Avatar of Vocabulary Set Sosyal Medya Etkileşimleri

Medya İçinde Sosyal Medya Etkileşimleri Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Medya' içinde 'Sosyal Medya Etkileşimleri' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

post

/poʊst/

(noun) direk, kazık, gönderi;

(verb) asmak, duyurmak, postalamak;

(preposition) sonra, post-

Örnek:

The fence post was rotten and needed to be replaced.
Çit direği çürümüştü ve değiştirilmesi gerekiyordu.

share

/ʃer/

(noun) pay, hisse;

(verb) paylaşmak, bildirmek

Örnek:

Everyone received an equal share of the profits.
Herkes kardan eşit pay aldı.

like

/laɪk/

(preposition) gibi, benzer, örneğin;

(verb) beğenmek, sevmek, istemek;

(conjunction) gibi;

(adverb) dedi ki, gibi;

(interjection) dedi ki, gibi;

(noun) benzer, eşdeğer

Örnek:

She looks just like her mother.
Tıpkı annesi gibi görünüyor.

dislike

/dɪˈslaɪk/

(noun) sevmezlik, hoşnutsuzluk;

(verb) sevmemek, hoşlanmamak

Örnek:

She has a strong dislike for seafood.
Deniz ürünlerine karşı güçlü bir sevmezlik duyuyor.

comment

/ˈkɑː.ment/

(noun) yorum, açıklama;

(verb) yorum yapmak, açıklama yapmak

Örnek:

She made a positive comment about his performance.
Performansı hakkında olumlu bir yorum yaptı.

follow

/ˈfɑː.loʊ/

(verb) takip etmek, izlemek, uymak;

(noun) takipçi, ilgi alanı

Örnek:

The dog followed its owner everywhere.
Köpek sahibini her yere takip etti.

unfollow

/ʌnˈfɑːloʊ/

(verb) takip etmeyi bırakmak, takibi bırakmak

Örnek:

I decided to unfollow him because his posts were becoming too negative.
Gönderileri çok olumsuz olmaya başladığı için onu takip etmeyi bırakmaya karar verdim.

tag

/tæɡ/

(noun) etiket, künye, küçük parça;

(verb) etiketlemek, işaretlemek, dokunmak

Örnek:

The price tag was still on the shirt.
Fiyat etiketi hala gömleğin üzerindeydi.

mention

/ˈmen.ʃən/

(verb) bahsetmek, söz etmek;

(noun) bahsetme, söz etme

Örnek:

Did he mention where he was going?
Nereye gittiğini söyledi mi?

dm

/ˌdiːˈem/

(noun) DM, direkt mesaj;

(verb) DM atmak, direkt mesaj göndermek;

(abbreviation) DM, zindan ustası

Örnek:

Send me a DM if you have any questions.
Herhangi bir sorunuz varsa bana bir DM gönderin.

reply

/rɪˈplaɪ/

(noun) cevap, yanıt;

(verb) cevap vermek, yanıtlamak

Örnek:

I sent him an email, but I haven't received a reply yet.
Ona bir e-posta gönderdim ama henüz bir cevap almadım.

retweet

/ˌriːˈtwiːt/

(verb) retweetlemek;

(noun) retweet

Örnek:

Please retweet this message to spread awareness.
Farkındalığı yaymak için lütfen bu mesajı retweetleyin.

favorite

/ˈfeɪ.vər.ət/

(adjective) favori, sevilen;

(noun) favori, gözde

Örnek:

What's your favorite color?
Favori rengin ne?

save

/seɪv/

(verb) kurtarmak, korumak, biriktirmek;

(noun) kurtarma, tasarruf, birikim

Örnek:

The lifeguard saved the drowning child.
Cankurtaran boğulan çocuğu kurtardı.

block

/blɑːk/

(noun) blok, parça, bina;

(verb) engellemek, tıkamak, önlemek

Örnek:

He used a concrete block to prop open the door.
Kapıyı açık tutmak için bir beton blok kullandı.

unblock

/ʌnˈblɑːk/

(verb) engeli kaldırmak, açmak, engellemeyi kaldırmak

Örnek:

Can you help me unblock the drain?
Gideri açmama yardım edebilir misin?

report

/rɪˈpɔːrt/

(noun) rapor, bildiri, ses;

(verb) bildirmek, rapor etmek, rapor vermek

Örnek:

The police issued a report on the incident.
Polis olayla ilgili bir rapor yayınladı.

hide

/haɪd/

(verb) saklamak, gizlemek, saklanmak;

(noun) deri, post

Örnek:

She tried to hide the present from her children.
Hediyeyi çocuklarından saklamaya çalıştı.

friend

/frend/

(noun) arkadaş, dost, destekçi;

(verb) arkadaş eklemek, arkadaş olmak

Örnek:

She introduced me to her best friend.
Beni en iyi arkadaşıyla tanıştırdı.

tweet

/twiːt/

(noun) ötüş, cıvıltı, tweet;

(verb) ötmek, cıvıldamak, tweet atmak

Örnek:

We woke up to the cheerful tweet of birds outside our window.
Penceremizin dışındaki kuşların neşeli ötüşüyle uyandık.

pm

/ˌpiːˈem/

(abbreviation) PM, öğleden sonra

Örnek:

The meeting is scheduled for 3 PM.
Toplantı saat 3 PM'e ayarlandı.

deactivate

/ˌdiˈæk.tɪ.veɪt/

(verb) devre dışı bırakmak, işlevini durdurmak

Örnek:

You need to deactivate your old account before creating a new one.
Yeni bir hesap oluşturmadan önce eski hesabınızı devre dışı bırakmanız gerekiyor.

subscribe

/səbˈskraɪb/

(verb) abone olmak, üye olmak, katılmak

Örnek:

I decided to subscribe to the monthly magazine.
Aylık dergiye abone olmaya karar verdim.

unsubscribe

/ˌʌn.səbˈskraɪb/

(verb) aboneliği iptal etmek, üyelikten çıkmak

Örnek:

Click here to unsubscribe from our newsletter.
Bültenimizden aboneliği iptal etmek için buraya tıklayın.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren