Avatar of Vocabulary Set Tat ve Lezzet

IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 6-7) İçinde Tat ve Lezzet Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 6-7)' içinde 'Tat ve Lezzet' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

savory

/ˈseɪ.vɚ.i/

(adjective) tuzlu, lezzetli, saygın;

(noun) kekik, baharat

Örnek:

The chef prepared a delicious savory dish with herbs and spices.
Şef, otlar ve baharatlarla lezzetli bir tuzlu yemek hazırladı.

tangy

/ˈtæŋ.i/

(adjective) ekşi, keskin

Örnek:

The lemon pie had a delightful tangy flavor.
Limonlu turtanın hoş bir ekşi tadı vardı.

pungent

/ˈpʌn.dʒənt/

(adjective) keskin, acı, iğneleyici

Örnek:

The pungent smell of onions filled the kitchen.
Soğanların keskin kokusu mutfağı doldurdu.

zesty

/ˈzes.ti/

(adjective) lezzetli, canlı, enerjik

Örnek:

The lemon dressing added a zesty flavor to the salad.
Limon sosu salataya lezzetli bir tat kattı.

mild

/maɪld/

(adjective) hafif, ılımlı, yumuşak huylu

Örnek:

She suffered a mild headache.
Hafif bir baş ağrısı çekti.

fruity

/ˈfruː.t̬i/

(adjective) meyveli, abartılı, tuhaf

Örnek:

The wine has a light, fruity aroma.
Şarabın hafif, meyveli bir aroması var.

sugary

/ˈʃʊɡ.ɚ.i/

(adjective) şekerli, tatlı, duygusal

Örnek:

The cake was too sugary for my taste.
Pasta benim damak zevkime göre çok şekerliydi.

honeyed

/ˈhʌn.id/

(adjective) ballı, bal kaplı, iltifatçı

Örnek:

The baker made delicious honeyed nuts for the dessert.
Fırıncı tatlı için lezzetli ballı kuruyemişler yaptı.

syrupy

/ˈsɪr.əp.i/

(adjective) şuruplu, koyu ve tatlı, şekerli

Örnek:

The pancakes were drenched in warm, syrupy maple syrup.
Krepler sıcak, şuruplu akçaağaç şurubuna bulanmıştı.

candied

/ˈkæn.did/

(adjective) şekerlenmiş, şekerli

Örnek:

She loves to bake with candied fruit peels.
Şekerlenmiş meyve kabuklarıyla pişirmeyi sever.

luscious

/ˈlʌʃ.əs/

(adjective) leziz, nefis, bereketli

Örnek:

The ripe strawberries were incredibly luscious.
Olgun çilekler inanılmaz derecede lezizdi.

vinegary

/ˈvɪn.ə.ɡɚ.i/

(adjective) sirkemsi, sirkeli, ters

Örnek:

The wine had a sharp, vinegary taste.
Şarabın keskin, sirkemsi bir tadı vardı.

peppery

/ˈpep.ɚ.i/

(adjective) biberli, keskin, aksi

Örnek:

The soup has a very peppery flavor.
Çorbanın çok biberli bir tadı var.

acrid

/ˈæk.rɪd/

(adjective) keskin, acı, geniz yakan

Örnek:

The acrid smoke from the burning tires filled the air.
Yanan lastiklerden çıkan keskin duman havayı doldurdu.

nutty

/ˈnʌt̬.i/

(adjective) fındık tadında, fındıklı, kaçık

Örnek:

This bread has a delicious nutty flavor.
Bu ekmeğin lezzetli bir fındık tadı var.

seasoned

/ˈsiː.zənd/

(adjective) deneyimli, tecrübeli, tatlandırılmış

Örnek:

She is a seasoned traveler who has visited over 50 countries.
50'den fazla ülkeyi ziyaret etmiş deneyimli bir gezgin.

gingery

/ˈdʒɪn.dʒɚ.i/

(adjective) zencefilli, zencefil tadında, kızılımsı

Örnek:

The soup had a delightful gingery aroma.
Çorbanın hoş bir zencefilli aroması vardı.

tasteless

/ˈteɪst.ləs/

(adjective) tatsız, lezzetsiz, zevksiz

Örnek:

The soup was bland and tasteless.
Çorba tatsız ve lezzetsizdi.

full-bodied

/ˌfʊlˈbɑː.did/

(adjective) dolgun, zengin, dolgun vücutlu

Örnek:

This red wine is wonderfully full-bodied.
Bu kırmızı şarap harika bir şekilde dolgun.

earthy

/ˈɝː.θi/

(adjective) topraksı, toprak kokulu, doğal

Örnek:

The wine had an earthy aroma.
Şarabın topraksı bir aroması vardı.

fragrant

/ˈfreɪ.ɡrənt/

(adjective) güzel kokulu, parfümlü

Örnek:

The garden was filled with fragrant roses.
Bahçe güzel kokulu güllerle doluydu.

scented

/ˈsen.t̬ɪd/

(adjective) kokulu, parfümlü

Örnek:

She lit a scented candle to relax.
Rahatlamak için kokulu bir mum yaktı.

perfumed

/ˈpɝː.fjuːmd/

(adjective) parfümlü, kokulu;

(verb) parfümledi, parfüm süründü

Örnek:

The air was filled with the scent of perfumed flowers.
Hava parfümlü çiçeklerin kokusuyla doluydu.

odorous

/ˈoʊ.dɚ.əs/

(adjective) kokulu, güzel kokulu

Örnek:

The odorous fumes from the factory filled the air.
Fabrikadan çıkan kokulu dumanlar havayı doldurdu.

nauseating

/ˈnɑː.zi.eɪ.t̬ɪŋ/

(adjective) mide bulandırıcı, iğrenç

Örnek:

The smell of the rotting garbage was nauseating.
Çürüyen çöpün kokusu mide bulandırıcıydı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren