Avatar of Vocabulary Set Top 101 - 125 Adjectives

En Yaygın 500 İngilizce Sıfat İçinde Top 101 - 125 Adjectives Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'En Yaygın 500 İngilizce Sıfat' içinde 'Top 101 - 125 Adjectives' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

final

/ˈfaɪ.nəl/

(adjective) son, nihai, kesin;

(noun) final, final sınavı

Örnek:

This is the final warning.
Bu son uyarıdır.

extra

/ˈek.strə/

(adjective) ekstra, ilave;

(adverb) ekstra, fazladan;

(noun) ekstra, ilave

Örnek:

Do you need any extra help with your homework?
Ödevin için ekstra yardıma ihtiyacın var mı?

light

/laɪt/

(noun) ışık, lamba, ışık kaynağı;

(verb) yakmak, aydınlatmak;

(adjective) hafif, açık

Örnek:

The room was filled with natural light.
Oda doğal ışıkla doluydu.

awesome

/ˈɑː.səm/

(adjective) harika, muhteşem, korkunç

Örnek:

The view from the mountain top was absolutely awesome.
Dağ tepesinden manzara kesinlikle harikaydı.

likely

/ˈlaɪ.kli/

(adjective) muhtemel, olası, uygun;

(adverb) muhtemelen, büyük ihtimalle

Örnek:

It's likely to rain tomorrow.
Yarın yağmur yağması muhtemel.

interested

/ˈɪn.trɪ.stɪd/

(adjective) ilgili, meraklı, çıkarı olan

Örnek:

She seemed genuinely interested in my ideas.
Fikirlerime gerçekten ilgili görünüyordu.

green

/ɡriːn/

(adjective) yeşil, çevre dostu, ham;

(noun) yeşil, yeşil renk, çimenlik;

(verb) yeşermek, yeşillendirmek

Örnek:

The leaves on the trees are a vibrant green.
Ağaçlardaki yapraklar canlı yeşil renktedir.

original

/əˈrɪdʒ.ən.əl/

(adjective) orijinal, ilk, özgün;

(noun) orijinal, özgün eser

Örnek:

The original plan was to leave early.
Orijinal plan erken ayrılmaktı.

local

/ˈloʊ.kəl/

(adjective) yerel, mahalli, lokal;

(noun) yerel, yerli, yerel tren

Örnek:

The local bakery makes the best bread.
Yerel fırın en iyi ekmeği yapar.

popular

/ˈpɑː.pjə.lɚ/

(adjective) popüler, sevilen, halk

Örnek:

This song is very popular right now.
Bu şarkı şu an çok popüler.

rich

/rɪtʃ/

(adjective) zengin, varlıklı, yoğun;

(noun) zenginler, varlıklılar

Örnek:

He became rich after investing in technology stocks.
Teknoloji hisselerine yatırım yaptıktan sonra zengin oldu.

negative

/ˈneɡ.ə.t̬ɪv/

(adjective) olumsuz, negatif, zararlı;

(noun) olumsuzluk, reddetme, negatif

Örnek:

She gave a negative answer to the proposal.
Teklife olumsuz yanıt verdi.

funny

/ˈfʌn.i/

(adjective) komik, eğlenceli, garip

Örnek:

He told a really funny joke.
Gerçekten komik bir fıkra anlattı.

tiny

/ˈtaɪ.ni/

(adjective) küçücük, minik

Örnek:

The baby's fingers were so tiny.
Bebeğin parmakları çok küçüktü.

blue

/bluː/

(adjective) mavi, hüzünlü, depresif;

(noun) mavi, hüzün, depresyon

Örnek:

The sky was a clear blue.
Gökyüzü berrak maviydi.

modern

/ˈmɑː.dɚn/

(adjective) modern, çağdaş, gelişmiş

Örnek:

Modern technology has transformed our lives.
Modern teknoloji hayatımızı değiştirdi.

positive

/ˈpɑː.zə.t̬ɪv/

(adjective) emin, olumlu, kesin;

(noun) pozitif, slayt

Örnek:

I'm positive that I locked the door.
Kapıyı kilitlediğimden eminim.

smart

/smɑːrt/

(adjective) zeki, akıllı, şık;

(verb) acı vermek, yanmak

Örnek:

She's a very smart student and always gets good grades.
Çok zeki bir öğrenci ve her zaman iyi notlar alır.

heavy

/ˈhev.i/

(adjective) ağır, kalın, yoğun;

(adverb) şiddetli, derin

Örnek:

The box was too heavy for him to lift alone.
Kutu tek başına kaldırması için çok ağırdı.

regular

/ˈreɡ.jə.lɚ/

(adjective) düzenli, olağan, eşit;

(noun) düzenli müşteri, müdavim

Örnek:

She makes regular visits to her grandmother.
Büyükannesini düzenli olarak ziyaret eder.

physical

/ˈfɪz.ɪ.kəl/

(adjective) fiziksel, bedensel, maddi;

(noun) fiziksel muayene, sağlık kontrolü

Örnek:

Regular physical activity is important for health.
Düzenli fiziksel aktivite sağlık için önemlidir.

medical

/ˈmed.ɪ.kəl/

(adjective) tıbbi;

(noun) tıbbi muayene, sağlık kontrolü

Örnek:

She decided to pursue a career in the medical field.
Tıp alanında kariyer yapmaya karar verdi.

wonderful

/ˈwʌn.dɚ.fəl/

(adjective) harika, muhteşem, olağanüstü

Örnek:

We had a wonderful time at the party.
Partide harika zaman geçirdik.

serious

/ˈsɪr.i.əs/

(adjective) ciddi, önemli, samimi

Örnek:

This is a serious matter that requires our full attention.
Bu, tam dikkatimizi gerektiren ciddi bir konudur.

fast

/fæst/

(adjective) hızlı, çabuk, sıkı;

(adverb) hızlı, sıkıca, sağlamca;

(verb) oruç tutmak;

(noun) oruç

Örnek:

A cheetah is a very fast runner.
Çita çok hızlı bir koşucudur.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren