Avatar of Vocabulary Set Top 351 - 375 Adjectives

En Yaygın 500 İngilizce Sıfat İçinde Top 351 - 375 Adjectives Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'En Yaygın 500 İngilizce Sıfat' içinde 'Top 351 - 375 Adjectives' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

minor

/ˈmaɪ.nɚ/

(adjective) küçük, önemsiz, hafif;

(noun) küçük, reşit olmayan

Örnek:

It's only a minor problem.
Bu sadece küçük bir sorun.

uncomfortable

/ʌnˈkʌm.fɚ.t̬ə/

(adjective) rahatsız, konforsuz, rahatsız edici

Örnek:

This chair is very uncomfortable.
Bu sandalye çok rahatsız.

evil

/ˈiː.vəl/

(adjective) kötü, şeytani;

(noun) kötülük, şer

Örnek:

The villain committed many evil deeds.
Kötü adam birçok kötü iş yaptı.

consistent

/kənˈsɪs.tənt/

(adjective) tutarlı, istikrarlı, sabit

Örnek:

Her performance has been consistent throughout the season.
Performansı sezon boyunca tutarlı oldu.

stable

/ˈsteɪ.bəl/

(adjective) istikrarlı, sağlam, dengeli;

(noun) ahır, tavla;

(verb) ahıra koymak, barındırmak

Örnek:

The country's economy is now stable.
Ülkenin ekonomisi şimdi istikrarlı.

African

/ˈæf.rɪ.kən/

(adjective) Afrika;

(noun) Afrikalı, Afrika sakini

Örnek:

She is studying African history.
Afrika tarihini inceliyor.

asleep

/əˈsliːp/

(adjective) uykuda, uyumuş, uyuşmuş

Örnek:

The baby is finally asleep.
Bebek sonunda uykuda.

surprising

/sɚˈpraɪ.zɪŋ/

(adjective) şaşırtıcı, beklenmedik

Örnek:

The ending of the movie was quite surprising.
Filmin sonu oldukça şaşırtıcıydı.

technical

/ˈtek.nɪ.kəl/

(adjective) teknik, kesin

Örnek:

The manual provides detailed technical specifications.
Kılavuz, ayrıntılı teknik özellikler sunar.

usual

/ˈjuː.ʒu.əl/

(adjective) olağan, alışılmış, normal

Örnek:

He took his usual seat at the back of the room.
Odanın arkasındaki her zamanki yerine oturdu.

pregnant

/ˈpreɡ.nənt/

(adjective) hamile, anlam dolu, manidar

Örnek:

She is six months pregnant with her first child.
İlk çocuğuna altı aylık hamile.

welcome

/ˈwel.kəm/

(verb) karşılamak, ağırlamak;

(exclamation) hoş geldin, rica ederim;

(adjective) hoş karşılanan, memnuniyetle karşılanan;

(noun) karşılama, ağırlama

Örnek:

We welcomed the new neighbors to the community.
Yeni komşuları topluluğa karşıladık.

middle

/ˈmɪd.əl/

(noun) orta, merkez, ortası;

(adverb) ortada, merkezde;

(adjective) orta, merkezi

Örnek:

He stood in the middle of the room.
Odanın ortasında duruyordu.

ultimate

/ˈʌl.tə.mət/

(adjective) nihai, en iyi, son;

(noun) nihai, zirve

Örnek:

Winning the championship was the ultimate goal.
Şampiyonluğu kazanmak nihai hedefti.

decent

/ˈdiː.sənt/

(adjective) düzgün, ahlaklı, terbiyeli

Örnek:

He's a decent guy, always willing to help.
O düzgün bir adam, her zaman yardıma hazır.

golden

/ˈɡoʊl.dən/

(adjective) altın, altın rengi, sarımsı altın

Örnek:

She wore a beautiful golden necklace.
Güzel bir altın kolye takıyordu.

practical

/ˈpræk.tɪ.kəl/

(adjective) pratik, kullanışlı, gerçekçi

Örnek:

He has a lot of practical experience in engineering.
Mühendislikte çok fazla pratik deneyimi var.

sensitive

/ˈsen.sə.t̬ɪv/

(adjective) hassas, duygusal, duyarlı

Örnek:

He's very sensitive about his weight.
Kilosu konusunda çok hassas.

Greek

/ɡriːk/

(noun) Yunanlı;

(adjective) Yunan

Örnek:

He is a proud Greek, deeply connected to his heritage.
O, mirasına derinden bağlı, gururlu bir Yunanlı.

commercial

/kəˈmɝː.ʃəl/

(adjective) ticari, kâr amaçlı;

(noun) reklam, ticari reklam

Örnek:

The city is a major commercial center.
Şehir büyük bir ticari merkezdir.

violent

/ˈvaɪə.lənt/

(adjective) şiddetli, acımasız, yoğun

Örnek:

The protest turned violent, with clashes between demonstrators and police.
Protesto şiddetli hale geldi, göstericiler ve polis arasında çatışmalar yaşandı.

odd

/ɑːd/

(adjective) garip, tuhaf, tek

Örnek:

She found it odd that he didn't say hello.
Onun merhaba dememesi ona garip geldi.

spiritual

/ˈspɪr.ə.tʃu.əl/

(adjective) ruhsal, manevi, dini;

(noun) ruhsal şarkı, manevi şarkı

Örnek:

She finds great comfort in spiritual practices like meditation.
Meditasyon gibi ruhsal uygulamalarda büyük rahatlık buluyor.

reasonable

/ˈriː.zən.ə.bəl/

(adjective) makul, mantıklı

Örnek:

That's a reasonable price for a used car.
İkinci el bir araba için makul bir fiyat.

ridiculous

/rɪˈdɪk.jə.ləs/

(adjective) saçma, gülünç, absürt

Örnek:

That's a ridiculous idea, it will never work.
Bu saçma bir fikir, asla işe yaramaz.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren