Avatar of Vocabulary Set Penaltı

IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 8-9) İçinde Penaltı Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 8-9)' içinde 'Penaltı' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

gas chamber

/ˈɡæs ˌtʃeɪm.bər/

(noun) gaz odası

Örnek:

The condemned prisoner was led to the gas chamber.
Mahkum edilen tutuklu gaz odasına götürüldü.

stone

/stoʊn/

(noun) taş, çekirdek, tohum;

(verb) çekirdeğini çıkarmak

Örnek:

He threw a stone into the lake.
Göle bir taş attı.

mutilate

/ˈmjuː.t̬əl.eɪt/

(verb) sakatlamak, bozmak, tahrip etmek

Örnek:

The victim was severely mutilated.
Kurban ağır şekilde sakatlandı.

incarcerate

/ɪnˈkɑːr.sə.reɪt/

(verb) hapsetmek, tutuklamak

Örnek:

The court decided to incarcerate the criminal for ten years.
Mahkeme, suçluyu on yıl hapsetmeye karar verdi.

forfeit

/ˈfɔːr.fɪt/

(verb) kaybetmek, feragat etmek;

(noun) ceza, kayıp, müsadere

Örnek:

He had to forfeit his deposit because he canceled the booking late.
Rezervasyonu geç iptal ettiği için depozitosunu kaybetmek zorunda kaldı.

retaliate

/rɪˈtæl.i.eɪt/

(verb) misilleme yapmak, intikam almak

Örnek:

The victims' families vowed to retaliate against the perpetrators.
Kurbanların aileleri faillere misilleme yapmaya yemin etti.

flog

/flɑːɡ/

(verb) kırbaçlamak, dövmek, satmak

Örnek:

The prisoner was sentenced to be flogged.
Mahkum kırbaçlanmaya mahkum edildi.

corporal punishment

/ˈkɔːr.pər.əl ˈpʌn.ɪʃ.mənt/

(noun) bedensel ceza, fiziksel ceza

Örnek:

Many countries have banned corporal punishment in schools.
Birçok ülke okullarda bedensel cezayı yasakladı.

solitary confinement

/ˌsɑːl.ɪ.ter.i kənˈfaɪn.mənt/

(noun) hücre hapsi, tecrit

Örnek:

He spent three months in solitary confinement for violating prison rules.
Cezaevi kurallarını ihlal ettiği için üç ay hücre hapsinde kaldı.

guillotine

/ˈɡɪl.ə.tiːn/

(noun) giotin, kesme makinesi;

(verb) giotinle idam etmek, giotinle kesmek, kesmek

Örnek:

During the French Revolution, many were executed by the guillotine.
Fransız İhtilali sırasında birçok kişi giotin ile idam edildi.

retribution

/ˌret.rəˈbjuː.ʃən/

(noun) intikam, misilleme, ceza

Örnek:

The community sought retribution for the crimes committed.
Toplum, işlenen suçlar için intikam aradı.

restitution

/ˌres.təˈtuː.ʃən/

(noun) tazminat, iade, telafi

Örnek:

The court ordered the thief to make restitution to the victim.
Mahkeme hırsızın mağdura tazminat ödemesine karar verdi.

warden

/ˈwɔːr.dən/

(noun) müdür, gardiyan, bekçi

Örnek:

The prison warden addressed the new inmates.
Cezaevi müdürü yeni mahkumlara seslendi.

committal

/kəˈmɪt̬.əl/

(noun) gönderme, yatırma, havale

Örnek:

The judge ordered the committal of the suspect to prison.
Yargıç, şüphelinin cezaevine gönderilmesini emretti.

detention

/dɪˈten.ʃən/

(noun) gözaltı, tutuklama, okulda alıkonma

Örnek:

The suspect was held in police detention for questioning.
Şüpheli sorgulanmak üzere polis gözaltısında tutuldu.

firing squad

/ˈfaɪrɪŋ skwɑːd/

(noun) kurşuna dizme ekibi, infaz mangası

Örnek:

The prisoner was sentenced to death by firing squad.
Mahkum, kurşuna dizilerek ölüme mahkum edildi.

parole

/pəˈroʊl/

(noun) şartlı tahliye, parol;

(verb) şartlı tahliye etmek, parol vermek

Örnek:

He was granted parole after serving half of his sentence.
Cezasının yarısını çektikten sonra şartlı tahliye edildi.

lynch

/lɪntʃ/

(verb) linç etmek

Örnek:

Historically, mobs would sometimes lynch individuals accused of crimes.
Tarihsel olarak, çeteler bazen suçlanan kişileri linç ederdi.

confiscate

/ˈkɑːn.fə.skeɪt/

(verb) müsadere etmek, el koymak

Örnek:

The police will confiscate any illegal items found.
Polis, bulunan yasa dışı eşyaları müsadere edecek.

reprieve

/rɪˈpriːv/

(noun) erteleme, soluklanma, af;

(verb) ertelemek, affetmek

Örnek:

The condemned man was granted a last-minute reprieve.
Mahkum adama son dakikada bir erteleme verildi.

executioner

/ˌek.səˈkjuː.ʃən.ɚ/

(noun) cellat, infazcı

Örnek:

The executioner carried out the sentence.
Cellat cezayı infaz etti.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren