Avatar of Vocabulary Set İncelemeler ve Eleştiriler

Matematik ve Mantık için SAT Kelime Bilgisi İçinde İncelemeler ve Eleştiriler Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Matematik ve Mantık için SAT Kelime Bilgisi' içinde 'İncelemeler ve Eleştiriler' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

weigh

/weɪ/

(verb) tartmak, ağırlığında olmak, değerlendirmek

Örnek:

The doctor will weigh the baby at the next check-up.
Doktor bir sonraki kontrolünde bebeği tartacak.

evaluate

/ɪˈvæl.ju.eɪt/

(verb) değerlendirmek, tahmin etmek, ölçmek

Örnek:

It's impossible to evaluate these results without knowing more about the research methods.
Araştırma yöntemleri hakkında daha fazla bilgi sahibi olmadan bu sonuçları değerlendirmek imkansızdır.

reappraise

/ˌriː.əˈpreɪz/

(verb) yeniden değerlendirmek, tekrar gözden geçirmek

Örnek:

The committee decided to reappraise the project's feasibility.
Komite, projenin fizibilitesini yeniden değerlendirmeye karar verdi.

assess

/əˈses/

(verb) değerlendirmek, tahmin etmek, belirlemek

Örnek:

The committee will assess the damage caused by the storm.
Komite, fırtınanın neden olduğu hasarı değerlendirecek.

disqualify

/dɪˈskwɑː.lə.faɪ/

(verb) diskalifiye etmek, men etmek

Örnek:

The athlete was disqualified from the race for doping.
Sporcu doping nedeniyle yarıştan diskalifiye edildi.

inferior

/ɪnˈfɪr.i.ɚ/

(adjective) daha düşük, aşağı, kalitesiz;

(noun) ast, daha düşük rütbeli

Örnek:

This product is inferior to the one we bought last time.
Bu ürün, geçen sefer aldığımızdan daha düşük kalitede.

tedious

/ˈtiː.di.əs/

(adjective) sıkıcı, usandırıcı, monoton

Örnek:

The work was tedious and repetitive.
İş sıkıcı ve tekrarlayıcıydı.

dismal

/ˈdɪz.məl/

(adjective) kasvetli, iç karartıcı, berbat

Örnek:

The team's performance was dismal, resulting in a heavy defeat.
Takımın performansı berbattı ve ağır bir mağlubiyetle sonuçlandı.

cataclysmic

/ˌkæt̬.əˈklɪz.mɪk/

(adjective) yıkıcı, feci

Örnek:

The cataclysmic floods destroyed thousands of homes.
Yıkıcı seller binlerce evi yok etti.

dire

/daɪr/

(adjective) vahim, korkunç, acil

Örnek:

The country is in dire need of aid.
Ülke acil yardıma muhtaç.

revolting

/rɪˈvoʊl.tɪŋ/

(adjective) iğrenç, tiksindirici;

(verb) ayaklanmak, tiksindirmek

Örnek:

The smell from the garbage was absolutely revolting.
Çöpten gelen koku kesinlikle iğrençti.

erroneous

/əˈroʊ.ni.əs/

(adjective) hatalı, yanlış

Örnek:

The decision was based on erroneous information.
Karar hatalı bilgilere dayanıyordu.

inefficient

/ˌɪn.ɪˈfɪʃ.ənt/

(adjective) verimsiz, etkisiz

Örnek:

The old machine was very inefficient and used too much power.
Eski makine çok verimsizdi ve çok fazla güç tüketiyordu.

improper

/ɪmˈprɑː.pɚ/

(adjective) uygunsuz, yakışıksız, yanlış

Örnek:

It's considered improper to wear a hat indoors during a formal event.
Resmi bir etkinlik sırasında içeride şapka takmak uygunsuz kabul edilir.

unfit

/ʌnˈfɪt/

(adjective) elverişsiz, uygunsuz, formsuz

Örnek:

The old building was declared unfit for human habitation.
Eski bina insan yaşamına elverişsiz ilan edildi.

pathetic

/pəˈθet̬.ɪk/

(adjective) acınası, dokunaklı, berbat

Örnek:

The stray dog looked so pathetic, shivering in the rain.
Sokak köpeği yağmurda titreyerek çok acınası görünüyordu.

adverse

/ædˈvɝːs/

(adjective) olumsuz, ters, zararlı

Örnek:

The company faced adverse economic conditions.
Şirket olumsuz ekonomik koşullarla karşılaştı.

nondescript

/ˈnɑːn.dɪ.skrɪpt/

(adjective) sıradan, belirgin olmayan, vasat

Örnek:

He lived in a nondescript house in the suburbs.
Banliyöde sıradan bir evde yaşıyordu.

disastrous

/dɪˈzæs.trəs/

(adjective) felaket, yıkıcı

Örnek:

The earthquake had a disastrous effect on the city.
Depremin şehir üzerinde felaket bir etkisi oldu.

egregious

/ɪˈɡriː.dʒəs/

(adjective) vahim, fahiş

Örnek:

It was an egregious error for a statesman to show such ignorance.
Bir devlet adamının bu kadar cehalet göstermesi vahim bir hataydı.

horrid

/ˈhɔːr.ɪd/

(adjective) berbat, korkunç, iğrenç

Örnek:

The weather has been absolutely horrid all week.
Hava tüm hafta boyunca kesinlikle berbattı.

unsavory

/ʌnˈseɪ.vɚ.i/

(adjective) tatsız, hoş olmayan, iğrenç

Örnek:

The restaurant served an unsavory dish that no one wanted to eat.
Restoran, kimsenin yemek istemediği tatsız bir yemek servis etti.

foul

/faʊl/

(adjective) kötü kokulu, kirli, iğrenç;

(noun) faul, kural ihlali;

(verb) faul yapmak, kural ihlali yapmak

Örnek:

The garbage had a foul odor.
Çöpün kötü bir kokusu vardı.

grotesque

/ɡroʊˈtesk/

(adjective) grotesk, çirkin, bozuk;

(noun) grotesk, çirkin yaratık

Örnek:

The gargoyles on the old cathedral were truly grotesque.
Eski katedraldeki gargoyles gerçekten groteskti.

shoddy

/ˈʃɑː.di/

(adjective) özensiz, kalitesiz, dandik

Örnek:

The repairs to the car were so shoddy that it broke down again within a week.
Arabanın tamirleri o kadar özensizdi ki bir hafta içinde tekrar bozuldu.

mundane

/mʌnˈdeɪn/

(adjective) sıradan, dünyevi, monoton

Örnek:

She found her daily routine to be quite mundane.
Günlük rutinini oldukça sıradan buldu.

dreary

/ˈdrɪr.i/

(adjective) kasvetli, sıkıcı, hüzünlü

Örnek:

The weather was cold and dreary.
Hava soğuk ve kasvetliydi.

filthy

/ˈfɪl.θi/

(adjective) kirli, pis, müstehcen

Örnek:

The kitchen was absolutely filthy after the party.
Partiden sonra mutfak kesinlikle kirliydi.

janky

/ˈdʒæŋ.ki/

(adjective) dandik, uyduruk, kalitesiz

Örnek:

I tried to use that janky old printer, but it jammed immediately.
O dandik eski yazıcıyı kullanmaya çalıştım ama hemen sıkıştı.

ghastly

/ˈɡæst.li/

(adjective) korkunç, berbat, solgun;

(adverb) korkunç bir şekilde, berbat bir şekilde

Örnek:

The accident was a ghastly sight.
Kaza korkunç bir manzaraydı.

vile

/vaɪl/

(adjective) iğrenç, kötü, alçak

Örnek:

The smell from the garbage was absolutely vile.
Çöpün kokusu kesinlikle iğrençti.

dull

/dʌl/

(adjective) sıkıcı, donuk, körelmiş;

(verb) köreltmek, azaltmak

Örnek:

The lecture was incredibly dull.
Ders inanılmaz derecede sıkıcıydı.

drab

/dræb/

(adjective) donuk, sıkıcı, renksiz;

(noun) boz renk, gri-kahverengi

Örnek:

The walls were painted a drab grey color.
Duvarlar donuk gri bir renge boyanmıştı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren