Avatar of Vocabulary Set Karar Verme 2

Karar İçinde Karar Verme 2 Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Karar' içinde 'Karar Verme 2' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

call

/kɑːl/

(verb) çağırmak, seslenmek, aramak;

(noun) ziyaret, çağrı, telefon araması

Örnek:

She had to call his name twice before he heard her.
Onu duymadan önce adını iki kez seslenmek zorunda kaldı.

choice

/tʃɔɪs/

(noun) seçim, en iyi, seçkin;

(adjective) seçkin, kaliteli

Örnek:

You have a choice between coffee and tea.
Kahve ve çay arasında bir seçim hakkınız var.

choose

/tʃuːz/

(verb) seçmek, tercih etmek, karar vermek

Örnek:

You can choose any book you like from the shelf.
Raftan istediğin kitabı seçebilirsin.

commit

/kəˈmɪt/

(verb) işlemek, yapmak, bağlanmak

Örnek:

He was arrested for attempting to commit fraud.
Dolandırıcılık yapmaya teşebbüs ettiği için tutuklandı.

consider

/kənˈsɪd.ɚ/

(verb) düşünmek, göz önünde bulundurmak, kabul etmek

Örnek:

You should consider all the options before deciding.
Karar vermeden önce tüm seçenekleri göz önünde bulundurmalısın.

consultation

/ˌkɑːn.sʌlˈteɪ.ʃən/

(noun) istişare, danışma, konsültasyon

Örnek:

The doctor held a consultation with the patient's family.
Doktor, hastanın ailesiyle bir konsültasyon yaptı.

contest

/ˈkɑːn.test/

(noun) yarışma, müsabaka;

(verb) itiraz etmek, çekişmek, yarışmak

Örnek:

She won the singing contest.
Şarkı yarışmasını kazandı.

criterion

/kraɪˈtɪr.i.ən/

(noun) kriter, ölçüt

Örnek:

The main criterion for selection is fluency in English.
Seçim için ana kriter İngilizce akıcılığıdır.

decide

/dɪˈsaɪd/

(verb) karar vermek, belirlemek, karar verdirmek

Örnek:

I need to decide what to wear for the party.
Partiye ne giyeceğime karar vermem gerekiyor.

decision

/dɪˈsɪʒ.ən/

(noun) karar

Örnek:

We need to make a decision soon.
Yakında bir karar vermemiz gerekiyor.

decision-maker

/dɪˈsɪʒ.ənˌmeɪ.kər/

(noun) karar verici

Örnek:

The final decision-maker for this project is the CEO.
Bu projenin nihai karar vericisi CEO'dur.

decision theory

/dɪˈsɪʒ.ən ˌθiː.ə.ri/

(noun) karar teorisi

Örnek:

In economics, decision theory helps explain consumer choices.
Ekonomide karar teorisi, tüketici seçimlerini açıklamaya yardımcı olur.

decree

/dɪˈkriː/

(noun) kararname, ferman, emir;

(verb) karar vermek, buyurmak, emretmek

Örnek:

The government issued a decree banning public gatherings.
Hükümet, halka açık toplantıları yasaklayan bir kararname çıkardı.

default

/dɪˈfɑːlt/

(noun) varsayılan, varsayılan ayar, temerrüt;

(verb) temerrüde düşmek, ihmal etmek

Örnek:

The printer settings are set to default.
Yazıcı ayarları varsayılan olarak ayarlanmıştır.

delegate

/ˈdel.ə.ɡət/

(noun) delege, temsilci;

(verb) devretmek, yetki vermek, delege etmek

Örnek:

Each country sent a delegate to the international conference.
Her ülke uluslararası konferansa bir delege gönderdi.

deliberate

/dɪˈlɪb.ɚ.ət/

(adjective) kasıtlı, bilinçli, düşünceli;

(verb) müzakere etmek, düşünmek

Örnek:

The fire was a result of deliberate arson.
Yangın kasıtlı kundaklama sonucuydu.

determined

/dɪˈtɝː.mɪnd/

(adjective) kararlı, azimli;

(verb) belirlenmiş, tespit edilmiş

Örnek:

She was determined to succeed.
Başarılı olmaya kararlıydı.

go back on

/ɡoʊ bæk ɑːn/

(phrasal verb) sözünden dönmek, caymak

Örnek:

He promised to help me, but he went back on his word.
Bana yardım edeceğine söz verdi ama sözünden döndü.

dilemma

/daɪˈlem.ə/

(noun) ikilem, çıkmaz

Örnek:

She was faced with the dilemma of whether to stay in her current job or take a new one with more responsibility.
Mevcut işinde kalmak ya da daha fazla sorumluluk gerektiren yeni bir işe girmek ikilemiyle karşı karşıya kaldı.

dissent

/dɪˈsent/

(noun) muhalefet, aykırı görüş, anlaşmazlık;

(verb) muhalefet etmek, karşı çıkmak, aykırı görüş belirtmek

Örnek:

There was some dissent from the decision.
Karara bazı muhalefetler vardı.

on second thought

/ɑːn ˈsek.ənd θɑːt/

(phrase) bir kez daha düşündüm, tekrar düşününce

Örnek:

I'll have the chicken, no, on second thought, I'll have the fish.
Tavuk alacağım, hayır, bir kez daha düşündüm, balık alacağım.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren