Avatar of Vocabulary Set Savaş

IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 5) İçinde Savaş Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 5)' içinde 'Savaş' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

battle

/ˈbæt̬.əl/

(noun) savaş, muharebe, mücadele;

(verb) mücadele etmek, savaşmak

Örnek:

The army won a decisive battle.
Ordu belirleyici bir savaş kazandı.

combat

/ˈkɑːm.bæt/

(noun) çatışma, muharebe;

(verb) mücadele etmek, savaşmak

Örnek:

The soldiers were trained for close combat.
Askerler yakın çatışma için eğitildi.

captain

/ˈkæp.tən/

(noun) kaptan, yüzbaşı;

(verb) kaptanlık yapmak, yönetmek

Örnek:

The captain steered the ship through the storm.
Kaptan gemiyi fırtınanın içinden geçirdi.

commander

/kəˈmæn.dɚ/

(noun) komutan, amir, komutan (deniz rütbesi)

Örnek:

The commander ordered his troops to advance.
Komutan askerlerine ilerlemelerini emretti.

cavalry

/ˈkæv.əl.ri/

(noun) süvari, süvari birliği

Örnek:

The general ordered the cavalry to charge the enemy.
General, süvarilere düşmana saldırmalarını emretti.

general

/ˈdʒen.ər.əl/

(adjective) genel, yaygın, uzmanlaşmamış;

(noun) general

Örnek:

There is a general feeling of optimism.
Genel bir iyimserlik hissi var.

tactics

/ˈtæk.tɪks/

(noun) taktik, savaş sanatı, taktikler

Örnek:

The general was praised for his brilliant battlefield tactics.
General, parlak savaş alanı taktikleri nedeniyle övgü aldı.

resistance

/rɪˈzɪs.təns/

(noun) direniş, karşı koyma, direnç

Örnek:

The local population offered strong resistance to the invading army.
Yerel halk işgalci orduya güçlü bir direniş gösterdi.

army

/ˈɑːr.mi/

(noun) ordu, kalabalık, çok sayıda

Örnek:

The army was deployed to the border.
Ordu sınıra konuşlandırıldı.

spy

/spaɪ/

(noun) casus, ajan;

(verb) casusluk yapmak, gözetlemek, fark etmek

Örnek:

The government arrested a foreign spy.
Hükümet yabancı bir casusu tutukladı.

war zone

/ˈwɔːr zoʊn/

(noun) savaş bölgesi

Örnek:

The journalists were reporting from the middle of a war zone.
Gazeteciler bir savaş bölgesinin ortasından bildirim yapıyordu.

frontline

/ˈfrʌntˌlaɪn/

(noun) ön cephe, ön saflar, savaş hattı;

(adjective) ön cephe, ön saflardaki

Örnek:

Nurses and doctors are on the frontline of the pandemic.
Hemşireler ve doktorlar pandeminin ön saflarında yer alıyor.

weapon

/ˈwep.ən/

(noun) silah, araç

Örnek:

The police found a dangerous weapon in his car.
Polis, arabasında tehlikeli bir silah buldu.

peace

/piːs/

(noun) huzur, sükunet, barış;

(exclamation) huzur

Örnek:

She found peace in the quiet countryside.
Sakin kırsalda huzur buldu.

bullet

/ˈbʊl.ɪt/

(noun) mermi, kurşun, madde işareti;

(verb) kurşun gibi gitmek, hızla ilerlemek

Örnek:

The detective found a spent bullet casing at the crime scene.
Dedektif olay yerinde kullanılmış bir mermi kovanı buldu.

colonization

/ˌkɑː.lə.nəˈzeɪ.ʃən/

(noun) kolonizasyon, sömürgeleştirme, koloni oluşumu

Örnek:

The colonization of new territories often led to conflict.
Yeni toprakların kolonizasyonu genellikle çatışmalara yol açtı.

conquest

/ˈkɑːŋ.kwest/

(noun) fetih, ele geçirme, zafer

Örnek:

The Norman Conquest of England in 1066 changed the course of history.
1066'daki Norman fethi, tarihin akışını değiştirdi.

reinforcement

/ˌriː.ɪnˈfɔːrs.mənt/

(noun) güçlendirme, pekiştirme, takviye

Örnek:

The bridge needed structural reinforcement to withstand the heavy traffic.
Köprü, yoğun trafiğe dayanabilmek için yapısal güçlendirmeye ihtiyaç duyuyordu.

uprising

/ˈʌpˌraɪ.zɪŋ/

(noun) ayaklanma, isyan, kalkışma

Örnek:

The government quickly suppressed the peasant uprising.
Hükümet köylü ayaklanmasını hızla bastırdı.

attack

/əˈtæk/

(noun) saldırı, atak, eleştiri;

(verb) saldırmak, eleştirmek

Örnek:

The army launched a surprise attack on the enemy.
Ordu düşmana sürpriz bir saldırı başlattı.

defend

/dɪˈfend/

(verb) savunmak, korumak, desteklemek

Örnek:

The soldiers bravely defended the city.
Askerler şehri cesurca savundu.

fire

/faɪr/

(noun) ateş, yangın, silah sesi;

(verb) ateş etmek, vurmak, işten çıkarmak

Örnek:

The house caught fire and burned down.
Ev ateş aldı ve yandı.

retreat

/rɪˈtriːt/

(verb) geri çekilmek, ricat etmek;

(noun) geri çekilme, inziva yeri

Örnek:

The army was forced to retreat after heavy losses.
Ordu ağır kayıplardan sonra geri çekilmek zorunda kaldı.

conquer

/ˈkɑːŋ.kɚ/

(verb) fethetmek, ele geçirmek, yenmek

Örnek:

The Roman Empire sought to conquer new territories.
Roma İmparatorluğu yeni toprakları fethetmeye çalıştı.

bombard

/bɑːmˈbɑːrd/

(verb) bombalamak, topa tutmak, bombardımana tutmak

Örnek:

The enemy began to bombard the city with artillery.
Düşman şehri topçu ateşiyle bombalamaya başladı.

capture

/ˈkæp.tʃɚ/

(verb) yakalamak, ele geçirmek, esir almak;

(noun) yakalama, ele geçirme, esir alma

Örnek:

The police managed to capture the suspect after a long chase.
Polis, uzun bir kovalamacanın ardından şüpheliyi yakalamayı başardı.

alliance

/əˈlaɪ.əns/

(noun) ittifak, birlik

Örnek:

The two countries formed a military alliance.
İki ülke askeri bir ittifak kurdu.

colonel

/ˈkɝː.nəl/

(noun) albay

Örnek:

Colonel Smith led the regiment into battle.
Albay Smith alayı savaşa götürdü.

invasion

/ɪnˈveɪ.ʒən/

(noun) istila, akın, işgal

Örnek:

The town experienced an invasion of tourists during the festival.
Kasaba, festival sırasında turist akınına uğradı.

veteran

/ˈve.t̬ɚ.ən/

(noun) kıdemli, uzman, gazi;

(adjective) kıdemli, deneyimli

Örnek:

She is a veteran teacher with over 30 years of experience.
O, 30 yılı aşkın deneyime sahip kıdemli bir öğretmendir.

bombardment

/bɑːmˈbɑːrd.mənt/

(noun) bombardıman, top ateşi, yağmur

Örnek:

The city was under constant bombardment for three days.
Şehir üç gün boyunca sürekli bombardıman altındaydı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren