Avatar of Vocabulary Set Yarat ve Üret

Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7) İçinde Yarat ve Üret Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7)' içinde 'Yarat ve Üret' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

manufacture

/ˌmæn.jəˈfæk.tʃɚ/

(verb) üretmek, imal etmek, uydurmak;

(noun) üretim, imalat

Örnek:

The company manufactures cars in its factory.
Şirket, fabrikasında araba üretmektedir.

fabricate

/ˈfæb.rɪ.keɪt/

(verb) uydurmak, sahtesini yapmak, üretmek

Örnek:

He tried to fabricate an alibi to avoid suspicion.
Şüpheyi önlemek için bir mazeret uydurmaya çalıştı.

assemble

/əˈsem.bəl/

(verb) toplanmak, bir araya gelmek, monte etmek

Örnek:

The students began to assemble in the auditorium for the morning meeting.
Öğrenciler sabah toplantısı için oditoryumda toplanmaya başladı.

forge

/fɔːrdʒ/

(verb) dövmek, şekillendirmek, sahtesini yapmak;

(noun) demirci atölyesi, dövmehane

Örnek:

The blacksmith will forge the iron into a sword.
Demirci demiri kılıç haline getirecek.

sketch

/sketʃ/

(noun) eskiz, taslak, kısa açıklama;

(verb) eskiz yapmak, taslak çizmek, taslağını çıkarmak

Örnek:

He made a quick sketch of the landscape.
Manzaranın hızlı bir eskizini yaptı.

crochet

/kroʊˈʃeɪ/

(noun) tığ işi;

(verb) tığ işi yapmak

Örnek:

She spent hours on her crochet project, making a beautiful blanket.
Güzel bir battaniye yaparak tığ işi projesine saatler harcadı.

weave

/wiːv/

(verb) dokumak, örmek, bir araya getirmek;

(noun) dokuma, örgü

Örnek:

She learned to weave baskets from natural fibers.
Doğal liflerden sepet örmeyi öğrendi.

engrave

/ɪnˈɡreɪv/

(verb) kazımak, oymak, derin iz bırakmak

Örnek:

The jeweler will engrave her initials on the ring.
Kuyumcu yüzüğe baş harflerini kazıyacak.

tailor

/ˈteɪ.lɚ/

(noun) terzi;

(verb) uyarlamak, terzi işi yapmak

Örnek:

I need to take my suit to the tailor for alterations.
Takım elbisemi tadilat için terziye götürmem gerekiyor.

brew

/bruː/

(verb) demlemek, yapmak, baş göstermek;

(noun) demleme, içecek, çay

Örnek:

They decided to brew their own beer at home.
Evde kendi biralarını demlemeye karar verdiler.

carve

/kɑːrv/

(verb) oymak, işlemek, dilimlemek

Örnek:

He decided to carve a bird out of the block of wood.
Ahşap bloktan bir kuş oymaya karar verdi.

doodle

/ˈduː.dəl/

(noun) karalama, çiziktirme;

(verb) karalamak, çiziktirmek

Örnek:

He made a quick doodle on the napkin while talking on the phone.
Telefonda konuşurken peçeteye hızlı bir karalama yaptı.

engineer

/ˌen.dʒɪˈnɪr/

(noun) mühendis;

(verb) tasarlamak, inşa etmek, ayarlamak

Örnek:

My brother is a software engineer.
Kardeşim bir yazılım mühendisi.

compose

/kəmˈpoʊz/

(verb) bestelemek, yazmak, oluşturmak

Örnek:

He spent years composing his first symphony.
İlk senfonisini bestelerken yıllarını harcadı.

draft

/dræft/

(noun) taslak, konsept, hava akımı;

(verb) taslak hazırlamak, kaleme almak, seçmek

Örnek:

She submitted the first draft of her novel to her editor.
Romanının ilk taslağını editörüne sundu.

innovate

/ˈɪn.ə.veɪt/

(verb) yenilik yapmak, inovasyon yapmak

Örnek:

Companies must constantly innovate to stay competitive in the market.
Şirketler piyasada rekabetçi kalmak için sürekli yenilik yapmak zorundadır.

weld

/weld/

(verb) kaynak yapmak, kaynaştırmak, birleştirmek;

(noun) kaynak, kaynaklı birleşim

Örnek:

The workers will weld the steel beams together.
İşçiler çelik kirişleri birbirine kaynaklayacak.

etch

/etʃ/

(verb) kazımak, oymak, derin iz bırakmak

Örnek:

The artist will etch the intricate pattern onto the copper plate.
Sanatçı karmaşık deseni bakır plakaya kazıyacak.

embroider

/ɪmˈbrɔɪ.dɚ/

(verb) işlemek, nakış yapmak, süslemek

Örnek:

She decided to embroider a floral design on the cushion cover.
Yastık kılıfına çiçek deseni işlemeye karar verdi.

synthesize

/ˈsɪn.θə.saɪz/

(verb) sentezlemek, birleştirmek

Örnek:

The researcher tried to synthesize the findings from several different studies.
Araştırmacı, birkaç farklı çalışmadan elde edilen bulguları sentezlemeye çalıştı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren