Avatar of Vocabulary Set Toplum

Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7) İçinde Toplum Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7)' içinde 'Toplum' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

segregation

/ˌseɡ.rəˈɡeɪ.ʃən/

(noun) ayrım, tecrit, ayrımcılık

Örnek:

The segregation of waste materials is important for recycling.
Atık malzemelerin ayrıştırılması geri dönüşüm için önemlidir.

discrimination

/dɪˌskrɪm.əˈneɪ.ʃən/

(noun) ayrımcılık, ayrım, ayırt etme yeteneği

Örnek:

Racial discrimination is a serious issue in many societies.
Irk ayrımcılığı birçok toplumda ciddi bir sorundur.

prejudice

/ˈpredʒ.ə.dɪs/

(noun) önyargı, zarar, hasar;

(verb) zedelemek, zarar vermek

Örnek:

It's important to overcome personal prejudice.
Kişisel önyargıları aşmak önemlidir.

bias

/ˈbaɪ.əs/

(noun) önyargı, taraflılık, eğilim;

(verb) önyargılı hale getirmek, etkilemek

Örnek:

There was a clear bias against women in the hiring process.
İşe alım sürecinde kadınlara karşı açık bir önyargı vardı.

inequality

/ˌɪn.ɪˈkwɑː.lə.t̬i/

(noun) eşitsizlik

Örnek:

There is a growing inequality between the rich and the poor.
Zenginler ve fakirler arasında artan bir eşitsizlik var.

revolution

/ˌrev.əˈluː.ʃən/

(noun) devrim, köklü değişiklik, dönüşüm

Örnek:

The French Revolution changed the course of history.
Fransız İhtilali tarihin akışını değiştirdi.

mobility

/moʊˈbɪl.ə.t̬i/

(noun) hareketlilik, esneklik, geçişkenlik

Örnek:

The new design improves the mobility of the wheelchair.
Yeni tasarım tekerlekli sandalyenin hareketliliğini artırıyor.

solidarity

/ˌsɑː.lɪˈder.ə.t̬i/

(noun) dayanışma, birlik

Örnek:

The workers showed solidarity by going on strike together.
İşçiler birlikte greve giderek dayanışma gösterdiler.

welfare

/ˈwel.fer/

(noun) refah, esenlik, sosyal yardım

Örnek:

We are concerned about the welfare of the children.
Çocukların refahı konusunda endişeliyiz.

ethos

/ˈiː.θɑːs/

(noun) etos, töre, ruh

Örnek:

The company's ethos is based on sustainability and social responsibility.
Şirketin etosu sürdürülebilirlik ve sosyal sorumluluk üzerine kuruludur.

ethnicity

/eθˈnɪs.ə.t̬i/

(noun) etnik köken, etnisite

Örnek:

The census asks about your ethnicity.
Nüfus sayımı etnik kökeninizi sorar.

demographic

/ˌdem.əˈɡræf.ɪk/

(noun) demografi, nüfus kesimi;

(adjective) demografik

Örnek:

The marketing campaign targets a young, urban demographic.
Pazarlama kampanyası genç, kentsel bir demografik hedefliyor.

elite

/iˈliːt/

(noun) elit, seçkinler;

(adjective) elit, seçkin

Örnek:

The country is governed by a small elite.
Ülke küçük bir elit tarafından yönetiliyor.

proletariat

/ˌproʊ.ləˈter.i.ət/

(noun) proletarya, işçi sınıfı

Örnek:

Marx believed that the proletariat would eventually rise up against the bourgeoisie.
Marx, proletaryanın sonunda burjuvaziye karşı ayaklanacağına inanıyordu.

bourgeoisie

/ˌbʊrʒ.wɑːˈziː/

(noun) burjuvazi, orta sınıf, kapitalist sınıf

Örnek:

The novel critiques the values of the bourgeoisie.
Roman, burjuvazinin değerlerini eleştiriyor.

conformity

/kənˈfɔːr.mə.t̬i/

(noun) uyum, uygunluk, konformizm

Örnek:

The building design is in conformity with safety regulations.
Bina tasarımı güvenlik yönetmeliklerine uygundur.

aristocracy

/ˌer.əˈstɑː.krə.si/

(noun) aristokrasi, soylular sınıfı, soylu yönetimi

Örnek:

The old aristocracy still held significant power in the region.
Eski aristokrasi bölgede hala önemli bir güce sahipti.

active citizen

/ˈæk.tɪv ˈsɪt̬.ə.zən/

(noun) aktif vatandaş

Örnek:

By volunteering at the local shelter, she proved to be an active citizen.
Yerel barınakta gönüllü olarak çalışarak aktif bir vatandaş olduğunu kanıtladı.

marginalization

/ˌmɑːr.dʒɪ.nə.ləˈzeɪ.ʃən/

(noun) ötekileştirme, dışlama

Örnek:

The marginalization of minority groups is a serious social issue.
Azınlık gruplarının ötekileştirilmesi ciddi bir sosyal sorundur.

Generation X

/ˌdʒen.əˈreɪ.ʃən ˈeks/

(noun) X Kuşağı

Örnek:

Many members of Generation X are now in senior management positions.
X Kuşağı'nın pek çok üyesi şu anda üst düzey yönetim pozisyonlarında bulunuyor.

Generation Y

/ˌdʒen.əˈreɪ.ʃən ˈwaɪ/

(noun) Y kuşağı, milenyum kuşağı

Örnek:

Generation Y is often characterized by its familiarity with digital technology.
Y kuşağı genellikle dijital teknolojiye olan aşinalığı ile karakterize edilir.

Generation Z

/ˌdʒen.əˈreɪ.ʃən ˈziː/

(noun) Z Kuşağı

Örnek:

Generation Z is known for being the first generation to grow up with the internet as a part of daily life.
Z Kuşağı, internetin günlük yaşamın bir parçası olduğu bir ortamda büyüyen ilk nesil olarak bilinir.

anthropologist

/ˌæn.θrəˈpɑː.lə.dʒɪst/

(noun) antropolog

Örnek:

The anthropologist spent years living with the tribe to understand their customs.
Antropolog, geleneklerini anlamak için kabileyle birlikte yıllarca yaşadı.

belonging

/bɪˈlɑːŋ.ɪŋ/

(noun) aidiyet, ait olma duygusu, eşyalar

Örnek:

She felt a strong sense of belonging in her new community.
Yeni topluluğunda güçlü bir aidiyet duygusu hissetti.

middle class

/ˌmɪd.əl ˈklæs/

(noun) orta sınıf;

(adjective) orta sınıf

Örnek:

The majority of the population belongs to the middle class.
Nüfusun çoğunluğu orta sınıfa aittir.

lower class

/ˌloʊ.ɚ ˈklæs/

(noun) alt sınıf, işçi sınıfı;

(adjective) alt sınıf

Örnek:

Many people from the lower class struggle with access to education and healthcare.
Alt sınıftan birçok insan eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimde zorluk çekiyor.

upper class

/ˌʌp.ɚ ˈklæs/

(noun) üst sınıf, yüksek sosyete;

(adjective) üst sınıfa ait, seçkin

Örnek:

The novel satirizes the manners and customs of the upper class.
Roman, üst sınıfın tavırlarını ve geleneklerini hicvediyor.

working class

/ˈwɜːrkɪŋ klæs/

(noun) işçi sınıfı;

(adjective) işçi sınıfı, işçi sınıfına ait

Örnek:

Many people from the working class struggled during the economic downturn.
Ekonomik gerileme sırasında işçi sınıfından birçok kişi zorluk yaşadı.

protest

/ˈproʊ.test/

(noun) protesto, itiraz;

(verb) protesto etmek, itiraz etmek

Örnek:

The students organized a protest against the tuition hike.
Öğrenciler öğrenim ücreti zammına karşı bir protesto düzenledi.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren