IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 8-9) İçinde Hastalıklar ve Belirtiler Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 8-9)' içinde 'Hastalıklar ve Belirtiler' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /ˌpæl.pəˈteɪ.ʃən/
(noun) çarpıntı, kalp çarpıntısı
Örnek:
She felt a sudden palpitation in her chest after running up the stairs.
Merdivenleri koştuktan sonra göğsünde ani bir çarpıntı hissetti.
/ˈek.sə.mə/
(noun) egzama
Örnek:
She suffers from severe eczema on her hands.
Ellerinde şiddetli egzama var.
/nuːˈmoʊ.njə/
(noun) zatürre
Örnek:
He was hospitalized with severe pneumonia.
Şiddetli zatürre nedeniyle hastaneye kaldırıldı.
/ˈfrɑːst.baɪt/
(noun) donma;
(verb) dondurmak
Örnek:
Hikers must be careful to prevent frostbite in cold weather.
Yürüyüşçüler soğuk havada donmayı önlemek için dikkatli olmalıdır.
/kəˈtɑːr/
(noun) nezle, mukozit
Örnek:
He suffered from chronic catarrh, which made breathing difficult.
Kronik nezleden muzdaripti, bu da nefes almayı zorlaştırıyordu.
/məlˈeɪz/
(noun) halsizlik, keyifsizlik, rahatsızlık
Örnek:
The country was suffering from a general economic malaise.
Ülke genel bir ekonomik halsizlik yaşıyordu.
/kənˈteɪ.dʒən/
(noun) bulaşma, enfeksiyon, yayılma
Örnek:
The rapid spread of the virus highlighted the dangers of contagion.
Virüsün hızlı yayılması bulaşma tehlikelerini vurguladı.
/ˈmæl.ə.di/
(noun) hastalık, rahatsızlık, ciddi sorun
Örnek:
She suffered from a mysterious malady for years.
Yıllarca gizemli bir hastalıktan muzdaripti.
/kənˈdʒes.tʃən/
(noun) tıkanıklık, yoğunluk, konjesyon
Örnek:
Traffic congestion is a major problem in big cities.
Trafik sıkışıklığı büyük şehirlerde önemli bir sorundur.
/ˈliː.ʒən/
(noun) lezyon, hasar, yara
Örnek:
The doctor identified a small lesion on the patient's skin.
Doktor hastanın cildinde küçük bir lezyon tespit etti.
/ˈʌl.sɚ/
(noun) ülser, yara
Örnek:
The doctor diagnosed him with a stomach ulcer.
Doktor ona mide ülseri teşhisi koydu.
/ˈpæθ.ə.dʒən/
(noun) patojen, hastalık yapıcı
Örnek:
The scientists identified a new pathogen responsible for the outbreak.
Bilim insanları salgından sorumlu yeni bir patojen tespit etti.
/ˌɪn.dɪs.pəˈzɪʃ.ən/
(noun) rahatsızlık, hafif hastalık, isteksizlik
Örnek:
Due to a slight indisposition, she was unable to attend the meeting.
Hafif bir rahatsızlık nedeniyle toplantıya katılamadı.
/baʊt/
(noun) nöbet, süre, maç
Örnek:
He suffered a severe bout of flu.
Şiddetli bir grip nöbeti geçirdi.
/ˌpeɪ.ʃənt ˈzɪr.oʊ/
(noun) sıfır hasta, indeks vaka
Örnek:
Scientists are still trying to identify patient zero in the recent epidemic.
Bilim insanları son salgındaki sıfır hastayı hala belirlemeye çalışıyor.