Avatar of Vocabulary Set Top 251 - 275 Verbs

En Sık Kullanılan 500 İngilizce Fiil İçinde Top 251 - 275 Verbs Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'En Sık Kullanılan 500 İngilizce Fiil' içinde 'Top 251 - 275 Verbs' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

invest

/ɪnˈvest/

(verb) yatırım yapmak, ayırmak

Örnek:

She decided to invest her savings in real estate.
Birikimlerini gayrimenkule yatırmaya karar verdi.

occur

/əˈkɝː/

(verb) meydana gelmek, olmak, aklına gelmek

Örnek:

The accident occurred at 3 PM.
Kaza saat 15.00'te meydana geldi.

perform

/pɚˈfɔːrm/

(verb) gerçekleştirmek, yapmak, icra etmek

Örnek:

The surgeon will perform the operation tomorrow.
Cerrah yarın ameliyatı gerçekleştirecek.

handle

/ˈhæn.dəl/

(noun) sap, kulp;

(verb) idare etmek, ele almak

Örnek:

The cup has a broken handle.
Bardağın kırık bir sapı var.

deliver

/dɪˈlɪv.ɚ/

(verb) teslim etmek, ulaştırmak, sağlamak

Örnek:

The postman delivered the mail this morning.
Postacı bu sabah postayı teslim etti.

expand

/ɪkˈspænd/

(verb) genişletmek, büyütmek, yaymak

Örnek:

The business plans to expand into new markets next year.
Şirket gelecek yıl yeni pazarlara genişlemeyi planlıyor.

reveal

/rɪˈviːl/

(verb) ortaya çıkarmak, açıklamak, göstermek

Örnek:

The investigation revealed the truth.
Soruşturma gerçeği ortaya çıkardı.

measure

/ˈmeʒ.ɚ/

(verb) ölçmek, ölçüsünde olmak, kadar olmak;

(noun) ölçü, ölçüt, önlem

Örnek:

The tailor will measure you for a new suit.
Terzi sana yeni bir takım elbise için ölçü alacak.

seek

/siːk/

(verb) aramak, peşinde olmak, istemek

Örnek:

They came to seek refuge from the war.
Savaştan sığınacak yer aramak için geldiler.

point

/pɔɪnt/

(noun) uç, nokta, yer;

(verb) işaret etmek, göstermek, doğrultmak

Örnek:

The point of the knife was very sharp.
Bıçağın ucu çok keskin.

determine

/dɪˈtɝː.mɪn/

(verb) belirlemek, karar vermek, tespit etmek

Örnek:

The success of the project will determine our future.
Projenin başarısı geleceğimizi belirleyecek.

repeat

/rɪˈpiːt/

(verb) tekrar etmek, yinelemek, yeniden yapmak;

(noun) tekrar, yineleme

Örnek:

Could you please repeat that?
Lütfen bunu tekrar eder misiniz?

struggle

/ˈstrʌɡ.əl/

(verb) çabalamak, mücadele etmek;

(noun) mücadele, çaba

Örnek:

He tried to struggle free from the ropes.
İplerden kurtulmak için çabaladı.

present

/ˈprez.ənt/

(noun) hediye, armağan, şimdiki zaman;

(adjective) mevcut, şimdiki;

(verb) sunmak, takdim etmek, vermek

Örnek:

She received a beautiful present for her birthday.
Doğum günü için güzel bir hediye aldı.

sign

/saɪn/

(noun) tabela, işaret, levha;

(verb) imzalamak, onaylamak, işaret etmek

Örnek:

The sign said 'Stop'.
Tabela 'Dur' yazıyordu.

train

/treɪn/

(noun) tren, kuyruk, etek;

(verb) eğitmek, antrenman yapmak, egzersiz yapmak

Örnek:

The train arrived at the station on time.
Tren istasyona zamanında vardı.

mail

/meɪl/

(noun) posta, e-posta;

(verb) postalamak, e-postalamak

Örnek:

Did you check the mail today?
Bugün postayı kontrol ettin mi?

gain

/ɡeɪn/

(verb) kazanmak, elde etmek, edinmek;

(noun) kazanç, kar, fayda

Örnek:

He worked hard to gain experience in the field.
Alanda deneyim kazanmak için çok çalıştı.

maintain

/meɪnˈteɪn/

(verb) bakımını yapmak, sürdürmek, korumak

Örnek:

It's important to regularly maintain your car.
Arabanızı düzenli olarak bakımını yapmak önemlidir.

define

/dɪˈfaɪn/

(verb) tanımlamak, belirlemek, sınırlarını belirlemek

Örnek:

The dictionary defines 'love' in many ways.
Sözlük 'aşk'ı birçok şekilde tanımlar.

remind

/rɪˈmaɪnd/

(verb) hatırlatmak

Örnek:

Please remind me to call Sarah later.
Lütfen daha sonra Sarah'yı aramayı hatırlat bana.

surprise

/sɚˈpraɪz/

(noun) sürpriz, şaşkınlık, hayret;

(verb) şaşırtmak, hayrete düşürmek

Örnek:

Her sudden arrival was a complete surprise.
Onun ani gelişi tam bir sürprizdi.

encourage

/ɪnˈkɝː.ɪdʒ/

(verb) teşvik etmek, cesaretlendirmek, geliştirmek

Örnek:

We encourage students to read widely.
Öğrencileri geniş çapta okumaya teşvik ediyoruz.

mix

/mɪks/

(verb) karıştırmak, harmanlamak, kaynaşmak;

(noun) karışım, harman

Örnek:

Mix the flour and water to make a dough.
Hamur yapmak için unu ve suyu karıştırın.

retire

/rɪˈtaɪr/

(verb) emekli olmak, geri çekilmek, uzaklaşmak

Örnek:

My father plans to retire next year.
Babam gelecek yıl emekli olmayı planlıyor.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren