Avatar of Vocabulary Set C1 - Hadi Bir Şeyler Yiyelim!

C1 Seviyesi İçinde C1 - Hadi Bir Şeyler Yiyelim! Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'C1 Seviyesi' içinde 'C1 - Hadi Bir Şeyler Yiyelim!' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

gastronomy

/ɡæsˈtrɑː.nə.mi/

(noun) gastronomi, yemek bilimi

Örnek:

Paris is renowned for its exquisite gastronomy.
Paris, enfes gastronomisiyle ünlüdür.

bistro

/ˈbiː.stroʊ/

(noun) bistro, küçük lokanta

Örnek:

We had a lovely dinner at the new bistro downtown.
Şehir merkezindeki yeni bistroda harika bir akşam yemeği yedik.

confectionery

/kənˈfek.ʃən.er.i/

(noun) şekerleme, tatlılar, şekerci dükkanı

Örnek:

The shop sells a wide range of confectionery, including candies and chocolates.
Dükkan, şekerler ve çikolatalar dahil olmak üzere geniş bir şekerleme yelpazesi satıyor.

diner

/ˈdaɪ.nɚ/

(noun) müşteri, yemek yiyen, lokanta

Örnek:

The restaurant was full of happy diners.
Restoran mutlu müşterilerle doluydu.

drive-through

/ˈdraɪv.θruː/

(noun) arabaya servis, drive-thru;

(adjective) arabaya servis, drive-thru

Örnek:

We picked up our coffee at the drive-through.
Kahvemizi arabaya servisten aldık.

food court

/ˈfuːd kɔːrt/

(noun) yemek katı, yemek alanı

Örnek:

Let's meet at the food court for lunch.
Öğle yemeği için yemek katında buluşalım.

patisserie

/pəˈtiː.sər.i/

(noun) pastane, patisserie, pastacılık

Örnek:

We bought fresh croissants from the local patisserie.
Yerel pastaneden taze kruvasan aldık.

cholesterol

/kəˈles.tə.rɑːl/

(noun) kolesterol

Örnek:

Eating a healthy diet can help manage your cholesterol levels.
Sağlıklı beslenmek kolesterol seviyenizi yönetmenize yardımcı olabilir.

greasy

/ˈɡriː.si/

(adjective) yağlı, yağlımsı, kaygan

Örnek:

The mechanic's hands were greasy from working on the engine.
Tamircinin elleri motorla uğraşmaktan yağlıydı.

oily

/ˈɔɪ.li/

(adjective) yağlı, yağlımsı, yağcı

Örnek:

The mechanic's hands were covered in oily grime.
Tamircinin elleri yağlı kirle kaplıydı.

savory

/ˈseɪ.vɚ.i/

(adjective) tuzlu, lezzetli, saygın;

(noun) kekik, baharat

Örnek:

The chef prepared a delicious savory dish with herbs and spices.
Şef, otlar ve baharatlarla lezzetli bir tuzlu yemek hazırladı.

stale

/steɪl/

(adjective) bayat, eski, sıkıcı;

(verb) bayatlamak, eski haline gelmek

Örnek:

The bread went stale after a few days.
Ekmek birkaç gün sonra bayatladı.

tasteless

/ˈteɪst.ləs/

(adjective) tatsız, lezzetsiz, zevksiz

Örnek:

The soup was bland and tasteless.
Çorba tatsız ve lezzetsizdi.

tender

/ˈten.dɚ/

(adjective) yumuşak, hassas, ağrılı;

(noun) teklif, ihale, filika;

(verb) sunmak, teklif etmek

Örnek:

The steak was perfectly cooked and very tender.
Biftek mükemmel pişmiş ve çok yumuşaktı.

yummy

/ˈjʌm.i/

(adjective) lezzetli, enfes;

(exclamation) nefis, lezzetli

Örnek:

This cake is so yummy!
Bu pasta çok lezzetli!

self-service

/ˌselfˈsɝː.vɪs/

(noun) self-servis, otomatik servis;

(adjective) self-servis

Örnek:

