Avatar of Vocabulary Set Çalışmak

IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 5) İçinde Çalışmak Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 5)' içinde 'Çalışmak' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

theory

/ˈθɪr.i/

(noun) teori, varsayım, ilkeler

Örnek:

The scientist proposed a new theory about the origin of the universe.
Bilim adamı evrenin kökeni hakkında yeni bir teori öne sürdü.

data

/ˈdeɪ.t̬ə/

(noun) veri, bilgi

Örnek:

The company collects customer data to improve its services.
Şirket, hizmetlerini geliştirmek için müşteri verileri toplar.

abstract

/ˈæb.strækt/

(adjective) soyut, teorik;

(noun) özet, abstrakt;

(verb) ayırmak, çıkarmak, soyutlamak

Örnek:

Love is an abstract concept.
Aşk soyut bir kavramdır.

observation

/ˌɑːb.zɚˈveɪ.ʃən/

(noun) gözlem, izleme, yorum

Örnek:

Careful observation of the patient's symptoms is crucial for diagnosis.
Hastanın semptomlarının dikkatli gözlemlenmesi teşhis için çok önemlidir.

research

/ˈriː.sɝːtʃ/

(noun) araştırma, inceleme;

(verb) araştırmak, incelemek

Örnek:

She is conducting research on climate change.
İklim değişikliği üzerine araştırma yapıyor.

evidence

/ˈev.ə.dəns/

(noun) kanıt, delil;

(verb) kanıtlamak, göstermek, delil olmak

Örnek:

There is no scientific evidence to support his claim.
İddiasını destekleyecek bilimsel bir kanıt yok.

analysis

/əˈnæl.ə.sɪs/

(noun) analiz, inceleme, ayrıştırma

Örnek:

The report provides a detailed analysis of the market trends.
Rapor, piyasa eğilimlerinin ayrıntılı bir analizini sunmaktadır.

method

/ˈmeθ.əd/

(noun) yöntem, metot

Örnek:

The scientific method involves observation, hypothesis, and experimentation.
Bilimsel yöntem gözlem, hipotez ve deneyi içerir.

sample

/ˈsæm.pəl/

(noun) örnek, numune;

(verb) örneklemek, tatmak

Örnek:

Please provide a sample of your work.
Lütfen çalışmanızdan bir örnek verin.

result

/rɪˈzʌlt/

(noun) sonuç, netice, skor;

(verb) sonuçlanmak, kaynaklanmak

Örnek:

The positive result of the experiment was celebrated.
Deneyin olumlu sonucu kutlandı.

conclusion

/kənˈkluː.ʒən/

(noun) sonuç, bitiş, kapanış

Örnek:

The conclusion of the meeting was marked by a standing ovation.
Toplantının sonu ayakta alkışlarla kutlandı.

finding

/ˈfaɪn.dɪŋ/

(noun) bulma, keşif, bulgu

Örnek:

The finding of the lost treasure brought great joy.
Kayıp hazinenin bulunması büyük sevinç getirdi.

publication

/ˌpʌb.ləˈkeɪ.ʃən/

(noun) yayımlama, basım, yayın

Örnek:

The publication of her first novel was a major event.
İlk romanının yayımlanması büyük bir olaydı.

journal

/ˈdʒɝː.nəl/

(noun) dergi, süreli yayın, günlük

Örnek:

She publishes her research findings in a scientific journal.
Araştırma bulgularını bilimsel bir dergide yayınlıyor.

essay

/ˈes.eɪ/

(noun) deneme, makale;

(verb) denemek, teşebbüs etmek

Örnek:

She wrote an essay on the history of art.
Sanat tarihi üzerine bir deneme yazdı.

questionnaire

/ˌkwes.tʃəˈner/

(noun) anket, sorgulama

Örnek:

Please fill out the questionnaire completely.
Lütfen anketi eksiksiz doldurun.

reference

/ˈref.ɚ.əns/

(noun) atıf, referans, kaynak;

(verb) atıfta bulunmak, referans vermek

Örnek:

He made a brief reference to his past.
Geçmişine kısa bir atıfta bulundu.

case

/keɪs/

(noun) durum, vaka, kutu;

(verb) kılıfına koymak, kaplamak, gözlemlemek

Örnek:

In this case, we need to act quickly.
Bu durumda hızlı hareket etmeliyiz.

material

/məˈtɪr.i.əl/

(noun) malzeme, madde, materyal;

(adjective) maddi, önemli

Örnek:

The dress was made of a soft, flowing material.
Elbise yumuşak, akıcı bir malzemeden yapılmıştı.

instrument

/ˈɪn.strə.mənt/

(noun) alet, enstrüman, müzik aleti;

(verb) enstrümanlarla donatmak, alet takmak

Örnek:

The surgeon used a specialized instrument to perform the delicate operation.
Cerrah, hassas ameliyatı yapmak için özel bir alet kullandı.

source

/sɔːrs/

(noun) kaynak, köken;

(verb) tedarik etmek, temin etmek

Örnek:

The river's source is in the mountains.
Nehrin kaynağı dağlardadır.

approach

/əˈproʊtʃ/

(verb) yaklaşmak, gelmek, temas kurmak;

(noun) yaklaşım, yöntem, yaklaşma

Örnek:

As we approach the city, the traffic gets heavier.
Şehre yaklaştıkça trafik yoğunlaşıyor.

factor

/ˈfæk.tɚ/

(noun) faktör, etken, çarpan;

(verb) hesaba katmak, dahil etmek, çarpanlarına ayırmak

Örnek:

Cost was a major factor in our decision.
Maliyet, kararımızda önemli bir faktördü.

survey

/ˈsɝː.veɪ/

(noun) anket, araştırma, inceleme;

(verb) incelemek, gözden geçirmek, ölçmek

Örnek:

The architect conducted a survey of the building's structural integrity.
Mimar, binanın yapısal bütünlüğü hakkında bir inceleme yaptı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren