Avatar of Vocabulary Set Edebiyat

TOEFL için Temel Kelime Bilgisi İçinde Edebiyat Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'TOEFL için Temel Kelime Bilgisi' içinde 'Edebiyat' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

literary

/ˈlɪt̬.ə.rer.i/

(adjective) edebi, sanatlı

Örnek:

She has a deep interest in literary criticism.
Edebiyat eleştirisine derin bir ilgisi var.

anecdote

/ˈæn.ɪk.doʊt/

(noun) anekdot, kısa hikaye

Örnek:

He shared a funny anecdote about his first day at work.
İşindeki ilk günü hakkında komik bir anekdot paylaştı.

prose

/proʊz/

(noun) nesir;

(verb) sıkıcı konuşmak, nesirle konuşmak

Örnek:

She writes beautiful prose.
Güzel nesir yazıyor.

passage

/ˈpæs.ɪdʒ/

(noun) geçit, koridor, pasaj

Örnek:

The secret passage led to a hidden room.
Gizli geçit gizli bir odaya çıkıyordu.

rhyme

/raɪm/

(noun) kafiye, uyak;

(verb) kafiyelemek, uyaklamak

Örnek:

The poem used a simple AABB rhyme scheme.
Şiir basit bir AABB kafiye şeması kullandı.

storyline

/ˈstɔːr.i.laɪn/

(noun) konu, hikaye örgüsü

Örnek:

The movie had a compelling storyline that kept me engaged.
Filmin sürükleyici bir konusu vardı ve beni içine çekti.

tale

/teɪl/

(noun) hikaye, masal, yalan

Örnek:

She told a fascinating tale of her travels.
Seyahatlerinin büyüleyici bir hikayesini anlattı.

volume

/ˈvɑːl.juːm/

(noun) hacim, kapasite, ses

Örnek:

The volume of the box is 10 cubic meters.
Kutunun hacmi 10 metreküptür.

publication

/ˌpʌb.ləˈkeɪ.ʃən/

(noun) yayımlama, basım, yayın

Örnek:

The publication of her first novel was a major event.
İlk romanının yayımlanması büyük bir olaydı.

playwright

/ˈpleɪ.raɪt/

(noun) oyun yazarı, dramaturg

Örnek:

William Shakespeare is a famous playwright.
William Shakespeare ünlü bir oyun yazarıdır.

poetic

/poʊˈet̬.ɪk/

(adjective) şiirsel, hayal gücü yüksek, duyarlı

Örnek:

His writing has a very poetic quality.
Yazılarının çok şiirsel bir kalitesi var.

myth

/mɪθ/

(noun) mit, efsane, yanlış inanış

Örnek:

The ancient Greeks had many myths about their gods and goddesses.
Antik Yunanlıların tanrıları ve tanrıçaları hakkında birçok miti vardı.

mythical

/ˈmɪθ.ɪ.kəl/

(adjective) mitolojik, efsanevi, mitlere dayalı

Örnek:

Dragons are mythical creatures.
Ejderhalar mitolojik yaratıklardır.

fiction

/ˈfɪk.ʃən/

(noun) kurgu, edebi kurgu, uydurma

Örnek:

She prefers reading fiction to non-fiction.
Kurgu dışı yerine kurgu okumayı tercih ediyor.

plot

/plɑːt/

(noun) komplo, entrika, konu;

(verb) komplo kurmak, planlamak, çizmek

Örnek:

The police uncovered a plot to overthrow the government.
Polis, hükümeti devirme planını ortaya çıkardı.

legend

/ˈledʒ.ənd/

(noun) efsane, rivayet, ikon

Örnek:

The legend of King Arthur is well-known.
Kral Arthur efsanesi iyi bilinir.

romance

/roʊˈmæns/

(noun) romantizm, aşk, romantik roman;

(verb) romantize etmek, kur yapmak

Örnek:

Their relationship was full of romance.
İlişkileri romantizm doluydu.

tragic

/ˈtrædʒ.ɪk/

(adjective) trajik, üzücü

Örnek:

The news of the accident was truly tragic.
Kaza haberi gerçekten trajikti.

symbolic

/sɪmˈbɑː.lɪk/

(adjective) sembolik

Örnek:

The dove is symbolic of peace.
Güvercin barışın sembolüdür.

author

/ˈɑː.θɚ/

(noun) yazar, müellif;

(verb) yazmak, kaleme almak

Örnek:

She is the author of three best-selling novels.
Üç çok satan romanın yazarıdır.

biography

/baɪˈɑː.ɡrə.fi/

(noun) biyografi, yaşam öyküsü

Örnek:

She is writing a biography of a famous artist.
Ünlü bir sanatçının biyografisini yazıyor.

autobiography

/ˌɑː.t̬ə.baɪˈɑː.ɡrə.fi/

(noun) otobiyografi

Örnek:

She decided to write her autobiography after retiring from her long career.
Uzun kariyerinden emekli olduktan sonra otobiyografisini yazmaya karar verdi.

depict

/dɪˈpɪkt/

(verb) tasvir etmek, resmetmek, betimlemek

Örnek:

The artist chose to depict the city at dawn.
Sanatçı, şehri şafakta tasvir etmeyi seçti.

metaphor

/ˈmet̬.ə.fɔːr/

(noun) metafor, eğretileme

Örnek:

The phrase 'drowning in debt' is a common metaphor.
'Borç içinde yüzmek' ifadesi yaygın bir metafordur.

narration

/nerˈeɪ.ʃən/

(noun) anlatım, hikaye etme, seslendirme

Örnek:

The documentary used a clear and concise narration to explain complex topics.
Belgesel, karmaşık konuları açıklamak için net ve özlü bir anlatım kullandı.

moving

/ˈmuː.vɪŋ/

(adjective) duygusal, etkileyici, hareketli;

(noun) hareket, taşınma, yer değiştirme

Örnek:

It was a very moving speech.
Çok duygusal bir konuşmaydı.

illustrate

/ˈɪl.ə.streɪt/

(verb) açıklamak, örneklemek, resimlemek

Örnek:

The speaker used a diagram to illustrate his point.
Konuşmacı, fikrini açıklamak için bir diyagram kullandı.

compose

/kəmˈpoʊz/

(verb) bestelemek, yazmak, oluşturmak

Örnek:

He spent years composing his first symphony.
İlk senfonisini bestelerken yıllarını harcadı.

draft

/dræft/

(noun) taslak, konsept, hava akımı;

(verb) taslak hazırlamak, kaleme almak, seçmek

Örnek:

She submitted the first draft of her novel to her editor.
Romanının ilk taslağını editörüne sundu.

bestseller

/ˌbestˈsel.ɚ/

(noun) çok satan, bestseller

Örnek:

Her latest novel quickly became a bestseller.
Son romanı hızla çok satan oldu.

comic

/ˈkɑː.mɪk/

(noun) komedyen, mizahçı, çizgi roman;

(adjective) komik, güldürücü

Örnek:

The comic had the audience in stitches with his hilarious routine.
Komedyen, komik gösterisiyle seyirciyi kahkahalara boğdu.

comic strip

/ˈkɑː.mɪk ˌstrɪp/

(noun) çizgi roman, karikatür

Örnek:

My favorite part of the Sunday newspaper is the comic strip section.
Pazar gazetesinin en sevdiğim kısmı çizgi roman bölümüdür.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren