Avatar of Vocabulary Set Konut Tipleri

Mimarlık ve İnşaat İçinde Konut Tipleri Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Mimarlık ve İnşaat' içinde 'Konut Tipleri' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

condominium

/ˌkɑːn.dəˈmɪn.i.əm/

(noun) apartman dairesi, kat mülkiyeti

Örnek:

They bought a new condominium overlooking the ocean.
Okyanusa bakan yeni bir apartman dairesi satın aldılar.

apartment

/əˈpɑːrt.mənt/

(noun) apartman dairesi, daire

Örnek:

They rented a small apartment in the city center.
Şehir merkezinde küçük bir daire kiraladılar.

apartment building

/əˈpɑːrt.mənt ˌbɪl.dɪŋ/

(noun) apartman binası, apartman

Örnek:

They live on the fifth floor of a tall apartment building.
Uzun bir apartman binasının beşinci katında yaşıyorlar.

townhouse

/ˈtaʊn.haʊs/

(noun) şehir evi, sıra ev

Örnek:

They bought a charming old townhouse in the historic district.
Tarihi bölgede büyüleyici eski bir şehir evi satın aldılar.

mobile home

/ˈmoʊ.bəl ˌhoʊm/

(noun) karavan, mobil ev

Örnek:

They decided to live in a mobile home to save money.
Para biriktirmek için bir karavanda yaşamaya karar verdiler.

penthouse

/ˈpent.haʊs/

(noun) çatı katı, penthouse

Örnek:

They bought a luxurious penthouse with panoramic city views.
Şehir manzaralı lüks bir çatı katı daire satın aldılar.

duplex

/ˈduː.pleks/

(noun) dubleks, iki daireli ev, çift yönlü;

(adjective) dubleks, çift

Örnek:

They bought a duplex with the intention of renting out one of the units.
Birimlerden birini kiralamak amacıyla bir dubleks satın aldılar.

cabin

/ˈkæb.ɪn/

(noun) kulübe, dağ evi, kabin

Örnek:

They spent their vacation in a cozy log cabin by the lake.
Göl kenarındaki şirin bir kütük kulübede tatillerini geçirdiler.

chalet

/ˈʃæl.eɪ/

(noun) dağ evi, şale

Örnek:

They rented a cozy chalet for their ski vacation in the Alps.
Alpler'deki kayak tatilleri için şirin bir dağ evi kiraladılar.

chateau

/ʃætˈoʊ/

(noun) şato, köşk

Örnek:

They spent their vacation touring the famous chateaux of the Loire Valley.
Tatillerini Loire Vadisi'nin ünlü şatolarını gezerek geçirdiler.

country house

/ˈkʌn.tri ˌhaʊs/

(noun) köy evi, malikane

Örnek:

They spent their summer holidays at their beautiful country house.
Yaz tatillerini güzel köy evlerinde geçirdiler.

cottage

/ˈkɑː.t̬ɪdʒ/

(noun) kulübe, köy evi

Örnek:

They rented a charming cottage by the lake for their vacation.
Tatilleri için göl kenarında şirin bir kulübe kiraladılar.

ranch house

/ˈræntʃ haʊs/

(noun) çiftlik evi, tek katlı ev

Örnek:

They bought a charming ranch house with a spacious backyard.
Geniş bir arka bahçesi olan şirin bir çiftlik evi satın aldılar.

bunker

/ˈbʌŋ.kɚ/

(noun) bunker, depo, sığınak;

(verb) bunkere düşürmek, sığınağa koymak, depolamak

Örnek:

The ship's coal bunker was nearly empty after the long voyage.
Geminin kömür bunkeri uzun yolculuktan sonra neredeyse boştu.

log cabin

/ˈlɑːɡ ˌkæb.ɪn/

(noun) kütük ev, ahşap kulübe

Örnek:

They spent their vacation in a cozy log cabin by the lake.
Göl kenarındaki şirin bir kütük evde tatillerini geçirdiler.

mansion

/ˈmæn.ʃən/

(noun) konak, malikane

Örnek:

The old mansion stood on a hill overlooking the town.
Eski konak, şehre tepeden bakan bir tepede duruyordu.

palace

/ˈpæl.ɪs/

(noun) saray, köşk

Örnek:

Buckingham Palace is the official residence of the British monarch.
Buckingham Sarayı, İngiliz hükümdarının resmi ikametgahıdır.

villa

/ˈvɪl.ə/

(noun) villa, köşk

Örnek:

They rented a beautiful villa for their summer vacation in Tuscany.
Toskana'daki yaz tatilleri için güzel bir villa kiraladılar.

gazebo

/ɡəˈziː.boʊ/

(noun) kameriye, köşk

Örnek:

They enjoyed a picnic under the gazebo in the park.
Parktaki kameriyenin altında piknik yaptılar.

guest house

/ˈɡest haʊs/

(noun) misafirhane, pansiyon

Örnek:

We stayed at a charming guest house near the beach.
Sahile yakın şirin bir misafirhanede kaldık.

lean-to

/ˈliːn.tuː/

(noun) sundurma, eklenti, kulübe

Örnek:

They added a small lean-to to the side of the shed for extra storage.
Ekstra depolama için kulübenin yanına küçük bir sundurma eklediler.

lodge

/lɑːdʒ/

(noun) kulübe, dağ evi, konaklama yeri;

(verb) sunmak, şikayet etmek, yerleştirmek

Örnek:

They stayed in a hunting lodge deep in the woods.
Ormanın derinliklerinde bir av kulübesinde kaldılar.

rotunda

/roʊˈtʌn.də/

(noun) rotunda, yuvarlak bina

Örnek:

The museum features a grand rotunda at its entrance.
Müzede girişinde büyük bir rotunda bulunmaktadır.

shanty

/ˈʃæn.t̬i/

(noun) gecekondu, baraka

Örnek:

The family lived in a makeshift shanty by the river.
Aile nehir kenarındaki derme çatma bir gecekonduda yaşıyordu.

shelter

/ˈʃel.t̬ɚ/

(noun) sığınak, barınak, korunak;

(verb) korumak, barındırmak, sığınmak

Örnek:

We sought shelter from the storm in an old barn.
Eski bir ahırda fırtınadan sığınak aradık.

tenement

/ˈten.ə.mənt/

(noun) apartman, kiralık ev

Örnek:

Many families lived in crowded tenements during the industrial revolution.
Sanayi devrimi sırasında birçok aile kalabalık apartmanlarda yaşadı.

dwelling

/ˈdwel.ɪŋ/

(noun) mesken, konut, ev

Örnek:

The ancient cave was once a human dwelling.
Antik mağara bir zamanlar bir insan meskeniydi.

pied-à-terre

/ˌpjeɪ.dɑːˈter/

(noun) pied-à-terre, ikinci ev

Örnek:

They bought a charming pied-à-terre in Paris for their weekend getaways.
Hafta sonu kaçamakları için Paris'te büyüleyici bir pied-à-terre satın aldılar.

high-rise

/ˈhaɪ.raɪz/

(noun) yüksek bina, gökdelen;

(adjective) yüksek katlı, çok katlı

Örnek:

The city skyline is dominated by modern high-rise buildings.
Şehir silüeti modern yüksek binalar tarafından domine edilmektedir.

outbuilding

/ˈaʊtˌbɪl.dɪŋ/

(noun) ek bina, müştemilat

Örnek:

The property includes a main house and several outbuildings.
Mülk, ana ev ve birkaç ek bina içerir.

belvedere

/ˈbel.və.dɪr/

(noun) belvedere, seyir terası

Örnek:

From the belvedere, we could see the entire city skyline.
Belvedere'den tüm şehir silüetini görebiliyorduk.

igloo

/ˈɪɡ.luː/

(noun) iglo

Örnek:

The Inuit people traditionally built igloos as temporary shelters.
İnuit halkı geleneksel olarak geçici barınak olarak iglo inşa ederdi.

yurt

/jɝːt/

(noun) yurt

Örnek:

The nomadic family lived in a traditional yurt.
Göçebe aile geleneksel bir yurtta yaşıyordu.

houseboat

/ˈhaʊs.boʊt/

(noun) tekne ev, yüzen ev

Örnek:

They spent their summer vacation living on a houseboat.
Yaz tatillerini bir tekne evde yaşayarak geçirdiler.

tree house

/ˈtriː haʊs/

(noun) ağaç ev

Örnek:

The children spent all afternoon playing in their new tree house.
Çocuklar bütün öğleden sonrayı yeni ağaç evlerinde oynayarak geçirdiler.

studio

/ˈstuː.di.oʊ/

(noun) stüdyo, atölye, yapım şirketi

Örnek:

The artist spent hours in her studio, painting her masterpiece.
Sanatçı, başyapıtını resmetmek için stüdyosunda saatler geçirdi.

castle

/ˈkæs.əl/

(noun) kale, şato, köşk;

(verb) kale yapmak, şato inşa etmek

Örnek:

The ancient castle stood majestically on the hill.
Antik kale tepede görkemli bir şekilde duruyordu.

barracks

/ˈber.əks/

(plural noun) kışla, askerlik binası

Örnek:

The soldiers returned to the barracks after their training exercise.
Askerler eğitim tatbikatından sonra kışlaya döndüler.

brownstone

/ˈbraʊn.stoʊn/

(noun) kahverengi kumtaşı, kahverengi taş ev

Örnek:

Many historic buildings in the city are constructed from brownstone.
Şehirdeki birçok tarihi bina kahverengi kumtaşından yapılmıştır.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren