Avatar of Vocabulary Set Oxford 5000 - B2 - O Harfi

Oxford 5000 - B2 İçinde Oxford 5000 - B2 - O Harfi Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Oxford 5000 - B2' içinde 'Oxford 5000 - B2 - O Harfi' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

obesity

/oʊˈbiː.sə.t̬i/

(noun) obezite, şişmanlık

Örnek:

Childhood obesity is a growing concern worldwide.
Çocukluk çağı obezitesi dünya genelinde artan bir endişe kaynağıdır.

observer

/əbˈzɝː.vɚ/

(noun) gözlemci, izleyici

Örnek:

She was a keen observer of human nature.
İnsan doğasının keskin bir gözlemcisiydi.

obstacle

/ˈɑːb.stə.kəl/

(noun) engel, mani, bariyer

Örnek:

The fallen tree was an obstacle in our path.
Devrilen ağaç yolumuzda bir engeldi.

occupation

/ˌɑː.kjəˈpeɪ.ʃən/

(noun) meslek, uğraş, iş

Örnek:

Please state your name, address, and occupation.
Lütfen adınızı, adresinizi ve mesleğinizi belirtin.

occupy

/ˈɑː.kjə.paɪ/

(verb) işgal etmek, oturmak, kaplamak

Örnek:

The new tenants will occupy the apartment next month.
Yeni kiracılar daireyi gelecek ay işgal edecek.

offender

/əˈfen.dɚ/

(noun) suçlu, fail, ihlal eden

Örnek:

The police are searching for the offender.
Polis suçluyu arıyor.

ongoing

/ˈɑːnˌɡoʊ.ɪŋ/

(adjective) devam eden, süregelen

Örnek:

The negotiations are still ongoing.
Müzakereler hala devam ediyor.

openly

/ˈoʊ.pən.li/

(adverb) açıkça, dürüstçe, alenen

Örnek:

She spoke openly about her struggles.
Mücadeleleri hakkında açıkça konuştu.

opera

/ˈɑː.pɚ.ə/

(noun) opera, opera binası, opera salonu

Örnek:

They went to see a famous opera at the Royal Opera House.
Royal Opera House'da ünlü bir opera izlemeye gittiler.

operator

/ˈɑː.pə.reɪ.t̬ɚ/

(noun) operatör, işletmeci, şirket

Örnek:

The crane operator carefully lifted the heavy beam.
Vinç operatörü ağır kirişi dikkatlice kaldırdı.

optimistic

/ˌɑːp.təˈmɪs.tɪk/

(adjective) iyimser

Örnek:

She is always optimistic about her chances of success.
Başarı şansları konusunda her zaman iyimserdir.

orchestra

/ˈɔːr.kə.strə/

(noun) orkestra, orkestra çukuru, orkestra bölümü

Örnek:

The orchestra performed a beautiful symphony.
Orkestra güzel bir senfoni seslendirdi.

organic

/ɔːrˈɡæn.ɪk/

(adjective) organik, doğal

Örnek:

We only buy organic vegetables.
Sadece organik sebzeler alıyoruz.

outfit

/ˈaʊt.fɪt/

(noun) kıyafet, takım, kuruluş;

(verb) donatmak, sağlamak

Örnek:

She wore a stunning outfit to the party.
Partiye çarpıcı bir kıyafet giydi.

output

/ˈaʊt.pʊt/

(noun) çıktı, üretim, verim;

(verb) çıktı vermek, üretmek

Örnek:

The factory's daily output has increased significantly.
Fabrikanın günlük üretimi önemli ölçüde arttı.

outstanding

/ˌaʊtˈstæn.dɪŋ/

(adjective) üstün, olağanüstü, mükemmel

Örnek:

She is an outstanding student.
O üstün bir öğrencidir.

overcome

/ˌoʊ.vɚˈkʌm/

(verb) üstesinden gelmek, yenmek, kapılmak;

(adjective) bitkin, üzgün

Örnek:

She managed to overcome her fear of public speaking.
Topluluk önünde konuşma korkusunu yenmeyi başardı.

overnight

/ˌoʊ.vɚˈnaɪt/

(adverb) gece boyunca, bir gecede, aniden;

(adjective) gece, ertesi gün

Örnek:

We stayed overnight at a hotel.
Otelde geceledik.

overseas

/ˌoʊ.vɚˈsiːz/

(adverb) yurt dışında, yurt dışına;

(adjective) yurt dışı, denizaşırı

Örnek:

He spent several years working overseas.
Birkaç yıl yurt dışında çalıştı.

ownership

/ˈoʊ.nɚ.ʃɪp/

(noun) mülkiyet, sahiplik

Örnek:

The ownership of the car was transferred to the new buyer.
Arabanın mülkiyeti yeni alıcıya devredildi.

oxygen

/ˈɑːk.sɪ.dʒən/

(noun) oksijen

Örnek:

Humans need oxygen to breathe.
İnsanların nefes almak için oksijene ihtiyacı vardır.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren