Avatar of Vocabulary Set Görsel Sanatlar Türleri

Sanat ve El Sanatları İçinde Görsel Sanatlar Türleri Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Sanat ve El Sanatları' içinde 'Görsel Sanatlar Türleri' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

oil painting

/ˈɔɪl ˌpeɪn.tɪŋ/

(noun) yağlı boya tablo, yağlı boya

Örnek:

The museum displayed a beautiful oil painting from the 17th century.
Müze, 17. yüzyıldan kalma güzel bir yağlı boya tablo sergiledi.

allegory

/ˈæl.ə.ɡɔːr.i/

(noun) alegori, sembolik hikaye

Örnek:

George Orwell's 'Animal Farm' is a famous allegory for the Russian Revolution.
George Orwell'ın 'Hayvan Çiftliği', Rus Devrimi için ünlü bir alegoridir.

portrait

/ˈpɔːr.trɪt/

(noun) portre, tasvir, betimleme

Örnek:

She commissioned an artist to paint a portrait of her daughter.
Kızının portresini çizmesi için bir sanatçıya sipariş verdi.

still life

/ˌstɪl ˈlaɪf/

(noun) natürmort

Örnek:

The artist painted a beautiful still life of fruit and flowers.
Sanatçı meyve ve çiçeklerden oluşan güzel bir natürmort çizdi.

abstract

/ˈæb.strækt/

(adjective) soyut, teorik;

(noun) özet, abstrakt;

(verb) ayırmak, çıkarmak, soyutlamak

Örnek:

Love is an abstract concept.
Aşk soyut bir kavramdır.

caricature

/ˈker.ə.kə.tʃʊr/

(noun) karikatür, taklit;

(verb) karikatürünü çizmek, taklit etmek

Örnek:

The artist drew a hilarious caricature of the politician.
Sanatçı, politikacının komik bir karikatürünü çizdi.

hologram

/ˈhɑː.lə.ɡræm/

(noun) hologram

Örnek:

The security feature on the credit card is a small hologram.
Kredi kartındaki güvenlik özelliği küçük bir hologramdır.

inset

/ˈɪn.set/

(noun) ek harita, ek resim;

(verb) yerleştirmek, gömme

Örnek:

The map included an inset showing a detailed view of the city center.
Harita, şehir merkezinin ayrıntılı bir görünümünü gösteren bir ek harita içeriyordu.

line drawing

/ˈlaɪn ˌdrɔːɪŋ/

(noun) çizgi çizimi, kontur çizimi

Örnek:

The artist created a beautiful line drawing of the landscape.
Sanatçı, manzaranın güzel bir çizgi çizimini yaptı.

lithograph

/ˈlɪθ.oʊ.ɡræf/

(noun) litografi, taşbaskı;

(verb) litografi yapmak, taşbaskı yapmak

Örnek:

The artist signed the limited edition lithograph.
Sanatçı sınırlı sayıdaki litografiyi imzaladı.

miniature

/ˈmɪn.i.ə.tʃɚ/

(noun) minyatür, küçük model, minyatür portre;

(adjective) minyatür, küçük

Örnek:

He collected miniatures of classic cars.
Klasik arabaların minyatürlerini topladı.

mural

/ˈmjʊr.əl/

(noun) duvar resmi, fresk;

(adjective) duvarla ilgili, duvar

Örnek:

The artist spent months creating the vibrant mural on the side of the building.
Sanatçı, binanın yan tarafındaki canlı duvar resmini yapmak için aylar harcadı.

nude

/nuːd/

(adjective) çıplak, ten rengi, nude;

(noun) çıplak, nü

Örnek:

The artist painted a nude figure.
Sanatçı çıplak bir figür çizdi.

projection

/prəˈdʒek.ʃən/

(noun) projeksiyon, tahmin, görüntüleme

Örnek:

The company's financial projections show steady growth.
Şirketin finansal projeksiyonları istikrarlı bir büyüme gösteriyor.

seascape

/ˈsiː.skeɪp/

(noun) deniz manzarası, deniz resmi, deniz görünümü

Örnek:

The artist specialized in vibrant seascapes.
Sanatçı canlı deniz manzaraları konusunda uzmandı.

self-portrait

/ˌselfˈpɔːr.trɪt/

(noun) otoportre

Örnek:

Van Gogh's self-portraits are among his most famous works.
Van Gogh'un otoportreleri en ünlü eserleri arasındadır.

silhouette

/ˌsɪl.əˈwet/

(noun) siluet, gölge, profil resmi;

(verb) siluetini çıkarmak, gölgesini oluşturmak

Örnek:

The mountain stood out in silhouette against the sunset.
Dağ, gün batımına karşı siluet halinde belirginleşti.

study

/ˈstʌd.i/

(noun) çalışma, öğrenme, çalışma odası;

(verb) çalışmak, öğrenmek, incelemek

Örnek:

She spent all night studying for her exams.
Sınavları için bütün gece çalıştı.

tableau

/ˈtæb.loʊ/

(noun) tablo, canlı tablo, grafiksel gösterim

Örnek:

The museum featured a historical tableau depicting the signing of the declaration.
Müzede bildirinin imzalanmasını tasvir eden tarihi bir tablo sergilendi.

tracing

/ˈtreɪ.sɪŋ/

(noun) kopyalama, izleme, izini sürme

Örnek:

She made a perfect tracing of the old map.
Eski haritanın mükemmel bir kopyasını çıkardı.

triptych

/ˈtrɪp.tɪk/

(noun) triptik, üç panelli resim, üçleme

Örnek:

The artist displayed a beautiful triptych depicting scenes from nature.
Sanatçı, doğa sahnelerini tasvir eden güzel bir triptik sergiledi.

view

/vjuː/

(noun) manzara, görünüm, görüş;

(verb) görmek, izlemek, değerlendirmek

Örnek:

The hotel room had a stunning view of the ocean.
Otel odası okyanusun muhteşem bir manzarasına sahipti.

watercolor

/ˈwɑː.t̬ɚˌkʌl.ɚ/

(noun) suluboya, suluboya boyası, suluboya resmi;

(adjective) suluboya

Örnek:

She prefers to work with watercolor for its delicate effects.
Narin etkileri nedeniyle suluboya ile çalışmayı tercih ediyor.

animation

/ˌæn.əˈmeɪ.ʃən/

(noun) animasyon, canlandırma, canlılık

Örnek:

The studio is known for its groundbreaking work in computer animation.
Stüdyo, bilgisayar animasyonu alanındaki çığır açan çalışmalarıyla tanınıyor.

cartoon

/kɑːrˈtuːn/

(noun) çizgi film, animasyon, karikatür

Örnek:

My kids love watching Saturday morning cartoons.
Çocuklarım cumartesi sabahı çizgi filmleri izlemeyi çok sever.

graffiti

/ɡrəˈfiː.t̬i/

(noun) grafiti

Örnek:

The city council is trying to remove all the graffiti from the underpass.
Belediye meclisi, alt geçitten tüm grafitileri kaldırmaya çalışıyor.

illustration

/ˌɪl.əˈstreɪ.ʃən/

(noun) illüstrasyon, resim, açıklama

Örnek:

The book contains many beautiful illustrations.
Kitap birçok güzel illüstrasyon içeriyor.

engraving

/ɪnˈɡreɪ.vɪŋ/

(noun) gravür, oyma, oymacılık

Örnek:

The museum displayed a rare engraving from the 18th century.
Müze, 18. yüzyıldan kalma nadir bir gravür sergiledi.

carving

/ˈkɑːr.vɪŋ/

(noun) oyma, gravür, oyma eser

Örnek:

The intricate carving on the wooden door was breathtaking.
Ahşap kapıdaki karmaşık oyma nefes kesiciydi.

comic book

/ˈkɑː.mɪk ˌbʊk/

(noun) çizgi roman

Örnek:

He spent his childhood reading comic books.
Çocukluğunu çizgi roman okuyarak geçirdi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren