Avatar of Vocabulary Set Mimarlık

TOEFL için Gelişmiş Kelime Bilgisi İçinde Mimarlık Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'TOEFL için Gelişmiş Kelime Bilgisi' içinde 'Mimarlık' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

architecture

/ˈɑːr.kə.tek.tʃɚ/

(noun) mimarlık, mimari, yapı

Örnek:

She studied architecture at university.
Üniversitede mimarlık okudu.

architectural

/ˌɑːr.kəˈtek.tʃɚ.əl/

(adjective) mimari

Örnek:

The city is known for its stunning architectural designs.
Şehir, çarpıcı mimari tasarımlarıyla tanınır.

cement

/səˈment/

(noun) çimento, yapıştırıcı, tutkal;

(verb) çimentolamak, sabitlemek, sağlamlaştırmak

Örnek:

The workers mixed sand, gravel, and cement to make concrete.
İşçiler beton yapmak için kum, çakıl ve çimento karıştırdı.

lumber

/ˈlʌm.bɚ/

(noun) kereste, tomruk;

(verb) ağır ağır ilerlemek, hantalca yürümek

Örnek:

We need to buy more lumber for the construction project.
İnşaat projesi için daha fazla kereste almamız gerekiyor.

mortar

/ˈmɔːr.tɚ/

(noun) harç, havan topu, havan;

(verb) harçla birleştirmek, harçlamak

Örnek:

The bricklayer applied fresh mortar between the bricks.
Duvarcı, tuğlaların arasına taze harç sürdü.

plaster

/ˈplæs.tɚ/

(noun) sıva, alçı, yara bandı;

(verb) sıvamak, alçılamak, yara bandı yapıştırmak

Örnek:

The old house had crumbling plaster on its walls.
Eski evin duvarlarında dökülen sıva vardı.

beam

/biːm/

(noun) kiriş, direk, ışın;

(verb) gülümsemek, ışıldamak, ışınlamak

Örnek:

The old house had exposed wooden beams.
Eski evin açıkta ahşap kirişleri vardı.

scaffolding

/ˈskæf.əl.dɪŋ/

(noun) iskele, iskeleler, destek

Örnek:

The workers erected scaffolding around the old church for repairs.
İşçiler eski kilisenin etrafına tamirat için iskele kurdu.

reinforce

/ˌriː.ɪnˈfɔːrs/

(verb) güçlendirmek, takviye etmek, desteklemek

Örnek:

The builders will reinforce the concrete with steel bars.
İnşaatçılar betonu çelik çubuklarla güçlendirecek.

renovate

/ˈren.ə.veɪt/

(verb) yenilemek, restore etmek

Örnek:

They decided to renovate their old house.
Eski evlerini yenilemeye karar verdiler.

foundation

/faʊnˈdeɪ.ʃən/

(noun) temel, kuruluş, prensip

Örnek:

The house has a strong concrete foundation.
Evin güçlü bir beton temeli var.

erect

/ɪˈrekt/

(adjective) dik, düz;

(verb) dikmek, kurmak

Örnek:

The soldier stood erect at attention.
Asker dikkat pozisyonunda dik duruyordu.

blueprint

/ˈbluː.prɪnt/

(noun) plan, taslak, model;

(verb) planlamak, tasarlamak

Örnek:

The architect presented the blueprint for the new building.
Mimar, yeni bina için planı sundu.

crumble

/ˈkrʌm.bəl/

(verb) ufalanmak, parçalanmak, çökmek;

(noun) crumble

Örnek:

The old wall began to crumble.
Eski duvar ufalanmaya başladı.

demolish

/dɪˈmɑː.lɪʃ/

(verb) yıkmak, harap etmek, ezmek

Örnek:

The old factory was demolished to make way for new apartments.
Eski fabrika yeni dairelere yer açmak için yıkıldı.

wrecking ball

/ˈrek.ɪŋ ˌbɔːl/

(noun) yıkım topu

Örnek:

The old factory was brought down by a wrecking ball.
Eski fabrika bir yıkım topu ile yıkıldı.

bulldozer

/ˈbʊlˌdoʊ.zɚ/

(noun) buldozer;

(verb) buldozerle yıkmak, buldozerle düzlemek

Örnek:

The construction crew used a bulldozer to clear the site.
İnşaat ekibi alanı temizlemek için bir buldozer kullandı.

facade

/fəˈsɑːd/

(noun) cephe, dış görünüş, maske

Örnek:

The grand facade of the opera house was illuminated at night.
Opera binasının görkemli cephesi gece aydınlatıldı.

masonry

/ˈmeɪ.sən.ri/

(noun) duvarcılık, taş işçiliği, duvar işi

Örnek:

The old church was built with skilled masonry.
Eski kilise ustaca duvarcılık ile inşa edildi.

arch

/ɑːrtʃ/

(noun) kemer, tak, ayak kemeri;

(verb) kemer yapmak, kavis vermek;

(adjective) kurnaz, alaycı, oynak

Örnek:

The bridge has a beautiful stone arch.
Köprünün güzel bir taş kemeri var.

penthouse

/ˈpent.haʊs/

(noun) çatı katı, penthouse

Örnek:

They bought a luxurious penthouse with panoramic city views.
Şehir manzaralı lüks bir çatı katı daire satın aldılar.

dome

/doʊm/

(noun) kubbe, yuvarlak yapı;

(verb) kubbe ile örtmek, kubbe şekli vermek

Örnek:

The cathedral is topped with a magnificent dome.
Katedralin tepesinde muhteşem bir kubbe var.

chamber

/ˈtʃeɪm.bɚ/

(noun) oda, salon, özel oda;

(verb) fişek yatağına sürmek, doldurmak

Örnek:

The city council meets in the main chamber.
Belediye meclisi ana salonda toplanır.

terrace

/ˈter.əs/

(noun) teras, sıra ev, bitişik nizam evler;

(verb) teraslamak, sekili arazi yapmak

Örnek:

We had breakfast on the sunny terrace.
Güneşli terasda kahvaltı yaptık.

cabana

/kəˈbæn.ə/

(noun) kulübe, çardak

Örnek:

We rented a cabana for the day at the resort.
Tesiste bir günlüğüne bir kulübe kiraladık.

gazebo

/ɡəˈziː.boʊ/

(noun) kameriye, köşk

Örnek:

They enjoyed a picnic under the gazebo in the park.
Parktaki kameriyenin altında piknik yaptılar.

condominium

/ˌkɑːn.dəˈmɪn.i.əm/

(noun) apartman dairesi, kat mülkiyeti

Örnek:

They bought a new condominium overlooking the ocean.
Okyanusa bakan yeni bir apartman dairesi satın aldılar.

arcade

/ɑːrˈkeɪd/

(noun) arkad, revak, oyun salonu

Örnek:

The old market had a beautiful stone arcade.
Eski pazarın güzel bir taş arkadı vardı.

auditorium

/ˌɑː.dəˈtɔːr.i.əm/

(noun) oditoryum, konferans salonu, seyirci salonu

Örnek:

The school's new auditorium can seat over 500 people.
Okulun yeni oditoryumu 500'den fazla kişiyi ağırlayabilir.

amphitheater

/ˈæm.fəˌθiː.ə.t̬ɚ/

(noun) amfitiyatro, doğal amfitiyatro, çanak

Örnek:

The ancient Roman amphitheater could hold thousands of spectators.
Antik Roma amfitiyatrosu binlerce seyirci alabiliyordu.

high-rise

/ˈhaɪ.raɪz/

(noun) yüksek bina, gökdelen;

(adjective) yüksek katlı, çok katlı

Örnek:

The city skyline is dominated by modern high-rise buildings.
Şehir silüeti modern yüksek binalar tarafından domine edilmektedir.

gothic

/ˈɡɑː.θɪk/

(adjective) Gotik;

(noun) Got, Gotik

Örnek:

The historian specialized in ancient Gothic tribes.
Tarihçi, eski Gotik kabileler konusunda uzmandı.

baroque

/bəˈroʊk/

(adjective) barok, süslü;

(noun) Barok

Örnek:

The palace was built in the Baroque style, with elaborate carvings and gold leaf.
Saray, detaylı oymalar ve altın varaklarla Barok tarzında inşa edildi.

colonial

/kəˈloʊ.ni.əl/

(adjective) sömürge, kolonyal

Örnek:

The country gained independence from colonial rule.
Ülke sömürge yönetiminden bağımsızlığını kazandı.

Victorian

/vɪkˈtɔːr.i.ən/

(adjective) Victoria dönemine ait, tutucu;

(noun) Victoria dönemi insanı

Örnek:

The house was built in the Victorian era.
Ev Victoria döneminde inşa edildi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren