Avatar of Vocabulary Set Teşvik ve Cesaret Kırma

Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7) İçinde Teşvik ve Cesaret Kırma Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7)' içinde 'Teşvik ve Cesaret Kırma' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

seduce

/səˈduːs/

(verb) baştan çıkarmak, ayartmak, çekmek

Örnek:

He tried to seduce her with flattery and expensive gifts.
Onu iltifatlar ve pahalı hediyelerle baştan çıkarmaya çalıştı.

prompt

/prɑːmpt/

(adjective) çabuk, acil, hemen;

(noun) teşvik, istem, ipucu;

(verb) tetiklemek, neden olmak, yol açmak

Örnek:

She was prompt in her response to the email.
E-postaya verdiği yanıtta çabuk davrandı.

prevail

/prɪˈveɪl/

(verb) galip gelmek, üstün gelmek, yaygın olmak

Örnek:

Justice will prevail in the end.
Adalet sonunda galip gelecek.

induce

/ɪnˈduːs/

(verb) ikna etmek, teşvik etmek, neden olmak

Örnek:

The doctor tried to induce the patient to take the medication.
Doktor hastayı ilacı almaya ikna etmeye çalıştı.

win over

/wɪn ˈoʊvər/

(phrasal verb) kazanmak, ikna etmek

Örnek:

He tried to win over the skeptical audience with his passionate speech.
Tutkulu konuşmasıyla şüpheci dinleyicileri kazanmaya çalıştı.

tempt

/tempt/

(verb) cezbetmek, ayartmak, baştan çıkarmak

Örnek:

The offer of a higher salary might tempt her to leave her current job.
Daha yüksek maaş teklifi onu mevcut işinden ayrılmaya ikna edebilir.

talk into

/tɔːk ˈɪntuː/

(phrasal verb) ikna etmek, razı etmek

Örnek:

I managed to talk him into coming with us.
Onu bizimle gelmeye ikna etmeyi başardım.

charm

/tʃɑːrm/

(noun) çekicilik, cazibe, uğur;

(verb) büyülemek, cezbetmek

Örnek:

Her natural charm captivated everyone in the room.
Doğal çekiciliği odadaki herkesi büyüledi.

brainwash

/ˈbreɪn.wɑːʃ/

(verb) beynini yıkamak;

(noun) beyin yıkama

Örnek:

The cult tried to brainwash its new members into giving up all their money.
Tarikat, yeni üyelerinin tüm paralarından vazgeçmeleri için beyinlerini yıkamaya çalıştı.

prevail on

/prɪˈveɪl ɑːn/

(phrasal verb) ikna etmek, razı etmek

Örnek:

We finally prevailed on him to join our team.
Sonunda onu ekibimize katılmaya ikna ettik.

beguile

/bɪˈɡaɪl/

(verb) büyülemek, kandırmak, cezbetmek

Örnek:

He was beguiled by her beauty and intelligence.
Onun güzelliği ve zekasıyla büyülendi.

deter

/dɪˈtɝː/

(verb) caydırmak, vazgeçirmek, engellemek

Örnek:

The high cost of the program might deter some students from applying.
Programın yüksek maliyeti bazı öğrencileri başvurmaktan caydırabilir.

dissuade

/dɪˈsweɪd/

(verb) vazgeçirmek, caydırmak

Örnek:

I tried to dissuade him from quitting his job.
Onu işinden ayrılmaktan vazgeçirmeye çalıştım.

dishearten

/dɪsˈhɑːr.tən/

(verb) cesaretini kırmak, yıldırmak

Örnek:

The team was disheartened by their recent defeat.
Takım son yenilgileriyle cesaretini yitirdi.

demoralize

/dɪˈmɔːr.ə.laɪz/

(verb) moralini bozmak, yıldırmak

Örnek:

The constant criticism began to demoralize the team.
Sürekli eleştiriler ekibin moralini bozmaya başladı.

intimidate

/ɪnˈtɪm.ə.deɪt/

(verb) korkutmak, gözdağı vermek

Örnek:

The gang tried to intimidate the bank manager into giving them the money.
Çete, banka müdürünü parayı vermesi için korkutmaya çalıştı.

unnerve

/ʌnˈnɝːv/

(verb) huzursuz etmek, yıldırmak, cesaretini kırmak

Örnek:

The strange silence in the house began to unnerve her.
Evdeki garip sessizlik onu huzursuz etmeye başladı.

urge

/ɝːdʒ/

(noun) istek, dürtü, arzu;

(verb) şiddetle tavsiye etmek, teşvik etmek, zorlamak

Örnek:

He felt a sudden urge to travel.
Aniden seyahat etme isteği duydu.

advocate

/ˈæd.və.keɪt/

(noun) savunucu, destekçi, avukat;

(verb) savunmak, desteklemek

Örnek:

She is a strong advocate for human rights.
İnsan hakları için güçlü bir savunucudur.

draw

/drɑː/

(verb) çizmek, çekmek, cezbetmek;

(noun) berabere, çekim, cazibe

Örnek:

She likes to draw animals.
Hayvanları çizmeyi sever.

give up on

/ɡɪv ˈʌp ɑːn/

(phrasal verb) vazgeçmek, umudunu kesmek

Örnek:

Don't give up on your dreams.
Hayallerinden vazgeçme.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren