Avatar of Vocabulary Set B2 - Hadi Yola Çıkalım!

B2 Seviyesi İçinde B2 - Hadi Yola Çıkalım! Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'B2 Seviyesi' içinde 'B2 - Hadi Yola Çıkalım!' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

budget

/ˈbʌdʒ.ɪt/

(noun) bütçe, harcama tahmini, kaynak;

(verb) bütçelemek, harcama planlamak;

(adjective) uygun fiyatlı, ekonomik

Örnek:

We need to create a detailed budget for the upcoming project.
Yaklaşan proje için detaylı bir bütçe oluşturmamız gerekiyor.

resort

/rɪˈzɔːrt/

(noun) tatil köyü, tesis, çare;

(verb) başvurmak, çare bulmak

Örnek:

They spent their vacation at a luxurious beach resort.
Tatillerini lüks bir sahil tesisinde geçirdiler.

lodging

/ˈlɑː.dʒɪŋ/

(noun) konaklama, barınma

Örnek:

The price includes board and lodging.
Fiyata yemek ve konaklama dahildir.

lounge

/laʊndʒ/

(noun) salon, bekleme salonu, oturma odası;

(verb) tembellik etmek, yayılmak

Örnek:

We waited for our flight in the airport lounge.
Uçuşumuzu havaalanı bekleme salonunda bekledik.

checkout

/ˈtʃek.aʊt/

(noun) kasa, ödeme noktası, çıkış;

(verb) ödeme yapmak, hesap ödemek, çıkış yapmak

Örnek:

Please proceed to the checkout counter.
Lütfen kasaya gidin.

resident

/ˈrez.ə.dənt/

(noun) sakin, ikamet eden, asistan doktor;

(adjective) yerleşik, ikamet eden

Örnek:

She has been a resident of this city for over 20 years.
Bu şehrin 20 yılı aşkın süredir sakini.

room service

/ˈruːm ˌsɝː.vɪs/

(noun) oda servisi

Örnek:

We ordered breakfast through room service this morning.
Bu sabah oda servisi aracılığıyla kahvaltı sipariş ettik.

travel agency

/ˈtræv.əl ˌeɪ.dʒən.si/

(noun) seyahat acentesi

Örnek:

I booked my flight through a travel agency.
Uçuşumu bir seyahat acentesi aracılığıyla rezerve ettim.

E-ticket

/ˈiːˌtɪkɪt/

(noun) e-bilet, elektronik bilet

Örnek:

I received my e-ticket for the flight via email.
Uçuş için e-biletimi e-posta ile aldım.

vacationer

/veɪˈkeɪ.ʃən.ɚ/

(noun) tatilci, turist

Örnek:

The beach was crowded with vacationers enjoying the sun.
Plaj, güneşin tadını çıkaran tatilcilerle doluydu.

excursion

/ɪkˈskɝː.ʃən/

(noun) gezi, seyahat, tur

Örnek:

We went on an excursion to the mountains.
Dağlara bir geziye çıktık.

package tour

/ˈpæk.ɪdʒ ˌtʊr/

(noun) paket tur, organize tur

Örnek:

We booked a package tour to Spain for our summer vacation.
Yaz tatilimiz için İspanya'ya bir paket tur rezervasyonu yaptık.

get away

/ɡet əˈweɪ/

(phrasal verb) kaçmak, uzaklaşmak, tatile çıkmak

Örnek:

I need to get away for a few days.
Birkaç günlüğüne uzaklaşmam gerekiyor.

trek

/trek/

(noun) yürüyüş, uzun yolculuk;

(verb) yürümek, uzun yolculuk yapmak

Örnek:

They embarked on a challenging trek through the Himalayas.
Himalayalar'da zorlu bir yürüyüşe çıktılar.

aisle

/aɪl/

(noun) koridor, geçit, reyon

Örnek:

The bride walked down the aisle.
Gelin koridordan yürüdü.

cabin

/ˈkæb.ɪn/

(noun) kulübe, dağ evi, kabin

Örnek:

They spent their vacation in a cozy log cabin by the lake.
Göl kenarındaki şirin bir kütük kulübede tatillerini geçirdiler.

cabin crew

/ˈkæb.ɪn ˌkruː/

(noun) kabin ekibi, uçuş görevlileri

Örnek:

The cabin crew demonstrated the safety procedures before takeoff.
Kabin ekibi kalkıştan önce güvenlik prosedürlerini gösterdi.

baggage claim

/ˈbæɡ.ɪdʒ ˌkleɪm/

(noun) bagaj alımı, bagaj teslim alanı

Örnek:

After landing, we headed straight to baggage claim.
İndikten sonra doğrudan bagaj alımına gittik.

jet lag

/ˈdʒet læɡ/

(noun) jet lag, uçuş yorgunluğu

Örnek:

I'm suffering from severe jet lag after my trip to Asia.
Asya seyahatimden sonra şiddetli jet lag yaşıyorum.

terminal

/ˈtɝː.mə.nəl/

(adjective) terminal, son, ölümcül;

(noun) terminal, istasyon, uç

Örnek:

The bus arrived at the terminal station.
Otobüs terminal istasyonuna vardı.

main line

/ˈmeɪn ˌlaɪn/

(noun) ana hat, ana boru hattı, ana nokta

Örnek:

The express train runs on the main line.
Hızlı tren ana hatta çalışır.

cruise

/kruːz/

(noun) gezi, seyahat;

(verb) seyretmek, sabit hızla gitmek, dolaşmak

Örnek:

They went on a Caribbean cruise for their honeymoon.
Balayı için Karayip gezisine çıktılar.

delay

/dɪˈleɪ/

(verb) geciktirmek, ertelemek, tereddüt etmek;

(noun) gecikme, ertelemek

Örnek:

Traffic will delay your arrival.
Trafik varışınızı geciktirecektir.

navigate

/ˈnæv.ə.ɡeɪt/

(verb) yönlendirmek, seyretmek, ilerlemek

Örnek:

The captain had to navigate the ship through the narrow channel.
Kaptan gemiyi dar kanaldan yönlendirmek zorundaydı.

caravan

/ˈker.ə.væn/

(noun) karavan, çekme karavan, kervan

Örnek:

They spent their summer holidays traveling in a caravan.
Yaz tatillerini bir karavanla seyahat ederek geçirdiler.

railroad crossing

/ˈreɪl.roʊd ˌkrɔːs.ɪŋ/

(noun) demiryolu geçidi, hemzemin geçit

Örnek:

Be careful when approaching the railroad crossing; always look both ways.
Demiryolu geçidine yaklaşırken dikkatli olun; her zaman iki yöne de bakın.

compartment

/kəmˈpɑːrt.mənt/

(noun) bölme, kompartıman, oda

Örnek:

The suitcase has a separate compartment for shoes.
Bavulda ayakkabılar için ayrı bir bölme var.

rest stop

/ˈrest stɑːp/

(noun) dinlenme tesisi, mola yeri

Örnek:

We pulled over at the next rest stop to stretch our legs.
Bir sonraki dinlenme tesisinde durup bacaklarımızı esnettik.

gift shop

/ˈɡɪft ˌʃɑːp/

(noun) hediyelik eşya dükkanı, hediye dükkanı

Örnek:

I bought a souvenir from the museum gift shop.
Müzenin hediyelik eşya dükkanından bir hatıra aldım.

hot-air balloon

/ˌhɑːt er bəˈluːn/

(noun) sıcak hava balonu

Örnek:

They took a scenic ride in a hot-air balloon over the valley.
Vadinin üzerinde sıcak hava balonuyla manzaralı bir yolculuk yaptılar.

April Fools' Day

/ˌeɪ.prəl ˈfuːlz ˌdeɪ/

(noun) 1 Nisan, Şaka Günü

Örnek:

On April Fools' Day, my brother tricked me into believing he won the lottery.
1 Nisan'da abim beni piyangoyu kazandığına inandırarak kandırdı.

Independence Day

/ˌɪndɪˈpendəns deɪ/

(noun) Bağımsızlık Günü

Örnek:

Families gather for barbecues and fireworks on Independence Day.
Aileler Bağımsızlık Günü'nde barbekü ve havai fişek için toplanır.

New Year's Eve

/ˌnuː jɪrz ˈiːv/

(noun) Yılbaşı Gecesi, yılbaşı arifesi

Örnek:

We're planning a big party for New Year's Eve.
Yılbaşı Gecesi için büyük bir parti planlıyoruz.

St. Patrick's Day

/ˌseɪnt ˈpæt.rɪks ˌdeɪ/

(noun) Aziz Patrick Günü

Örnek:

Many cities hold parades to celebrate St. Patrick's Day.
Birçok şehir Aziz Patrick Günü'nü kutlamak için geçit törenleri düzenler.

Black Friday

/ˌblæk ˈfraɪ.deɪ/

(noun) Kara Cuma

Örnek:

Many stores open early on Black Friday to offer huge discounts.
Birçok mağaza Kara Cuma'da büyük indirimler sunmak için erken açılır.

Mardi Gras

/ˌmɑːr.di ˈɡrɑː/

(noun) Mardi Gras, Karnaval Salısı

Örnek:

New Orleans is famous for its vibrant Mardi Gras celebrations.
New Orleans, canlı Mardi Gras kutlamalarıyla ünlüdür.

transportation

/ˌtræn.spɚˈteɪ.ʃən/

(noun) ulaşım, taşıma

Örnek:

Public transportation is essential for city residents.
Toplu taşıma şehir sakinleri için çok önemlidir.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren