Avatar of Vocabulary Set Bilgisayar

IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 5) İçinde Bilgisayar Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 5)' içinde 'Bilgisayar' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

access

/ˈæk.ses/

(noun) erişim, giriş, faydalanma hakkı;

(verb) erişmek, almak, girmek

Örnek:

The only access to the building was through a back alley.
Binaya tek erişim arka sokaktan sağlanıyordu.

monitor

/ˈmɑː.nə.t̬ɚ/

(noun) monitör, ekran, varan;

(verb) izlemek, gözlemlemek

Örnek:

The nurse checked the patient's vital signs on the monitor.
Hemşire hastanın hayati belirtilerini monitörden kontrol etti.

GIF

/ɡɪf/

(noun) GIF

Örnek:

I sent her a funny GIF of a cat playing the piano.
Ona piyano çalan bir kedinin komik bir GIF'ini gönderdim.

bug

/bʌɡ/

(noun) böcek, haşere, dinleme cihazı;

(verb) rahatsız etmek, canını sıkmak, dinleme cihazı yerleştirmek

Örnek:

There's a little bug crawling on the wall.
Duvarda küçük bir böcek sürünüyor.

icon

/ˈaɪ.kɑːn/

(noun) ikon, sembol, simge

Örnek:

Marilyn Monroe remains a fashion icon.
Marilyn Monroe bir moda ikoni olmaya devam ediyor.

USB

/ˌjuː.esˈbiː/

(abbreviation) USB, Evrensel Seri Veri Yolu

Örnek:

I need a USB cable to connect my printer.
Yazıcımı bağlamak için bir USB kablosuna ihtiyacım var.

DVD

/ˌdiː.viːˈdiː/

(noun) DVD

Örnek:

Can you put the DVD in the player?
DVD'yi oynatıcıya koyar mısın?

desktop

/ˈdesk.tɑːp/

(noun) masaüstü, masaüstü bilgisayar

Örnek:

He cleared his desktop before starting work.
İşe başlamadan önce masaüstünü temizledi.

clipboard

/ˈklɪp.bɔːrd/

(noun) notluk, klipsli defter, pano

Örnek:

The nurse carried a clipboard with patient charts.
Hemşire, hasta çizelgeleriyle birlikte bir notluk taşıyordu.

cache

/kæʃ/

(noun) önbellek, saklanmış şey, gizli depo;

(verb) saklamak, önbelleğe almak, gizlemek

Örnek:

The police discovered a cache of weapons in the abandoned building.
Polis, terk edilmiş binada bir silah deposu keşfetti.

webcam

/ˈweb.kæm/

(noun) webcam, web kamerası

Örnek:

I use my webcam for video calls with my family.
Ailemle görüntülü görüşmeler için webcam'imi kullanıyorum.

screen saver

/ˈskriːnˌseɪ.vɚ/

(noun) ekran koruyucu

Örnek:

I downloaded a new screen saver with photos of tropical beaches.
Tropikal plaj fotoğrafları içeren yeni bir ekran koruyucu indirdim.

software

/ˈsɑːft.wer/

(noun) yazılım

Örnek:

This computer needs new software to run the latest applications.
Bu bilgisayarın en son uygulamaları çalıştırmak için yeni yazılıma ihtiyacı var.

hardware

/ˈhɑːrd.wer/

(noun) donanım, nalburiye, hardware

Örnek:

We need to buy some new hardware for the kitchen cabinets.
Mutfak dolapları için yeni donanım almamız gerekiyor.

motherboard

/ˈmʌð.ɚ.bɔːrd/

(noun) anakart

Örnek:

The CPU is installed directly onto the motherboard.
CPU doğrudan anakarta takılır.

login

/ˈlɑːɡ.ɪn/

(noun) giriş;

(verb) giriş yapmak

Örnek:

Please complete your login to access your account.
Hesabınıza erişmek için lütfen giriş işleminizi tamamlayın.

browse

/braʊz/

(verb) dolaşmak, göz gezdirmek, incelemek;

(noun) göz gezdirme, dolaşma

Örnek:

I like to browse in bookstores for hours.
Kitapçılarda saatlerce dolaşmayı severim.

install

/ɪnˈstɑːl/

(verb) kurmak, yerleştirmek, atamak

Örnek:

We need to install the new washing machine today.
Bugün yeni çamaşır makinesini kurmamız gerekiyor.

uninstall

/ˌʌn.ɪnˈstɑːl/

reset

/ˌriːˈset/

(verb) sıfırlamak, yeniden ayarlamak, yerine oturtmak;

(noun) sıfırlama, yeniden başlatma

Örnek:

I need to reset my password.
Şifremi sıfırlamam gerekiyor.

print

/prɪnt/

(verb) basmak, yazdırmak, basılı harflerle yazmak;

(noun) baskı, yazılı materyal, iz

Örnek:

The company decided to print a new edition of the book.
Şirket, kitabın yeni bir baskısını basmaya karar verdi.

save

/seɪv/

(verb) kurtarmak, korumak, biriktirmek;

(noun) kurtarma, tasarruf, birikim

Örnek:

The lifeguard saved the drowning child.
Cankurtaran boğulan çocuğu kurtardı.

shut down

/ʃʌt daʊn/

(phrasal verb) kapatmak, faaliyetini durdurmak, durdurmak

Örnek:

The factory decided to shut down due to financial difficulties.
Fabrika, mali zorluklar nedeniyle kapanmaya karar verdi.

format

/ˈfɔːr.mæt/

(noun) biçim, düzen;

(verb) biçimlendirmek, düzenlemek, başlatmak

Örnek:

The book was published in a new format.
Kitap yeni bir formatta yayımlandı.

Photoshop

/ˈfoʊ.t̬oʊ.ʃɑːp/

(trademark) Photoshop, Photoshop yazılımı;

(verb) Photoshop'lamak, Photoshop ile düzenlemek

Örnek:

She used Photoshop to enhance the colors in her landscape photograph.
Manzara fotoğrafındaki renkleri geliştirmek için Photoshop kullandı.

refresh

/rɪˈfreʃ/

(verb) ferahlatmak, canlandırmak, yenilemek

Örnek:

A cool drink will refresh you.
Serin bir içecek sizi ferahlatacak.

paste

/peɪst/

(noun) macun, hamur, yapıştırıcı;

(verb) yapıştırmak, eklemek

Örnek:

Mix the flour with water to form a smooth paste.
Pürüzsüz bir macun oluşturmak için unu suyla karıştırın.

application

/ˌæp.ləˈkeɪ.ʃən/

(noun) başvuru, uygulama, kullanım

Örnek:

I submitted my application for the new job.
Yeni iş için başvurumu yaptım.

program

/ˈproʊ.ɡræm/

(noun) program, plan, yayın;

(verb) programlamak, ayarlamak, planlamak

Örnek:

I wrote a simple program to calculate my expenses.
Harcamalarımı hesaplamak için basit bir program yazdım.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren