Avatar of Vocabulary Set Stand-Up Komedi

Sahne Sanatları İçinde Stand-Up Komedi Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Sahne Sanatları' içinde 'Stand-Up Komedi' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

one-liner

/ˈwʌnˌlaɪnər/

(noun) tek satırlık espri, nükteli söz

Örnek:

He delivered a hilarious one-liner that made everyone laugh.
Herkesi güldüren komik bir tek satırlık espri yaptı.

shtick

/ʃtɪk/

(noun) numara, gösteri, alışkanlık

Örnek:

His whole shtick is making people laugh with silly voices.
Onun bütün numarası, aptalca seslerle insanları güldürmek.

stump speech

/stʌmp spiːtʃ/

(noun) seçim konuşması, kampanya konuşması

Örnek:

The candidate delivered his usual stump speech to the crowd.
Aday, kalabalığa her zamanki seçim konuşmasını yaptı.

master of ceremonies

/ˌmæs.tər əv ˈser.ə.moʊ.niz/

(noun) sunucu, tören yöneticisi

Örnek:

The comedian was an excellent master of ceremonies for the awards show.
Komedyen, ödül töreni için harika bir sunucuydu.

hack

/hæk/

(verb) hacklemek, sistemine girmek, kesmek;

(noun) tüyo, yöntem, hack

Örnek:

Someone tried to hack into my email account.
Biri e-posta hesabımı hacklemeye çalıştı.

tight five

/ˌtaɪt ˈfaɪv/

(noun) tight five, ön beşli

Örnek:

The coach emphasized the importance of a strong tight five for winning scrums.
Antrenör, scrum'ları kazanmak için güçlü bir tight five'ın önemini vurguladı.

gag

/ɡæɡ/

(noun) ağızlık, tıkaç, şaka;

(verb) susturmak, ağzını tıkamak, öğürmek

Örnek:

The kidnappers put a gag on the victim.
Kaçırılan kişiye ağızlık taktılar.

heckler

/ˈhek.lɚ/

(noun) laf atan, söz kesen

Örnek:

The comedian skillfully handled the heckler in the front row.
Komedyen, ön sıradaki laf atan kişiyi ustaca idare etti.

in-joke

/ˈɪn.dʒoʊk/

(noun) iç şaka, özel şaka

Örnek:

Their conversation was full of in-jokes that I didn't understand.
Konuşmaları anlamadığım iç şakalarla doluydu.

joke

/dʒoʊk/

(noun) şaka, fıkra, alay konusu;

(verb) şaka yapmak, alay etmek

Örnek:

He told a funny joke that made everyone laugh.
Komik bir şaka anlattı, herkesi güldürdü.

keep a straight face

/kiːp ə streɪt feɪs/

(idiom) ciddi kalmak, gülmemek

Örnek:

It was hard to keep a straight face when he told that ridiculous joke.
O saçma şakayı anlattığında ciddi kalmak zordu.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren