet örmeyi öğrendi.

weed

/wiːd/

(noun) yabani ot, esrar, marihuana;

(verb) ayıklamak, yabani otları temizlemek, elemek

Örnek:

The garden was overgrown with weeds.
Bahçe yabani otlarla kaplıydı.

well

/wel/

(adverb) iyi, güzel, oldukça;

(adjective) iyi, sağlıklı;

(interjection) pekala, yani;

(noun) kuyu, kaynak;

(verb) dolmak, kabarmak

Örnek:

She sings very well.
Çok iyi şarkı söylüyor.

well-being

/ˌwelˈbiː.ɪŋ/

(noun) iyilik hali, esenlik, refah

Örnek:

Regular exercise contributes to overall well-being.
Düzenli egzersiz genel iyilik haline katkıda bulunur.

whatsoever

/ˌwɑːt.soʊˈev.ɚ/

(adverb) hiçbir, ne olursa olsun;

(determiner) hiçbir, ne olursa olsun

Örnek:

There is no doubt whatsoever.
Hiçbir şüphe yok.

whereby

/werˈbaɪ/

(adverb) böylece, vasıtasıyla

Örnek:

They established a system whereby all members could vote.
Tüm üyelerin oy kullanabileceği bir sistem kuruldu.

whilst

/waɪlst/

(conjunction) iken, sırasında, oysa

Örnek:

She was singing whilst she worked.
Çalışırken şarkı söylüyordu.

whip

/wɪp/

(noun) kamçı, köpük, krema;

(verb) kamçılamak, dövmek, çırpmak

Örnek:

The cowboy cracked his whip to urge the horses forward.
Kovboy, atları ileri sürmek için kamçısını şaklattı.

wholly

/ˈhoʊl.li/

(adverb) tamamen, bütünüyle

Örnek:

The success of the project depends wholly on teamwork.
Projenin başarısı tamamen ekip çalışmasına bağlıdır.

widen

/ˈwaɪ.dən/

(verb) genişletmek, genişlemek

Örnek:

They plan to widen the road to ease traffic congestion.
Trafik sıkışıklığını azaltmak için yolu genişletmeyi planlıyorlar.

widow

/ˈwɪd.oʊ/

(noun) dul kadın;

(verb) dul bırakmak

Örnek:

After her husband's passing, she became a widow.
Kocasının vefatından sonra dul kaldı.

width

/wɪtθ/

(noun) genişlik

Örnek:

The table has a width of 90 centimeters.
Masanın genişliği 90 santimetredir.

willingness

/ˈwɪl.ɪŋ.nəs/

(noun) isteklilik, gönüllülük

Örnek:

Her willingness to help was greatly appreciated.
Yardım etme isteği çok takdir edildi.

wipe

/waɪp/

(verb) silmek, kurulamak, gidermek;

(noun) silme, temizleme

Örnek:

She wiped the counter with a damp cloth.
Tezgahı nemli bir bezle sildi.

wit

/wɪt/

(noun) zeka, akıl, mizah;

(verb) bilmek, farkında olmak

Örnek:

She has a sharp wit and a quick mind.
Keskin bir zekası ve hızlı bir zihni var.

withdrawal

/wɪðˈdrɑː.əl/

(noun) çekilme, geri çekme, para çekme

Örnek:

The withdrawal of troops from the region was completed.
Bölgeden askerlerin çekilmesi tamamlandı.

workout

/ˈwɝː.kaʊt/

(noun) antrenman, egzersiz;

(verb) egzersiz yapmak, antrenman yapmak

Örnek:

I had a great workout at the gym today.
Bugün spor salonunda harika bir antrenman yaptım.

worship

/ˈwɝː.ʃɪp/

(noun) ibadet, tapınma, hayranlık;

(verb) tapmak, ibadet etmek, hayran olmak

Örnek:

The congregation gathered for Sunday worship.
Cemaat Pazar ibadeti için toplandı.

worthwhile

/ˌwɝːθˈwaɪl/

(adjective) değerli, kayda değer, faydalı

Örnek:

It was a worthwhile experience to volunteer abroad.
Yurt dışında gönüllü olmak değerli bir deneyimdi.

worthy

/ˈwɝː.ði/

(adjective) değerli, layık, saygın

Örnek:

He is a worthy opponent.
O değerli bir rakip.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren