Avatar of Vocabulary Set 101-150

DERS KİTAPLARINA YAKIN 600 KELİME İçinde 101-150 Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'DERS KİTAPLARINA YAKIN 600 KELİME' içinde '101-150' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

individual

/ˌɪn.dəˈvɪdʒ.u.əl/

(noun) birey, kişi;

(adjective) bireysel, ayrı, özgün

Örnek:

Every individual has the right to express their opinion.
Her bireyin kendi fikrini ifade etme hakkı vardır.

embrace

/ɪmˈbreɪs/

(verb) kucaklamak, sarılmak, benimsemek;

(noun) kucaklama, sarılma

Örnek:

She leaned in to embrace her friend.
Arkadaşına sarılmak için eğildi.

challenge

/ˈtʃæl.ɪndʒ/

(noun) meydan okuma, düello çağrısı, zorluk;

(verb) meydan okumak, itiraz etmek, sorgulamak

Örnek:

He accepted the challenge to a duel.
Düello meydan okumasını kabul etti.

failure

/ˈfeɪ.ljɚ/

(noun) başarısızlık, hüsran, ihmal

Örnek:

The project was a complete failure.
Proje tam bir başarısızlıktı.

detailed

/ˈdiː.teɪld/

(adjective) detaylı, ayrıntılı

Örnek:

The report provided a detailed analysis of the market trends.
Rapor, piyasa eğilimlerinin detaylı bir analizini sundu.

in advance

/ɪn ədˈvæns/

(phrase) önceden, peşin

Örnek:

Please let us know in advance if you need any special arrangements.
Özel düzenlemelere ihtiyacınız olursa lütfen önceden bize bildirin.

itinerary

/aɪˈtɪn.ə.rer.i/

(noun) seyahat planı, güzergah

Örnek:

Our travel agent prepared a detailed itinerary for our trip to Italy.
Seyahat acentemiz İtalya gezimiz için detaylı bir seyahat planı hazırladı.

selfie

/ˈsel.fi/

(noun) selfie, özçekim

Örnek:

She posted a selfie on Instagram.
Instagram'a bir selfie paylaştı.

journalist

/ˈdʒɝː.nə.lɪst/

(noun) gazeteci

Örnek:

The journalist interviewed the politician about the new policy.
Gazeteci, yeni politika hakkında politikacıyla röportaj yaptı.

disguise

/dɪsˈɡaɪz/

(verb) gizlemek, kamufle etmek, örtbas etmek;

(noun) kılık değiştirme, gizleme

Örnek:

He tried to disguise his voice on the phone.
Telefonda sesini gizlemeye çalıştı.

candidate

/ˈkæn.dɪ.dət/

(noun) aday, sınav öğrencisi

Örnek:

She is a strong candidate for the job.
İş için güçlü bir aday.

confide

/kənˈfaɪd/

(verb) sırrını vermek, içini dökmek

Örnek:

She decided to confide in her best friend about her problems.
Sorunlarını en iyi arkadaşına açmaya karar verdi.

apply

/əˈplaɪ/

(verb) başvurmak, müracaat etmek, sürmek

Örnek:

You should apply for the job by Friday.
Cuma gününe kadar işe başvurmalısın.

multitask

/ˌmʌl.tiˈtæsk/

(verb) çoklu görev yapmak, aynı anda birden fazla iş yapmak

Örnek:

It's hard to multitask effectively when you have too many distractions.
Çok fazla dikkat dağıtıcı şey varken etkili bir şekilde çoklu görev yapmak zordur.

endure

/ɪnˈdʊr/

(verb) katlanmak, dayanmak, sürmek

Örnek:

She had to endure a long period of illness.
Uzun bir hastalık dönemine katlanmak zorunda kaldı.

prefer

/prɪˈfɝː/

(verb) tercih etmek

Örnek:

I prefer coffee to tea.
Çaya kahveyi tercih ederim.

administrative

/ædˈmɪn.ɪˌstreɪ.t̬ɪv/

(adjective) idari, yönetimsel

Örnek:

She handles all the administrative tasks in the office.
Ofisteki tüm idari işleri o halleder.

financial

/faɪˈnæn.ʃəl/

(adjective) finansal, mali

Örnek:

The company is facing serious financial difficulties.
Şirket ciddi finansal zorluklarla karşı karşıya.

trend

/trend/

(noun) trend, eğilim, yönelim;

(verb) eğilim göstermek, yönelmek

Örnek:

The latest trend in fashion is minimalist design.
Modadaki son trend minimalist tasarımdır.

skill

/skɪl/

(noun) beceri, yetenek

Örnek:

He has excellent communication skills.
Mükemmel iletişim becerilerine sahip.

available

/əˈveɪ.lə.bəl/

(adjective) mevcut, kullanılabilir

Örnek:

The book is available at the library.
Kitap kütüphanede mevcut.

assistance

/əˈsɪs.təns/

(noun) yardım, destek

Örnek:

Can I offer you any assistance?
Size herhangi bir yardım sunabilir miyim?

educational

/ˌedʒ.əˈkeɪ.ʃən.əl/

(adjective) eğitimsel, öğretici, bilgilendirici

Örnek:

The museum offers many educational programs for children.
Müze çocuklar için birçok eğitim programı sunuyor.

expense

/ɪkˈspens/

(noun) masraf, gider, giderler

Örnek:

Buying a new car is a big expense.
Yeni bir araba almak büyük bir masraftır.

leader

/ˈliː.dɚ/

(noun) lider, başkan, önder

Örnek:

The team's leader motivated everyone to work harder.
Takımın lideri herkesi daha çok çalışmaya motive etti.

productive

/prəˈdʌk.tɪv/

(adjective) verimli, üretken, bereketli

Örnek:

It was a very productive meeting, we made a lot of decisions.
Çok verimli bir toplantıydı, birçok karar aldık.

interpersonal

/ˌɪn.t̬ɚˈpɝː.sən.əl/

(adjective) kişilerarası, insanlararası

Örnek:

Good interpersonal skills are essential for teamwork.
İyi kişilerarası beceriler ekip çalışması için çok önemlidir.

isolated

/ˈaɪ.sə.leɪ.t̬ɪd/

(adjective) izole, uzak, ayrılmış

Örnek:

The village is very isolated, with no public transport.
Köy çok izole, toplu taşıma yok.

physical

/ˈfɪz.ɪ.kəl/

(adjective) fiziksel, bedensel, maddi;

(noun) fiziksel muayene, sağlık kontrolü

Örnek:

Regular physical activity is important for health.
Düzenli fiziksel aktivite sağlık için önemlidir.

comedian

/kəˈmiː.di.ən/

(noun) komedyen, güldürücü

Örnek:

The comedian had the audience roaring with laughter.
Komedyen seyirciyi kahkahalara boğdu.

performance

/pɚˈfɔːr.məns/

(noun) performans, icraat, gösteri

Örnek:

The performance of the new engine is impressive.
Yeni motorun performansı etkileyici.

humid

/ˈhjuː.mɪd/

(adjective) nemli, rutubetli

Örnek:

The weather today is very humid.
Bugün hava çok nemli.

terrified

/ˈter.ə.faɪd/

(adjective) korkmuş, dehşete düşmüş

Örnek:

She was terrified of spiders.
Örümceklerden korkuyordu.

discreet

/dɪˈskriːt/

(adjective) gizli, ihtiyatlı, ketum

Örnek:

He made a few discreet inquiries about the job.
İş hakkında birkaç gizli soru sordu.

hilarious

/hɪˈler.i.əs/

(adjective) çok komik, güldürücü

Örnek:

The comedian's jokes were absolutely hilarious.
Komedyenin şakaları kesinlikle çok komikti.

nonstop

/ˌnɑːnˈstɑːp/

(adverb) durmaksızın, kesintisiz;

(adjective) aktarmasız, kesintisiz

Örnek:

The train traveled nonstop for five hours.
Tren beş saat durmaksızın yolculuk etti.

resource

/ˈriː.sɔːrs/

(noun) kaynak, varlık, beceri;

(verb) kaynak sağlamak, finanse etmek

Örnek:

The company has limited financial resources.
Şirketin sınırlı finansal kaynakları var.

discipline

/ˈdɪs.ə.plɪn/

(noun) disiplin, terbiye, bilim dalı;

(verb) disipline etmek, terbiye etmek

Örnek:

The school has strict discipline rules.
Okulun katı disiplin kuralları var.

survey

/ˈsɝː.veɪ/

(noun) anket, araştırma, inceleme;

(verb) incelemek, gözden geçirmek, ölçmek

Örnek:

The architect conducted a survey of the building's structural integrity.
Mimar, binanın yapısal bütünlüğü hakkında bir inceleme yaptı.

result

/rɪˈzʌlt/

(noun) sonuç, netice, skor;

(verb) sonuçlanmak, kaynaklanmak

Örnek:

The positive result of the experiment was celebrated.
Deneyin olumlu sonucu kutlandı.

reveal

/rɪˈviːl/

(verb) ortaya çıkarmak, açıklamak, göstermek

Örnek:

The investigation revealed the truth.
Soruşturma gerçeği ortaya çıkardı.

customer

/ˈkʌs.tə.mɚ/

(noun) müşteri

Örnek:

The store offers excellent service to its customers.
Mağaza, müşterilerine mükemmel hizmet sunar.

preference

/ˈpref.ər.əns/

(noun) tercih, yeğleme, tercih edilen

Örnek:

She has a strong preference for classical music.
Klasik müziğe karşı güçlü bir tercihi var.

analysis

/əˈnæl.ə.sɪs/

(noun) analiz, inceleme, ayrıştırma

Örnek:

The report provides a detailed analysis of the market trends.
Rapor, piyasa eğilimlerinin ayrıntılı bir analizini sunmaktadır.

beautician

/bjuːˈtɪʃ.ən/

(noun) güzellik uzmanı, estetisyen

Örnek:

The beautician gave her a relaxing facial.
Güzellik uzmanı ona rahatlatıcı bir yüz bakımı yaptı.

influencer

/ˈɪn.flu.ən.sɚ/

(noun) influencer, etkileyici

Örnek:

The brand collaborated with a popular fashion influencer to promote their new collection.
Marka, yeni koleksiyonlarını tanıtmak için popüler bir moda influencer'ı ile işbirliği yaptı.

therapist

/ˈθer.ə.pɪst/

(noun) terapist

Örnek:

She decided to see a therapist to help with her anxiety.
Anksiyetesi için bir terapist görmeye karar verdi.

opinion

/əˈpɪn.jən/

(noun) fikir, kanaat, kamuoyu

Örnek:

What's your opinion on the new policy?
Yeni politika hakkındaki fikriniz nedir?

presence

/ˈprez.əns/

(noun) varlık, mevcudiyet, duruş

Örnek:

Her presence filled the room with joy.
Onun varlığı odayı neşeyle doldurdu.

employee

/ɪmˈplɔɪ.iː/

(noun) çalışan, işçi

Örnek:

The company has over 500 employees worldwide.
Şirketin dünya genelinde 500'den fazla çalışanı var.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren