Avatar of Vocabulary Set Temel 2

1. Gün - İşsizlikten Kaçış İçinde Temel 2 Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'1. Gün - İşsizlikten Kaçış' içinde 'Temel 2' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

application form

/ˌæplɪˈkeɪʃən fɔrm/

(noun) başvuru formu, dilekçe

Örnek:

Please fill out the application form completely and accurately.
Lütfen başvuru formunu eksiksiz ve doğru bir şekilde doldurun.

career

/kəˈrɪr/

(noun) kariyer, meslek;

(verb) hızla ilerlemek, savrulmak

Örnek:

She is pursuing a career in medicine.
Tıp alanında bir kariyer peşinde.

completion

/kəmˈpliː.ʃən/

(noun) tamamlama, bitirme, sonuçlandırma

Örnek:

The project is nearing completion.
Proje tamamlanmaya yaklaşıyor.

fair

/fer/

(adjective) adil, dürüst, açık;

(noun) fuar, panayır;

(verb) aydınlatmak, güzelleştirmek;

(adverb) adilce, dürüstçe

Örnek:

The teacher was always fair to all her students.
Öğretmen her zaman tüm öğrencilerine adil davrandı.

graduation

/ˌɡrædʒ.uˈeɪ.ʃən/

(noun) mezuniyet, diploma töreni, derecelendirme

Örnek:

My graduation ceremony is next month.
Mezuniyet törenim gelecek ay.

in fact

/ɪn fækt/

(phrase) aslında, gerçekte, hatta

Örnek:

He said he was busy, but in fact, he was just watching TV.
Meşgul olduğunu söyledi ama aslında sadece televizyon izliyordu.

job fair

/ˈdʒɑb ˌfer/

(noun) iş fuarı, kariyer günleri

Örnek:

I'm attending a job fair next week to look for new opportunities.
Gelecek hafta yeni fırsatlar aramak için bir iş fuarına katılacağım.

job offer

/ˈdʒɑːb ˌɔː.fər/

(noun) iş teklifi, iş önerisi

Örnek:

She received a fantastic job offer from a tech company.
Bir teknoloji şirketinden harika bir iş teklifi aldı.

list

/lɪst/

(noun) liste;

(verb) listelemek, sıralamak

Örnek:

Make a shopping list before you go to the store.
Mağazaya gitmeden önce bir alışveriş listesi yap.

newcomer

/ˈnuːˌkʌm.ɚ/

(noun) yeni gelen, acemi

Örnek:

The village welcomed the newcomers with open arms.
Köy, yeni gelenleri kucak açarak karşıladı.

part-time

/ˌpɑːrtˈtaɪm/

(adjective) yarı zamanlı;

(adverb) yarı zamanlı

Örnek:

She works part-time at the local library.
Yerel kütüphanede yarı zamanlı çalışıyor.

previous job

/ˈpriː.vi.əs dʒɑːb/

(collocation) önceki iş, eski iş

Örnek:

In my previous job, I was responsible for marketing.
Önceki işimde pazarlamadan sorumluydum.

secretary

/ˈsek.rə.ter.i/

(noun) sekreter, bakan

Örnek:

My secretary handles all my appointments and correspondence.
Sekreterim tüm randevularımı ve yazışmalarımı halleder.

send in

/send ɪn/

(phrasal verb) göndermek, iletmek

Örnek:

Please send in your applications by Friday.
Lütfen başvurularınızı Cuma gününe kadar gönderin.

tidy

/ˈtaɪ.di/

(adjective) düzenli, derli toplu;

(verb) toplamak, düzenlemek

Örnek:

Her room is always very tidy.
Odası her zaman çok düzenli.

trainee

/ˌtreɪˈniː/

(noun) stajyer, eğitim gören

Örnek:

The new trainee is learning quickly.
Yeni stajyer hızla öğreniyor.

apply for

/əˈplaɪ fɔr/

(phrasal verb) başvurmak, talep etmek

Örnek:

She decided to apply for the marketing position.
Pazarlama pozisyonuna başvurmaya karar verdi.

aptitude

/ˈæp.tə.tuːd/

(noun) yetenek, kabiliyet, beceri

Örnek:

She showed a remarkable aptitude for learning languages.
Dil öğrenmeye karşı olağanüstü bir yeteneği vardı.

be admitted to

/bi ədˈmɪtɪd tuː/

(phrase) kabul edilmek, giriş izni verilmek, hastaneye yatırılmak

Örnek:

She hopes to be admitted to a top university.
Üst düzey bir üniversiteye kabul edilmeyi umuyor.

be advised to do

/bi ədˈvaɪzd tu du/

(phrase) yapması tavsiye edilmek, yapması önerilmek

Örnek:

Passengers are advised to do their check-in online to save time.
Yolculara zaman kazanmak için online check-in yapmaları tavsiye edilir.

criteria

/kraɪˈtɪriə/

(plural noun) kriterler, ölçütler

Örnek:

What are the criteria for selecting the best candidate?
En iyi adayı seçmek için kriterler nelerdir?

decade

/ˈdek.eɪd/

(noun) onyıl, on yıl

Örnek:

The 1990s was a memorable decade for music.
1990'lar müzik için unutulmaz bir onyıldı.

employ

/ɪmˈplɔɪ/

(verb) istihdam etmek, çalıştırmak, kullanmak

Örnek:

The company decided to employ more staff to handle the increased workload.
Şirket, artan iş yükünü karşılamak için daha fazla personel istihdam etmeye karar verdi.

insufficient

/ˌɪn.səˈfɪʃ.ənt/

(adjective) yetersiz, eksik

Örnek:

There was insufficient evidence to convict him.
Onu mahkum etmek için yetersiz kanıt vardı.

minimum

/ˈmɪn.ə.məm/

(noun) minimum, en az;

(adjective) minimum, en düşük

Örnek:

The minimum age for voting is 18.
Oy kullanma minimum yaşı 18'dir.

party

/ˈpɑːr.t̬i/

(noun) parti, eğlence, grup;

(verb) parti yapmak, eğlenmek

Örnek:

We're having a birthday party for my sister.
Kız kardeşim için bir doğum günü partisi veriyoruz.

plentiful

/ˈplen.t̬ɪ.fəl/

(adjective) bol, bereketli, çok

Örnek:

Food was plentiful during the harvest season.
Hasat mevsiminde yiyecek boldu.

profession

/prəˈfeʃ.ən/

(noun) meslek, uzmanlık, beyan

Örnek:

Teaching is a noble profession.
Öğretmenlik asil bir meslektir.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren