TOEIC Temel 600 Kelime İçinde Filmler Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'TOEIC Temel 600 Kelime' içinde 'Filmler' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /əˈteɪn.mənt/
(noun) elde etme, başarı, kazanım
Örnek:
The attainment of her degree was a proud moment for her family.
Derecesini elde etmesi ailesi için gurur verici bir andı.
/kəmˈbaɪn/
(verb) birleştirmek, bir araya getirmek, harmanlamak;
(noun) biçerdöver, harman makinesi
Örnek:
We need to combine our efforts to finish this project on time.
Bu projeyi zamanında bitirmek için çabalarımızı birleştirmemiz gerekiyor.
/kənˈtɪn.juː/
(verb) devam etmek, sürmek, yeniden başlamak
Örnek:
He decided to continue his studies abroad.
Yurt dışında eğitimine devam etmeye karar verdi.
/dɪˈskrɪp.ʃən/
(noun) tanım, açıklama, tanımlama
Örnek:
The witness gave a detailed description of the suspect.
Tanık, şüphelinin ayrıntılı bir tanımını verdi.
/dɪˈspɝːs/
(verb) dağıtmak, yaymak, dağılmak
Örnek:
The crowd began to disperse after the concert.
Konserden sonra kalabalık dağılmaya başladı.
/en.t̬ɚˈteɪn.mənt/
(noun) eğlence, keyif
Örnek:
The concert provided great entertainment for everyone.
Konser herkese harika bir eğlence sundu.
/ˈɪn.flu.əns/
(noun) etki, nüfuz, influencer;
(verb) etkilemek
Örnek:
His parents had a strong influence on his career choice.
Ailesinin kariyer seçimi üzerinde güçlü bir etkisi vardı.
/reɪndʒ/
(noun) aralık, menzil, yelpaze;
(verb) değişmek, uzanmak, sıralamak
Örnek:
The price range for these cars is between $20,000 and $30,000.
Bu arabaların fiyat aralığı 20.000 ila 30.000 dolar arasındadır.
/rɪˈliːs/
(verb) serbest bırakmak, salıvermek, yayınlamak;
(noun) serbest bırakma, yayınlama
Örnek:
The police decided to release the suspect due to lack of evidence.
Polis, delil yetersizliğinden dolayı şüpheliyi serbest bırakmaya karar verdi.
/ˌrep.rɪ.zenˈteɪ.ʃən/
(noun) temsil, vekâlet, tasvir
Örnek:
The lawyer provided excellent representation for his client.
Avukat, müvekkili için mükemmel bir temsil sağladı.
/ˈsep.ɚ.ət.li/
(adverb) ayrı ayrı, müstakil olarak
Örnek:
The children were seated separately at different tables.
Çocuklar farklı masalarda ayrı ayrı oturdular.
/səkˈses.ɪv/
(adjective) ardışık, peş peşe
Örnek:
This is the third successive year that we've won the championship.
Bu, şampiyonluğu kazandığımız üçüncü ardışık yıl.