The gas station offers self-service pumps.
Benzin istasyonu self-servis pompaları sunuyor.

appetizer

/ˈæp.ə.taɪ.zɚ/

(noun) meze, aperatif

Örnek:

We ordered spring rolls as an appetizer.
Meze olarak Çin böreği sipariş ettik.

entree

/ˈɑːn.treɪ/

(noun) ana yemek, giriş, erişim

Örnek:

For my entrée, I chose the grilled salmon.
Ana yemeğim için ızgara somon seçtim.

specialty

/ˈspeʃ.əl.ti/

(noun) uzmanlık, ihtisas, spesiyal

Örnek:

Her specialty is pediatric cardiology.
Onun uzmanlık alanı pediatrik kardiyolojidir.

à la carte

/ˌɑː lə ˈkɑːrt/

(adverb) alakart, menüden;

(noun) alakart menü

Örnek:

We decided to order à la carte instead of the set menu.
Set menü yerine alakart sipariş etmeye karar verdik.

gourmet

/ˈɡʊr.meɪ/

(noun) gurme, yemek uzmanı;

(adjective) gurme, özel

Örnek:

He considers himself a true gourmet, always seeking out the finest ingredients.
Kendini gerçek bir gurme olarak görüyor, her zaman en iyi malzemeleri arıyor.

regular

/ˈreɡ.jə.lɚ/

(adjective) düzenli, olağan, eşit;

(noun) düzenli müşteri, müdavim

Örnek:

She makes regular visits to her grandmother.
Büyükannesini düzenli olarak ziyaret eder.

burrito

/bəˈriː.t̬oʊ/

(noun) burrito

Örnek:

I ordered a chicken burrito for lunch.
Öğle yemeği için tavuklu burrito sipariş ettim.

caviar

/ˈkæv.i.ɑːr/

(noun) havyar

Örnek:

She ordered a small serving of caviar as an appetizer.
Meze olarak küçük bir porsiyon havyar sipariş etti.

schnitzel

/ˈʃnɪt.səl/

(noun) şnitzel

Örnek:

We had Wiener Schnitzel for dinner.
Akşam yemeğinde Viyana Şnitzel yedik.

spring roll

/ˈsprɪŋ roʊl/

(noun) Çin böreği

Örnek:

We ordered a plate of crispy spring rolls as an appetizer.
Meze olarak bir tabak çıtır Çin böreği sipariş ettik.

sushi

/ˈsuː.ʃi/

(noun) suşi

Örnek:

Let's go out for sushi tonight.
Bu akşam suşi yemeye gidelim.

taco

/ˈtɑː.koʊ/

(noun) taco

Örnek:

I'm craving a delicious beef taco for dinner tonight.
Bu akşam yemeği için lezzetli bir dana taco canım çekiyor.

wine and dine

/waɪn ənˈdaɪn/

(idiom) ağırlamak, yemek ve içki ikram etmek

Örnek:

The company decided to wine and dine their potential clients.
Şirket, potansiyel müşterilerini ağırlamaya karar verdi.

port

/pɔːrt/

(noun) liman, porto şarabı, iskele;

(verb) taşımak, desteklemek, iskele tarafına çevirmek

Örnek:

The ship arrived at the port early in the morning.
Gemi sabah erken saatlerde limana vardı.

ale

/eɪl/

(noun) ale, bira

Örnek:

He ordered a pint of dark ale at the pub.
Barda bir pint koyu ale sipariş etti.

pina colada

/ˌpiːnjə kəˈlɑːdə/

(noun) piña colada

Örnek:

I ordered a refreshing piña colada on the beach.
Sahilde serinletici bir piña colada sipariş ettim.

frappe

/fræpˈeɪ/

(noun) frappe, buzlu içecek

Örnek:

I ordered a chocolate frappe for dessert.
Tatlı olarak çikolatalı frappe sipariş ettim.

pilsner

/ˈpɪlznər/

(noun) pilsner, pilsner birası

Örnek:

He ordered a cold pilsner at the bar.
Barda soğuk bir pilsner sipariş etti.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren