Avatar of Vocabulary Set İletişim

TOEFL için Gelişmiş Kelime Bilgisi İçinde İletişim Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'TOEFL için Gelişmiş Kelime Bilgisi' içinde 'İletişim' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

ADSL

/ˌeɪ.diː.esˈel/

(abbreviation) ADSL, Asimetrik Sayısal Abone Hattı

Örnek:

Our internet connection uses ADSL.
İnternet bağlantımız ADSL kullanıyor.

carrier

/ˈker.i.ɚ/

(noun) taşıyıcı, nakliyeci, operatör

Örnek:

The mail carrier delivered the package.
Posta taşıyıcısı paketi teslim etti.

area code

/ˈer.i.ə ˌkoʊd/

(noun) alan kodu

Örnek:

Please dial the area code before the seven-digit number.
Lütfen yedi haneli numaradan önce alan kodunu çevirin.

extension

/ɪkˈsten.ʃən/

(noun) uzatma, genişletme, eklenti

Örnek:

The company announced an extension of its warranty period.
Şirket garanti süresinin uzatıldığını duyurdu.

caller ID

/ˈkɔːl.ər ˌaɪˈdiː/

(noun) arayan kimliği, numara gösterimi

Örnek:

My phone has caller ID, so I can see who's calling before I answer.
Telefonumda arayan kimliği var, bu yüzden cevaplamadan önce kimin aradığını görebiliyorum.

call waiting

/ˈkɑːl ˌweɪ.tɪŋ/

(noun) çağrı bekletme, çağrı bekletme hizmeti

Örnek:

I missed your call because I don't have call waiting.
Çağrı bekletme özelliğim olmadığı için aramanı kaçırdım.

domain

/doʊˈmeɪn/

(noun) alan, toprak, saha

Örnek:

The king's domain extended across several kingdoms.
Kralın toprakları birkaç krallığı kapsıyordu.

html

/ˌeɪtʃ.tiː.emˈel/

(abbreviation) HTML, Hiper Metin İşaretleme Dili

Örnek:

I'm learning to code in HTML to build websites.
Web siteleri oluşturmak için HTML kodlamayı öğreniyorum.

EMS

/ˌiː.emˈes/

(noun) em (tipografi birimi)

Örnek:

The designer set the indentation to two ems for better readability.
Tasarımcı, daha iyi okunabilirlik için girintiyi iki em olarak ayarladı.

hypertext

/ˈhaɪ.pɚ.tekst/

(noun) köprü metni

Örnek:

The document uses hypertext links to connect to other relevant pages.
Belge, diğer ilgili sayfalara bağlanmak için köprü metni bağlantılarını kullanır.

IP address

/ˌaɪˈpiː ˈædres/

(noun) IP adresi

Örnek:

Every device connected to the internet has an IP address.
İnternete bağlı her cihazın bir IP adresi vardır.

Internet service provider

/ˈɪntərˌnɛt ˈsɜrvɪs prəˈvaɪdər/

(noun) İnternet servis sağlayıcısı, ISS

Örnek:

I need to call my Internet service provider because my Wi-Fi isn't working.
Wi-Fi'm çalışmadığı için İnternet servis sağlayıcımı aramalıyım.

hotspot

/ˈhɑːt.spɑːt/

(noun) uğrak yeri, sıcak nokta, Wi-Fi hotspot

Örnek:

The city center is a hotspot for tourists.
Şehir merkezi turistler için bir uğrak yeridir.

MMS

/ˌem.emˈes/

(abbreviation) MMS, Multimedya Mesaj Servisi

Örnek:

I sent her an MMS with the photo of the new car.
Ona yeni arabanın fotoğrafıyla bir MMS gönderdim.

SMS

/ˌes.emˈes/

(noun) SMS, kısa mesaj;

(verb) SMS atmak, mesaj göndermek

Örnek:

I'll send you an SMS with the details.
Sana detayları SMS ile göndereceğim.

telegraph

/ˈtel.ə.ɡræf/

(noun) telgraf;

(verb) telgraf çekmek, ele vermek, belli etmek

Örnek:

The news was sent by telegraph.
Haber telgrafla gönderildi.

intercom

/ˈɪn.t̬ɚ.kɑːm/

(noun) interkom, dahili telefon

Örnek:

Please use the intercom to announce visitors.
Ziyaretçileri duyurmak için lütfen interkomu kullanın.

teleconference

/ˈtel.əˌkɑːn.fɚ.əns/

(noun) telekonferans;

(verb) telekonferans yapmak

Örnek:

We held a teleconference with our team in London.
Londra'daki ekibimizle bir telekonferans düzenledik.

payphone

/ˈpeɪ.foʊn/

(noun) jetonlu telefon, kontörlü telefon

Örnek:

I had to use a payphone because my cell phone battery died.
Cep telefonumun şarjı bittiği için bir jetonlu telefon kullanmak zorunda kaldım.

ad blocker

/ˈæd ˌblɑːk.ər/

(noun) reklam engelleyici, ad blocker

Örnek:

I installed an ad blocker to stop annoying pop-ups.
Can sıkıcı açılır pencereleri durdurmak için bir reklam engelleyici kurdum.

cookie

/ˈkʊk.i/

(noun) kurabiye, çerez

Örnek:

She baked a fresh batch of chocolate chip cookies.
Yeni bir parti çikolatalı kurabiye pişirdi.

bounce

/baʊns/

(verb) sekme, zıplama, zıplamak;

(noun) sekme, zıplama, artış

Örnek:

The ball bounced off the wall.
Top duvardan sekti.

ping

/pɪŋ/

(noun) ping, çınlama, ağ sinyali;

(verb) çınlamak, ping sesi çıkarmak, pinglemek

Örnek:

The microwave made a loud ping when the food was ready.
Yemek hazır olduğunda mikrodalga fırın yüksek bir ping sesi çıkardı.

carbon copy

/ˈkɑːr.bən ˈkɑː.pi/

(noun) karbon kopya, suret, tıpatıp aynısı

Örnek:

Please make a carbon copy of this invoice for our records.
Lütfen bu faturanın kayıtlarımız için bir karbon kopyasını çıkarın.

ego-surfing

/ˈiːɡoʊˌsɜːrfɪŋ/

(noun) ego-sörfü, kendi adını internette arama;

(verb) ego-sörfü, kendi adını internette arama

Örnek:

He spends hours every day ego-surfing to see what people are saying about him.
Her gün saatlerce ego-sörfü yaparak insanların kendisi hakkında ne söylediğini araştırıyor.

handle

/ˈhæn.dəl/

(noun) sap, kulp;

(verb) idare etmek, ele almak

Örnek:

The cup has a broken handle.
Bardağın kırık bir sapı var.

hashtag

/ˈhæʃ.tæɡ/

(noun) etiket, hashtag;

(verb) etiketlemek, hashtaglemek

Örnek:

She used the hashtag #travel to categorize her vacation photos.
Tatil fotoğraflarını kategorize etmek için #seyahat etiketini kullandı.

mailing list

/ˈmeɪlɪŋ lɪst/

(noun) e-posta listesi, posta listesi

Örnek:

Please add my name to your mailing list for future updates.
Gelecekteki güncellemeler için lütfen adımı e-posta listenize ekleyin.

hotline

/ˈhɑːt.laɪn/

(noun) hat, telefon hattı

Örnek:

The crisis hotline is available 24/7.
Kriz hattı 7/24 hizmet vermektedir.

spammer

/ˈspæm.ɚ/

(noun) spam gönderen

Örnek:

My inbox is full of messages from spammers.
Gelen kutum spam gönderenlerden gelen mesajlarla dolu.

troll

/troʊl/

(noun) trol, internet provokatörü;

(verb) trollemek, provoke etmek

Örnek:

The children read a story about a friendly troll who lived in the forest.
Çocuklar ormanda yaşayan dost canlısı bir trol hakkında bir hikaye okudu.

lurk

/lɝːk/

(verb) pusuda beklemek, gizlenmek

Örnek:

A dangerous predator might lurk in the shadows.
Tehlikeli bir yırtıcı gölgelerde pusuda bekleyebilir.

spoofing

/ˈspuːfɪŋ/

(noun) sahtekarlık, taklit, parodi

Örnek:

Email spoofing is a common tactic used in phishing attacks.
E-posta sahtekarlığı, kimlik avı saldırılarında kullanılan yaygın bir taktiktir.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren