Avatar of Vocabulary Set Fotoğrafçılık Kavramları

Sanat ve El Sanatları İçinde Fotoğrafçılık Kavramları Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Sanat ve El Sanatları' içinde 'Fotoğrafçılık Kavramları' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

exposure

/ɪkˈspoʊ.ʒɚ/

(noun) maruz kalma, açığa çıkma, ifşa

Örnek:

Prolonged exposure to the sun can be harmful.
Güneşe uzun süre maruz kalmak zararlı olabilir.

lighting

/ˈlaɪ.t̬ɪŋ/

(noun) aydınlatma

Örnek:

The stage lighting was perfect for the play.
Sahne aydınlatması oyun için mükemmeldi.

reflector

/rɪˈflek.tɚ/

(noun) reflektör, yansıtıcı, ayna

Örnek:

The bicycle had a red reflector on the back.
Bisikletin arkasında kırmızı bir reflektör vardı.

snoot

/snuːt/

(noun) züppe, snob;

(verb) burun kıvırmak, küçümsemek

Örnek:

He's such a snoot, always looking down on anyone who doesn't appreciate classical music.
O tam bir züppe, klasik müziği takdir etmeyen herkese tepeden bakıyor.

bokeh

/ˈboʊ.keɪ/

(noun) bokeh, bulanıklık kalitesi

Örnek:

The photographer achieved a beautiful bokeh effect with the portrait.
Fotoğrafçı portre ile güzel bir bokeh efekti elde etti.

headroom

/ˈhed.ruːm/

(noun) baş mesafesi, yükseklik boşluğu, büyüme alanı

Örnek:

The car has excellent headroom, even for tall passengers.
Aracın uzun yolcular için bile mükemmel baş mesafesi var.

perspective

/pɚˈspek.tɪv/

(noun) bakış açısı, perspektif

Örnek:

Her unique perspective on the issue offered new insights.
Konuya ilişkin eşsiz bakış açısı yeni içgörüler sundu.

golden triangle

/ˈɡoʊl.dən ˈtraɪ.æŋ.ɡəl/

(noun) altın üçgen (araştırma, öğretim, inovasyon), altın üçgen (hükümet, sanayi, akademi), Altın Üçgen (coğrafi bölge)

Örnek:

The university aims to strengthen its golden triangle of research, teaching, and innovation.
Üniversite, araştırma, öğretim ve inovasyonun altın üçgenini güçlendirmeyi hedefliyor.

framing

/ˈfreɪ.mɪŋ/

(noun) çerçeveleme, iskelet, çatı

Örnek:

The framing of the picture took several hours.
Resmin çerçevelenmesi birkaç saat sürdü.

density

/ˈden.sə.t̬i/

(noun) yoğunluk, kütle yoğunluğu

Örnek:

The population density in the city center is very high.
Şehir merkezindeki nüfus yoğunluğu çok yüksek.

contrast

/ˈkɑːn.træst/

(noun) kontrast, zıtlık;

(verb) karşılaştırmak, zıtlaştırmak

Örnek:

The white walls provided a stark contrast to the dark furniture.
Beyaz duvarlar, koyu renk mobilyalarla keskin bir kontrast oluşturuyordu.

reciprocity

/ˌres.ɪˈprɑː.sə.t̬i/

(noun) karşılıklılık, mütekabiliyet

Örnek:

The agreement was based on the principle of reciprocity.
Anlaşma karşılıklılık ilkesine dayanıyordu.

shutter speed

/ˈʃʌt̬.ɚ ˌspiːd/

(noun) enstantane hızı

Örnek:

A fast shutter speed is essential for freezing motion in sports photography.
Spor fotoğrafçılığında hareketi dondurmak için hızlı bir enstantane hızı şarttır.

aperture

/ˈæp.ɚ.tʃɚ/

(noun) açıklık, delik, diyafram

Örnek:

The camera's aperture controls the amount of light entering the lens.
Kameranın diyaframı, lense giren ışık miktarını kontrol eder.

chromatic aberration

/ˌkroʊˌmæt.ɪk ˌæb.əˈreɪ.ʃən/

(noun) kromatik sapma

Örnek:

High-quality camera lenses are designed to minimize chromatic aberration.
Yüksek kaliteli kamera lensleri kromatik sapmayı en aza indirmek için tasarlanmıştır.

focus

/ˈfoʊ.kəs/

(noun) odak, merkez, netlik;

(verb) odaklanmak, yoğunlaşmak, odaklamak

Örnek:

The focus of the meeting was on budget cuts.
Toplantının odağı bütçe kesintileriydi.

distortion

/dɪˈstɔːr.ʃən/

(noun) bozulma, çarpıtma, saptırma

Örnek:

The image showed significant distortion at the edges.
Görüntü kenarlarda önemli bozulma gösterdi.

focal length

/ˈfoʊ.kəl ˌleŋθ/

(noun) odak uzaklığı

Örnek:

Adjusting the focal length changes the magnification of the image.
Odak uzaklığını ayarlamak görüntünün büyütmesini değiştirir.

pixel

/ˈpɪk.səl/

(noun) piksel

Örnek:

The image was blurry because it had too few pixels.
Görüntü çok az piksel olduğu için bulanıktı.

GIF

/ɡɪf/

(noun) GIF

Örnek:

I sent her a funny GIF of a cat playing the piano.
Ona piyano çalan bir kedinin komik bir GIF'ini gönderdim.

JPEG

/ˈdʒeɪ.peɡ/

(abbreviation) JPEG

Örnek:

Please save the image as a JPEG file.
Lütfen görüntüyü bir JPEG dosyası olarak kaydedin.

PNG

/ˌpiː.enˈdʒiː/

(abbreviation) PNG, Taşınabilir Ağ Grafikleri

Örnek:

Please save the logo as a PNG file for web use.
Lütfen logoyu web kullanımı için bir PNG dosyası olarak kaydedin.

BMP

/ˌbiː.emˈpiː/

(abbreviation) BMP formatı, bitmap görüntüsü

Örnek:

The image was saved as a BMP file.
Görüntü bir BMP dosyası olarak kaydedildi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren