Avatar of Vocabulary Set Yüksek yoğunluk

IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 5) İçinde Yüksek yoğunluk Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 5)' içinde 'Yüksek yoğunluk' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

intense

/ɪnˈtens/

(adjective) yoğun, şiddetli, kuvvetli

Örnek:

The heat was so intense that we had to stay indoors.
Sıcaklık o kadar yoğundu ki içeride kalmak zorunda kaldık.

severe

/səˈvɪr/

(adjective) şiddetli, ağır, ciddi

Örnek:

The patient is experiencing severe pain.
Hasta şiddetli ağrı çekiyor.

excessive

/ekˈses.ɪv/

(adjective) aşırı, fazla, haddinden fazla

Örnek:

The company was criticized for its excessive spending.
Şirket, aşırı harcamaları nedeniyle eleştirildi.

extreme

/ɪkˈstriːm/

(adjective) aşırı, çok büyük, aşırı nokta;

(noun) aşırı, uç nokta

Örnek:

The weather conditions were extreme.
Hava koşulları aşırıydı.

absolute

/ˈæb.sə.luːt/

(adjective) mutlak, tam, koşulsuz

Örnek:

She has absolute trust in him.
Ona mutlak güveni var.

enhanced

/ɪnˈhænst/

(adjective) geliştirilmiş, artırılmış, iyileştirilmiş

Örnek:

The new software offers enhanced security features.
Yeni yazılım gelişmiş güvenlik özellikleri sunuyor.

complete

/kəmˈpliːt/

(adjective) tamamlanmış, eksiksiz, tam;

(verb) tamamlamak, bitirmek

Örnek:

The puzzle is now complete.
Yapboz şimdi tamamlandı.

total

/ˈtoʊ.t̬əl/

(noun) toplam, bütün;

(adjective) toplam, tam, bütün;

(verb) toplamı olmak, tutmak

Örnek:

The total cost of the trip was $500.
Gezinin toplam maliyeti 500 dolardı.

intensify

/ɪnˈten.sə.faɪ/

(verb) yoğunlaştırmak, şiddetlendirmek

Örnek:

The storm began to intensify as it moved closer to the coast.
Fırtına kıyıya yaklaştıkça şiddetlenmeye başladı.

heighten

/ˈhaɪ.t̬ən/

(verb) artırmak, şiddetlendirmek, yükseltmek

Örnek:

The tension in the room began to heighten.
Odadaki gerilim artmaya başladı.

amplify

/ˈæm.plə.faɪ/

(verb) yükseltmek, genişletmek, güçlendirmek

Örnek:

The musician used an amplifier to amplify his guitar.
Müzisyen gitarını yükseltmek için bir amplifikatör kullandı.

magnify

/ˈmæɡ.nə.faɪ/

(verb) büyütmek, abartmak

Örnek:

The microscope can magnify objects up to 1000 times.
Mikroskop nesneleri 1000 kata kadar büyütebilir.

deepen

/ˈdiː.pən/

(verb) derinleştirmek, derinleşmek, pekiştirmek

Örnek:

The workers had to deepen the well to reach more water.
İşçiler daha fazla suya ulaşmak için kuyuyu derinleştirmek zorunda kaldılar.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren