Avatar of Vocabulary Set Ses

Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7) İçinde Ses Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7)' içinde 'Ses' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

dulcet

/ˈdʌl.sət/

(adjective) tatlı, hoş

Örnek:

I was lulled to sleep by the dulcet tones of the cello.
Çellonun tatlı tonlarıyla uykuya daldım.

melodic

/məˈlɑː.dɪk/

(adjective) melodik

Örnek:

The song has a beautiful melodic line.
Şarkının güzel bir melodik çizgisi var.

harmonious

/hɑːrˈmoʊ.ni.əs/

(adjective) uyumlu, ahenkli

Örnek:

The colors in the painting are very harmonious.
Resimdeki renkler çok uyumlu.

thunderous

/ˈθʌn.dɚ.əs/

(adjective) gök gürültülü, gürleyen

Örnek:

The audience gave the performer a thunderous applause.
Seyirci sanatçıyı gök gürültüsü gibi alkışladı.

booming

/ˈbuː.mɪŋ/

(adjective) hızla gelişen, canlı, gürleyen

Örnek:

The local economy is booming thanks to the new factory.
Yeni fabrika sayesinde yerel ekonomi hızla büyüyor.

rhythmic

/ˈrɪð.mɪk/

(adjective) ritmik

Örnek:

The dancer moved with rhythmic grace.
Dansçı ritmik bir zarafetle hareket etti.

cacophonous

/kəˈkɑː.fə.nəs/

(adjective) kakofonik, kulak tırmalayıcı

Örnek:

The cacophonous sound of the city traffic made it hard to sleep.
Şehir trafiğinin kakofonik sesi uyumayı zorlaştırıyordu.

resonant

/ˈrez.ən.ənt/

(adjective) yankılı, tınlayan, etkileyici

Örnek:

The hall has a very resonant acoustic, making speeches sound grand.
Salonun çok yankılı bir akustiği var, bu da konuşmaların görkemli duyulmasını sağlıyor.

rumbling

/ˈrʌm.bəl.ɪŋ/

(noun) gurultu, uğultu, belirtiler;

(adjective) gürültülü, guruldayan

Örnek:

We heard the distant rumbling of thunder.
Gök gürültüsünün uzaktan gelen uğultusunu duyduk.

rustling

/ˈrʌs.əl.ɪŋ/

(noun) hışırtı, hayvan hırsızlığı

Örnek:

I heard a strange rustling in the bushes.
Çalıların arasında garip bir hışırtı duydum.

grumbling

/ˈɡrʌm.blɪŋ/

(noun) homurdanma, sızlanma, guruldama;

(adjective) homurdanan, şikayetçi

Örnek:

There has been some grumbling among the staff about the new rules.
Yeni kurallar hakkında personel arasında bazı homurdanmalar oldu.

deafening

/ˈdef.ən.ɪŋ/

(adjective) kulakları sağır eden, çok gürültülü

Örnek:

The roar of the jet engine was deafening.
Jet motorunun kükremesi kulakları sağır ediciydi.

murmuring

/ˈmɝː.mɚ.ɪŋ/

(noun) mırıltı, şırıltı, uğultu;

(adjective) mırıldanan, uğuldayan

Örnek:

The distant murmuring of the stream was very relaxing.
Dereden gelen uzak şırıltı çok rahatlatıcıydı.

dull

/dʌl/

(adjective) sıkıcı, donuk, körelmiş;

(verb) köreltmek, azaltmak

Örnek:

The lecture was incredibly dull.
Ders inanılmaz derecede sıkıcıydı.

crackling

/ˈkræk.lɪŋ/

(noun) çıtır domuz derisi, çıtırtı, hışırtı;

(adjective) çıtırdayan, parazitli

Örnek:

The best part of the roast was the crunchy crackling.
Kızartmanın en iyi kısmı çıtır domuz derisiydi.

roaring

/ˈrɔːr.ɪŋ/

(adjective) kükreyen, gürültülü, büyük;

(noun) kükreme, gürültü

Örnek:

The crowd gave a roaring cheer.
Kalabalık kükreyen bir tezahürat yaptı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren