Avatar of Vocabulary Set Zooloji

SAT Fen Bilimleri Kelime Bilgisi İçinde Zooloji Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'SAT Fen Bilimleri Kelime Bilgisi' içinde 'Zooloji' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

entomologist

/ˌen.t̬əˈmɑː.lə.dʒɪst/

(noun) entomolog, böcek bilimci

Örnek:

The entomologist spent years researching the behavior of ants.
Entomolog, karıncaların davranışlarını araştırmak için yıllarını harcadı.

ornithologist

/ˌɔːr.nəˈθɑː.lə.dʒɪst/

(noun) ornitolog, kuş bilimci

Örnek:

The renowned ornithologist presented his findings on migratory patterns.
Ünlü ornitolog, göç modelleri hakkındaki bulgularını sundu.

hatch

/hætʃ/

(verb) yumurtadan çıkmak, kuluçkaya yatırmak, planlamak;

(noun) kapak, ambar kapağı

Örnek:

The chicks will hatch in a few days.
Civcivler birkaç gün içinde yumurtadan çıkacak.

incubate

/ˈɪŋ.kjə.beɪt/

(verb) kuluçkaya yatırmak, inkübe etmek, geliştirmek

Örnek:

The hen will incubate her eggs for 21 days.
Tavuk yumurtalarını 21 gün boyunca kuluçkaya yatıracak.

migratory

/ˈmaɪ.ɡrə.tɔːr.i/

(adjective) göçmen, göç eden, yer değiştiren

Örnek:

Migratory birds fly south for the winter.
Göçmen kuşlar kış için güneye uçar.

larval

/ˈlɑːr.vəl/

(adjective) larva, larvaya ait

Örnek:

The scientists studied the larval stage of the butterfly.
Bilim insanları kelebeğin larva aşamasını inceledi.

pupate

/ˈpjuː.peɪt/

(verb) pupa olmak, pupa evresine girmek

Örnek:

The larvae will pupate in the soil for several weeks.
Larvalar birkaç hafta boyunca toprakta pupa evresine girecek.

invertebrate

/ɪnˈvɝː.t̬ə.brət/

(noun) omurgasız;

(adjective) omurgasız

Örnek:

Worms are common examples of invertebrates.
Solucanlar omurgasızların yaygın örnekleridir.

marine

/məˈriːn/

(adjective) deniz, denizcilik, gemicilik;

(noun) deniz piyadesi, bahriyeli

Örnek:

The scientist studies marine life.
Bilim insanı deniz yaşamını inceliyor.

feline

/ˈfiː.laɪn/

(adjective) kediye ait, kedigillerden, kedi gibi;

(noun) kedi, kedigillerden hayvan

Örnek:

The veterinarian specializes in feline diseases.
Veteriner hekim kedi hastalıkları konusunda uzmandır.

primate

/ˈpraɪ.meɪt/

(noun) primat, başpiskopos

Örnek:

Chimpanzees are fascinating primates.
Şempanzeler büyüleyici primatlardır.

mammal

/ˈmæm.əl/

(noun) memeli

Örnek:

Humans are mammals.
İnsanlar memelidir.

amphibian

/æmˈfɪb.i.ən/

(noun) amfibi, iki yaşamlı;

(adjective) amfibi, iki yaşamlı

Örnek:

Frogs are a common type of amphibian.
Kurbağalar yaygın bir amfibi türüdür.

rodent

/ˈroʊ.dənt/

(noun) kemirgen

Örnek:

The house was infested with rodents, so they called an exterminator.
Ev kemirgenlerle doluydu, bu yüzden bir ilaçlayıcı çağırdılar.

reptile

/ˈrep.taɪl/

(noun) sürüngen

Örnek:

Snakes are fascinating reptiles.
Yılanlar büyüleyici sürüngenlerdir.

arachnid

/əˈræk.nɪd/

(noun) araknid

Örnek:

Spiders, scorpions, ticks, and mites are all types of arachnids.
Örümcekler, akrepler, keneler ve akarların hepsi araknid türleridir.

monotreme

/ˈmɑːn.ə.triːm/

(noun) tek delikli memeli

Örnek:

The platypus is a fascinating example of a monotreme.
Ornitorenk, tek delikli memelilerin büyüleyici bir örneğidir.

waterfowl

/ˈwɑː.t̬ɚ.faʊl/

(noun) su kuşu, su kuşları

Örnek:

The lake is a sanctuary for various types of waterfowl.
Göl, çeşitli su kuşları için bir sığınaktır.

mollusk

/ˈmɑː.ləsk/

(noun) yumuşakça

Örnek:

Snails are a common type of mollusk found in gardens.
Salyangozlar bahçelerde bulunan yaygın bir yumuşakça türüdür.

ungulate

/ˈʌŋ.ɡjə.lət/

(noun) toynaklı, toynaklı memeli;

(adjective) toynaklı

Örnek:

Deer and elk are common ungulates found in this national park.
Geyik ve sığın, bu milli parkta bulunan yaygın toynaklı hayvanlardır.

nematode

/ˈnemətoʊd/

(noun) nematod, yuvarlak solucan

Örnek:

The soil sample contained several types of nematodes.
Toprak örneği çeşitli nematod türleri içeriyordu.

seabird

/ˈsiː.bɝːd/

(noun) deniz kuşu

Örnek:

We watched the seabirds soaring above the cliffs.
Deniz kuşlarının kayalıkların üzerinde süzülüşünü izledik.

oyster

/ˈɔɪ.stɚ/

(noun) istiridye

Örnek:

She ordered a dozen fresh oysters on the half shell.
Yarım kabukta bir düzine taze istiridye sipariş etti.

crustacean

/krʌsˈteɪ.ʃən/

(noun) kabuklu deniz ürünü

Örnek:

Lobsters and crabs are common types of crustaceans.
Istakozlar ve yengeçler yaygın kabuklu deniz ürünleri türleridir.

arthropod

/ˈɑːr.θrə.pɑːd/

(noun) eklembacaklı

Örnek:

Spiders, insects, and crustaceans are all types of arthropods.
Örümcekler, böcekler ve kabukluların hepsi eklembacaklı türleridir.

magpie

/ˈmæɡ.paɪ/

(noun) saksağan, saksağan (mecazi), geveze

Örnek:

A magpie flew down and snatched the shiny button from the ground.
Bir saksağan aşağı uçtu ve parlak düğmeyi yerden kaptı.

locust

/ˈloʊ.kəst/

(noun) çekirge, akasya, yalancı akasya

Örnek:

A swarm of locusts descended upon the fields, devouring everything in their path.
Bir çekirge sürüsü tarlalara indi, yollarındaki her şeyi yiyip bitirdi.

simian

/ˈsɪm.i.ən/

(adjective) maymunsu, primat;

(noun) maymun, primat

Örnek:

The scientist studied the simian behavior in the primate enclosure.
Bilim insanı primat kafesindeki maymunsu davranışı inceledi.

macaque

/məˈkɑːk/

(noun) makak

Örnek:

The macaque swung gracefully through the trees.
Makak ağaçlar arasında zarifçe sallandı.

barnacle

/ˈbɑːr.nə.kəl/

(noun) barna, deniz palamudu

Örnek:

The ship's hull was covered in barnacles.
Geminin gövdesi barnalarla kaplıydı.

hominid

/ˈhɑː.mɪ.nɪd/

(noun) hominid, insansı

Örnek:

Early hominids walked upright.
Erken hominidler dik yürüdü.

echidna

/iːˈkɪd.nə/

(noun) ekidne, dikenli karıncayiyen

Örnek:

The echidna uses its long, sticky tongue to catch ants and termites.
Ekidne, uzun, yapışkan dilini karınca ve termitleri yakalamak için kullanır.

beaver

/ˈbiː.vɚ/

(noun) kunduz, kunduz kürkü;

(verb) çok çalışmak, gayret etmek

Örnek:

The beaver gnawed down the tree to build its dam.
Kunduz barajını inşa etmek için ağacı kemirdi.

orca

/ˈɔːr.kə/

(noun) orka, katil balina

Örnek:

The orca breached majestically out of the water.
Orka görkemli bir şekilde sudan fırladı.

canine

/ˈkeɪ.naɪn/

(adjective) köpeksi, köpeklerle ilgili;

(noun) köpekgil, köpek, köpek dişi

Örnek:

The veterinarian specializes in canine health.
Veteriner hekim köpek sağlığı konusunda uzmandır.

plover

/ˈplʌv.ɚ/

(noun) yağmurcun

Örnek:

We spotted a small plover foraging along the shoreline.
Sahil boyunca yiyecek arayan küçük bir yağmurcun gördük.

quail

/kweɪl/

(noun) bıldırcın;

(verb) ürkmek, geri adım atmak

Örnek:

We saw a covey of quail near the stream.
Dere kenarında bir sürü bıldırcın gördük.

sea urchin

/ˈsiː ˌɝː.tʃɪn/

(noun) deniz kestanesi

Örnek:

Be careful not to step on a sea urchin when walking on the beach.
Sahilde yürürken deniz kestanesine basmamaya dikkat et.

skunk

/skʌŋk/

(noun) kokarca, alçak, şerefsiz;

(verb) sıfırlamak, ezici bir şekilde yenmek

Örnek:

We saw a skunk near our campsite last night.
Dün gece kamp alanımızın yakınında bir kokarca gördük.

humpback whale

/ˈhʌmp.bæk ˌweɪl/

(noun) kambur balina

Örnek:

We saw a magnificent humpback whale breaching near the coast.
Sahile yakın bir yerde muhteşem bir kambur balinanın sıçradığını gördük.

porcupine

/ˈpɔːr.kjə.paɪn/

(noun) kirpi

Örnek:

The dog yelped after getting too close to the porcupine.
Köpek, kirpiye çok yaklaşınca inledi.

palomino

/ˌpæl.əˈmiː.noʊ/

(noun) palomino;

(adjective) palomino

Örnek:

The cowboy rode a beautiful palomino across the plains.
Kovboy, ovalar boyunca güzel bir palomino sürdü.

replete

/rɪˈpliːt/

(adjective) dolu, mevcut, tok

Örnek:

The book is replete with photographs and maps.
Kitap fotoğraflar ve haritalarla dolu.

quill

/kwɪl/

(noun) tüy, divit, diken

Örnek:

The artist used a bird's quill to draw fine lines.
Sanatçı ince çizgiler çizmek için bir kuşun tüyünü kullandı.

tentacle

/ˈten.t̬ə.kəl/

(noun) dokunaç, anten, uzantı

Örnek:

The octopus used its tentacles to grab the prey.
Ahtapot avını yakalamak için dokunaçlarını kullandı.

talon

/ˈtæl.ən/

(noun) pençe, tırnak

Örnek:

The eagle gripped its prey with sharp talons.
Kartal avını keskin pençeleriyle kavradı.

proboscis

/proʊˈbɑː.sɪs/

(noun) hortum, proboscis

Örnek:

The elephant used its proboscis to spray water over itself.
Fil, hortumunu kullanarak üzerine su püskürttü.

snout

/snaʊt/

(noun) burun, ağız, koca burun

Örnek:

The pig rooted around with its snout in the mud.
Domuz burnuyla çamurda eşelendi.

clamshell

/ˈklæm.ʃel/

(noun) istiridye kabuğu, kapaklı tasarım, istiridye kapak

Örnek:

The child found a beautiful clamshell on the beach.
Çocuk sahilde güzel bir istiridye kabuğu buldu.

appendage

/əˈpen.dɪdʒ/

(noun) eklenti, müştemilat, uzuv

Örnek:

The small committee was just an appendage to the main organization.
Küçük komite, ana organizasyonun sadece bir eklentisiydi.

metamorphosis

/ˌmet̬.əˈmɔːr.fə.sɪs/

(noun) başkalaşım, metamorfoz, dönüşüm

Örnek:

The caterpillar undergoes a metamorphosis to become a butterfly.
Tırtıl, kelebek olmak için bir başkalaşım geçirir.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren