Avatar of Vocabulary Set Atlar

Hayvanlar İçinde Atlar Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Hayvanlar' içinde 'Atlar' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

horse

/hɔːrs/

(noun) at, sehpa, destek;

(verb) at sağlamak, atlarla çekmek

Örnek:

The knight rode his horse into battle.
Şövalye atına binerek savaşa girdi.

pony

/ˈpoʊ.ni/

(noun) midilli, küçük bardak, midilli (içki ölçüsü);

(verb) ödemek, çıkarıp vermek

Örnek:

My daughter loves riding her new pony.
Kızım yeni midillisine binmeyi çok seviyor.

stallion

/ˈstæl.jən/

(noun) aygır

Örnek:

The powerful stallion led the herd across the plains.
Güçlü aygır sürüyü ovalar boyunca götürdü.

chestnut

/ˈtʃes.nʌt/

(noun) kestane, kestane ağacı, kestane rengi;

(adjective) kestane rengi

Örnek:

Roasted chestnuts are a popular snack in winter.
Kavrulmuş kestane kışın popüler bir atıştırmalıktır.

roan

/roʊn/

(noun) alaca, alaca at;

(adjective) alaca, karışık renkli

Örnek:

The cowboy rode a beautiful roan across the plains.
Kovboy, ovalar boyunca güzel bir alaca at sürdü.

gallop

/ˈɡæl.əp/

(noun) dörtnal;

(verb) dörtnala koşmak, hızla gitmek, hızla koşmak

Örnek:

The horse broke into a full gallop across the field.
At tarlada tam dörtnala koşmaya başladı.

foal

/foʊl/

(noun) tay;

(verb) taylamak

Örnek:

The mare gave birth to a healthy foal this morning.
Kısrak bu sabah sağlıklı bir tay doğurdu.

gelding

/ˈɡel.dɪŋ/

(noun) iğdiş edilmiş at;

(verb) iğdiş etmek

Örnek:

The farmer decided to keep the young horse as a gelding.
Çiftçi genç atı iğdiş edilmiş at olarak tutmaya karar verdi.

brood mare

/ˈbruːd ˌmer/

(noun) damızlık kısrak

Örnek:

The farm specialized in raising champion racehorses, and their most valuable asset was a proven broodmare.
Çiftlik şampiyon yarış atları yetiştirmekte uzmanlaşmıştı ve en değerli varlıkları kanıtlanmış bir damızlık kısraktı.

filly

/ˈfɪl.i/

(noun) tay, genç kadın, kız

Örnek:

The farmer proudly showed off his new filly.
Çiftçi yeni tayını gururla gösterdi.

palomino

/ˌpæl.əˈmiː.noʊ/

(noun) palomino;

(adjective) palomino

Örnek:

The cowboy rode a beautiful palomino across the plains.
Kovboy, ovalar boyunca güzel bir palomino sürdü.

mare

/mer/

(noun) kısrak

Örnek:

The beautiful mare galloped across the field.
Güzel kısrak tarlada dörtnala koştu.

mustang

/ˈmʌs.tæŋ/

(noun) mustang, vahşi at;

(trademark) Mustang (araba)

Örnek:

The herd of mustangs galloped across the open prairie.
Mustang sürüsü açık bozkırda dörtnala koştu.

carthorse

/ˈkɑːrt.hɔːrs/

(noun) yük atı, koşum atı, iş atı

Örnek:

The farmer used a sturdy carthorse to pull the plow through the fields.
Çiftçi, tarlaları sürmek için sağlam bir yük atı kullandı.

packhorse

/ˈpæk.hɔːrs/

(noun) yük atı, yük beygiri, çok çalışan kişi

Örnek:

The explorers used packhorses to carry their supplies through the mountains.
Kaşifler, dağlardan erzaklarını taşımak için yük atları kullandılar.

colt

/koʊlt/

(noun) tay, Colt, Colt tabancası

Örnek:

The mare gave birth to a healthy colt.
Kısrak sağlıklı bir tay doğurdu.

bay

/beɪ/

(noun) koy, körfez, bölme;

(verb) havlamak, ulmak

Örnek:

The ship sailed into the calm bay.
Gemi sakin koya yelken açtı.

mount

/maʊnt/

(noun) dağ, tepe;

(verb) çıkmak, binmek, monte etmek

Örnek:

We hiked to the top of the mount.
Dağın tepesine yürüdük.

arab

/ˈer.əb/

(noun) Arap;

(adjective) Arap

Örnek:

Many Arabs live in the Middle East.
Birçok Arap Orta Doğu'da yaşıyor.

cob

/kɑːb/

(noun) mısır koçanı, koçan, midilli;

(verb) kerpiçle inşa etmek, kerpiçten yapmak

Örnek:

After eating the corn, she discarded the cob.
Mısırı yedikten sonra koçanı attı.

charger

/ˈtʃɑːr.dʒɚ/

(noun) şarj cihazı, saldırgan, hücum eden

Örnek:

I need to find my phone charger.
Telefon şarj cihazımı bulmam gerekiyor.

trot

/trɑːt/

(noun) tırıs, hızlı yürüyüş;

(verb) tırıs gitmek, hızlı yürümek, koşmak

Örnek:

The horse broke into a steady trot.
At düzenli bir tırısa geçti.

hack

/hæk/

(verb) hacklemek, sistemine girmek, kesmek;

(noun) tüyo, yöntem, hack

Örnek:

Someone tried to hack into my email account.
Biri e-posta hesabımı hacklemeye çalıştı.

bronco

/ˈbrɑːŋ.koʊ/

(noun) vahşi at, yarı evcilleşmiş at

Örnek:

The cowboy tried to ride the bucking bronco.
Kovboy şahlanan vahşi atı sürmeye çalıştı.

nag

/næɡ/

(verb) dırdır etmek, başının etini yemek, sıkıntı vermek;

(noun) dırdırcı, homurdanan, beygir

Örnek:

My mom always nags me to clean my room.
Annem odamı temizlemem için hep dırdır eder.

racehorse

/ˈreɪs.hɔːrs/

(noun) yarış atı

Örnek:

The jockey rode the racehorse to victory.
Jokey yarış atını zafere taşıdı.

shire horse

/ˈʃaɪər hɔːrs/

(noun) Shire atı

Örnek:

The farmer used a Shire horse to plow the fields.
Çiftçi tarlaları sürmek için bir Shire atı kullandı.

stablemate

/ˈsteɪ.bəl.meɪt/

(noun) ahır arkadaşı, aynı ahırdan at, meslektaş

Örnek:

The two racehorses, both from the same trainer, were considered stablemates in the upcoming derby.
Aynı antrenörden olan iki yarış atı, yaklaşan derbide ahır arkadaşı olarak kabul edildi.

steed

/stiːd/

(noun) at, savaş atı

Örnek:

The knight mounted his noble steed and rode into battle.
Şövalye asil atına bindi ve savaşa doğru sürdü.

thoroughbred

/ˈθɝː.ə.bred/

(noun) safkan at, safkan, gerçek;

(adjective) safkan, gerçek

Örnek:

The jockey rode the magnificent thoroughbred to victory.
Jokey muhteşem safkan atı zafere taşıdı.

warhorse

/ˈwɔːr.hɔːrs/

(noun) savaş atı, eskimeyen parça, iş atı

Örnek:

The knight rode his mighty warhorse into the fray.
Şövalye güçlü savaş atıyla savaşa girdi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren