Avatar of Vocabulary Set C1 - Bilgisayarlar Isırmaz!

C1 Seviyesi İçinde C1 - Bilgisayarlar Isırmaz! Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'C1 Seviyesi' içinde 'C1 - Bilgisayarlar Isırmaz!' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

accessible

/əkˈses.ə.bəl/

(adjective) erişilebilir, ulaşılabilir, anlaşılır

Örnek:

The building is wheelchair accessible.
Bina tekerlekli sandalye erişimine uygun.

analog

/ˈæn.ə.lɑːɡ/

(noun) benzer, eşdeğer;

(adjective) analog

Örnek:

The human brain is often considered an analog to a computer.
İnsan beyni genellikle bir bilgisayarın benzeri olarak kabul edilir.

antivirus

/ˌæn.t̬iˈvaɪ.rəs/

(noun) antivirüs, antivirüs yazılımı;

(adjective) antivirüs

Örnek:

Make sure you have a good antivirus program installed on your computer.
Bilgisayarınızda iyi bir antivirüs programı yüklü olduğundan emin olun.

compatible

/kəmˈpæt̬.ə.bəl/

(adjective) uyumlu, bağdaşan

Örnek:

The new software is compatible with older operating systems.
Yeni yazılım eski işletim sistemleriyle uyumludur.

down

/daʊn/

(preposition) aşağı, aşağıya, boyunca;

(adverb) aşağı, aşağıya, düşük;

(adjective) aşağı, aşağıya doğru, üzgün;

(noun) tüy, ince tüy;

(verb) devirmek, yere sermek

Örnek:

The ball rolled down the hill.
Top tepeden aşağı yuvarlandı.

interactive

/ˌɪn.t̬ɚˈræk.tɪv/

(adjective) etkileşimli, karşılıklı

Örnek:

The museum has many interactive exhibits.
Müzede birçok interaktif sergi var.

bluetooth

/ˈbluː.tuːθ/

(trademark) Bluetooth

Örnek:

I connected my headphones to my phone via Bluetooth.
Kulaklığımı telefonuma Bluetooth ile bağladım.

Blu-ray

/ˈbluː.reɪ/

(noun) Blu-ray

Örnek:

I bought the movie on Blu-ray for better picture quality.
Daha iyi görüntü kalitesi için filmi Blu-ray olarak aldım.

USB

/ˌjuː.esˈbiː/

(abbreviation) USB, Evrensel Seri Veri Yolu

Örnek:

I need a USB cable to connect my printer.
Yazıcımı bağlamak için bir USB kablosuna ihtiyacım var.

byte

/baɪt/

(noun) bayt

Örnek:

A kilobyte is 1024 bytes.
Bir kilobayt 1024 bayttır.

kilobyte

/ˈkɪl.ə.baɪt/

(noun) kilobayt

Örnek:

The file size is only 500 kilobytes.
Dosya boyutu sadece 500 kilobayt.

megabyte

/ˈmeɡ.ə.baɪt/

(noun) megabayt

Örnek:

The file size is 50 megabytes.
Dosya boyutu 50 megabayt.

gigabyte

/ˈɡɪɡ.ə.baɪt/

(noun) gigabayt

Örnek:

My new hard drive has a capacity of 2 gigabytes.
Yeni sabit diskimin kapasitesi 2 gigabayt.

terabyte

/ˈter.ə.baɪt/

(noun) terabayt

Örnek:

My new external hard drive has a capacity of 4 terabytes.
Yeni harici sabit diskimin kapasitesi 4 terabayt.

backup

/ˈbæk.ʌp/

(noun) yedek, yedekleme, destek;

(verb) yedeklemek, yedek kopya almak;

(adjective) yedek, destek

Örnek:

Always make a backup of your important documents.
Önemli belgelerinizin her zaman bir yedek kopyasını alın.

storage

/ˈstɔːr.ɪdʒ/

(noun) depolama, saklama, depolama kapasitesi

Örnek:

The company offers secure data storage solutions.
Şirket güvenli veri depolama çözümleri sunmaktadır.

flash drive

/ˈflæʃ draɪv/

(noun) flash bellek, USB bellek

Örnek:

I saved all my documents on a flash drive.
Tüm belgelerimi bir flash belleğe kaydettim.

hard disk

/ˌhɑːrd ˈdɪsk/

(noun) sabit disk, hard disk

Örnek:

I need to replace the hard disk in my old computer.
Eski bilgisayarımdaki sabit diski değiştirmem gerekiyor.

ram

/ræm/

(noun) koç, ram, koçbaşı;

(verb) çarpmak, tıkıştırmak

Örnek:

The shepherd led the flock, with a large ram at its head.
Çoban sürüyü, başında büyük bir koç ile götürdü.

cyberspace

/ˈsaɪ.bɚ.speɪs/

(noun) siber uzay, sanal alem

Örnek:

Information travels at lightning speed in cyberspace.
Bilgi siber uzayda ışık hızında seyahat eder.

data processing

/ˈdeɪtə ˌprɑːsesɪŋ/

(noun) veri işleme

Örnek:

The company invested in new systems for efficient data processing.
Şirket, verimli veri işleme için yeni sistemlere yatırım yaptı.

default

/dɪˈfɑːlt/

(noun) varsayılan, varsayılan ayar, temerrüt;

(verb) temerrüde düşmek, ihmal etmek

Örnek:

The printer settings are set to default.
Yazıcı ayarları varsayılan olarak ayarlanmıştır.

cursor

/ˈkɝː.sɚ/

(noun) imleç

Örnek:

Move the mouse to position the cursor over the icon.
İmleci simgenin üzerine konumlandırmak için fareyi hareket ettirin.

display

/dɪˈspleɪ/

(verb) göstermek, sergilemek, görüntülemek;

(noun) ekran, sergi, görüntü

Örnek:

The museum will display ancient artifacts.
Müze antik eserleri sergileyecek.

drop-down menu

/ˈdrɑːp.daʊn ˌmen.juː/

(noun) açılır menü, açılır liste

Örnek:

Select your country from the drop-down menu.
Ülkenizi açılır menüden seçin.

hacker

/ˈhæk.ɚ/

(noun) hacker, bilgisayar korsanı, yetenekli programcı

Örnek:

The company hired a cybersecurity expert to protect against hackers.
Şirket, hackerlara karşı korunmak için bir siber güvenlik uzmanı tuttu.

help desk

/ˈhelp desk/

(noun) yardım masası, teknik destek

Örnek:

I called the help desk to report a problem with my software.
Yazılımımdaki bir sorunu bildirmek için yardım masasını aradım.

interface

/ˈɪn.t̬ɚ.feɪs/

(noun) arayüz, bağlantı noktası;

(verb) arayüz oluşturmak, etkileşimde bulunmak

Örnek:

The software has a user-friendly interface.
Yazılımın kullanıcı dostu bir arayüzü var.

microprocessor

/ˌmaɪ.kroʊˈprɑː.ses.ɚ/

(noun) mikroişlemci

Örnek:

The computer's performance is largely determined by its microprocessor.
Bilgisayarın performansı büyük ölçüde mikroişlemcisi tarafından belirlenir.

multimedia

/ˌmʌl.tiˈmiː.di.ə/

(adjective) multimedya;

(noun) multimedya

Örnek:

The presentation included multimedia elements like videos and interactive graphics.
Sunum, videolar ve etkileşimli grafikler gibi multimedya öğeleri içeriyordu.

pc

/piːˈsiː/

(noun) PC, kişisel bilgisayar;

(adjective) politik doğru

Örnek:

I need to buy a new PC for work.
İş için yeni bir PC almam gerekiyor.

workstation

/ˈwɝːkˌsteɪ.ʃən/

(noun) iş istasyonu, çalışma alanı

Örnek:

The engineer uses a high-performance workstation for complex simulations.
Mühendis, karmaşık simülasyonlar için yüksek performanslı bir iş istasyonu kullanır.

spreadsheet

/ˈspred.ʃiːt/

(noun) elektronik tablo, hesap tablosu

Örnek:

I organized all the sales data in a spreadsheet.
Tüm satış verilerini bir elektronik tabloya düzenledim.

computerize

/kəmˈpjuː.t̬ə.raɪz/

(verb) bilgisayarlaştırmak, otomatikleştirmek

Örnek:

The company decided to computerize all its records to improve efficiency.
Şirket, verimliliği artırmak için tüm kayıtlarını bilgisayarlaştırmaya karar verdi.

encode

/ɪnˈkoʊd/

(verb) kodlamak, şifrelemek, dönüştürmek

Örnek:

The data was encoded to protect its privacy.
Veriler gizliliğini korumak için kodlandı.

format

/ˈfɔːr.mæt/

(noun) biçim, düzen;

(verb) biçimlendirmek, düzenlemek, başlatmak

Örnek:

The book was published in a new format.
Kitap yeni bir formatta yayımlandı.

load

/loʊd/

(noun) yük, ağırlık, iş yükü;

(verb) yüklemek, doldurmak

Örnek:

The truck carried a heavy load of timber.
Kamyon ağır bir kereste yükü taşıyordu.

retrieve

/rɪˈtriːv/

(verb) geri almak, kurtarmak, almak

Örnek:

She was able to retrieve her lost wallet.
Kayıp cüzdanını geri almayı başardı.

upgrade

/ʌpˈɡreɪd/

(noun) yükseltme, güncelleme;

(verb) yükseltmek, güncellemek

Örnek:

The software requires an upgrade to the latest version.
Yazılımın en son sürüme yükseltilmesi gerekiyor.

game

/ɡeɪm/

(noun) oyun, spor, av;

(verb) hile yapmak, oyalamak;

(adjective) istekli, hazır

Örnek:

Let's play a board game tonight.
Bu gece bir masa oyunu oynayalım.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren